SAĞLIK

235

 

SAĞLIK

 

Dünya Sağlık Örgütü
(WHO) tarafından kabul edilen “bedensel, zihinsel ve toplum­sal olarak tam
bir iyilik hali” tanımına rağ­men sağlık, belirsiz bir kavram olmaya de­vam
etmektedir. Bu belirsizlik büyük ölçü­de kavramın tanım anlamının alabildiğine
geniş olmasından ve tanımın içerdiği alt-ta-nım gruplarıyla ilgili bir fikir
birliği sağla­namamasından kaynaklanmaktadır. Bir yandan insanın yaşam
koşullan; hijyen, beslenme, ekonomik refah, eğitim ve hatta içinde bulunulan
yönelim biçimi insan sağ­lığım doğrudan etkilerken, bir yandan da insanın
kendini sağlıklı, ya da sağlıksız ola­rak algılamasına yol açan sübjektif değer­lendirmeler
sağlık tanımında Önem taşı­maktadır. Tutarlı bir sağlık tanımı için mut­laka
belirlenmesi gereken ‘hastalık nedir?’,

‘normallik nedir?’
sorularının cevapları net bîr biçimde bîr türlü verilememektedir. Modern tıp,
hastalıklara yol açan etkenleri tam olarak saptayamadığı gibi, saptayabil­diği
çok sayıda etkenin karşılıklı ilişkilerini de bilememektedir. Zihin ve bedenin,
zihin sağlığı ve beden sağlığının ayrı ayrı ele alınmaları sağlık tanımında
yeni karışıklık­lara düşülmesine neden olmaktadır. Daha­sı, sağlık
teknolojisindeki gelişmeler, sağ­lık hizmetlerinin çeşitlenmesi ve bu hiz­metlerde
çok sayıda işgücünün istihdamı, ülkeler arasındaki ekonomik düzey farkla­rıyla
birleşince sağlık sorunlarının farklı­laşması sonucunu doğurmaktadır. Geri kal­mış
olarak nitelenen ülkelerde hijyen ve yeterli beslenme koşullarının olumsuzlu­ğundan
kaynaklanan hastalıklar, denetle­nemeyen doğumlar, eğitimsizlik en önemli
sağlık sorunları iken, bunlar gelişmiş sana­yi toplumlarında yerlerini zihinsel
rahatsız­lıklara, trafik ve iş kazalarına, alkol ve uyuşturucu madde
bağımlılıklarına, cinsel yoldan bulaşan hastalıklara bırakmakta­dır.

Fakat birçok tanımı
belirsiz kavram gibi sağlık kavramı da, toplumun ve insan haya­tının temel
dinamiklerinden olmaya devam etmektedir. Hemen her insanın kendine gö­re bir
sağlık anlayışı, her yönetim biçiminin bir sağlık politikası vardır. Günümüzün
modern toplumlarında bireylerin ve yöne­timlerin sağlığa bakışını modern tıbbın
bi­limsel ön-kabulleri ve çalışmalarından ürettiği sonuçlar belirler.

Dünya Sağlık
Örgütü’nün 1958’de yaptı­ğı sağlık tanımı, özellikle koruyucu hekim­lik
alanında tartışmasız kabul görmektedir: “Sağlık, yalnızca hastalık veya
sakatlığın olmaması değil, fiziksel, zihinsel ve toplumsal olarak tam bir
iyilik halidir.” Sağlı­ğı, olumlu ölçütlerden yola çıkarak belirle­meye
çalışan bu tanım, gerçeğe değil, idea­le yöneliktir. Bu tanıma göre günümüz dün­yasında
yaşayan hiç kimsenin sağlıklı ol­madığım söylemek mümkündür. Kaldı ki, bu
tanım, modern tıbbın bilimsel ön-kabul-leriyle de tam bir karşıtlık halindedir.
Çün­kü modern tıp araştırma ve uygulamaların­da J. Bentham’ın 1789rda yaptığı,
“sağlık, hastalığın olmaması halidir” tanımına uy­gun bir çalışma
izlemektedir. Modern tıbba göre hastalık, bireyin nesnel (objektif) iş­levlerinde
bir bozukluk olması ve öznel (sübjektif) bir rahatsızlık, yeteneksizlik hali
hissetmesidir. Her hastalığın, bazıları tek­nolojik yetersizlikler yüzünden
saptanma-sa bile, ölçülebilir işaretleri vardır. Beden, zihnin taşıyıcısı değil
üreticisidüt Zihinsel rahatsızlıklar son tahlilde bedendeki (be­yindeki) bir
bozukluğun sonucu olup onlar­da ölçülerek, som ulaştırılabilirler, insanın
bedensel ve zihinsel gelişiminde kal ıh m bi­rincil, kültür ve çevre ise
ikincil rol oynar­lar. Normal olanı tesbit etmenin tek yolu İs­tatistiksel
araştırmalardır. Normal, çoğun­luk tarafından paylaşılan durumdur. Nor-mallik
ve sağlıklılık her zaman aynı anlam­lara gelmezler. Örneğin, üstün zekâlılık ve­ya
fazla güçlü olma, normal olmayan du­rumlar oldukları halde, zihin ve beden sağ­lığına
olumlu katkıda bulunurlar. Ya da ter­sine birçok insanda rastlanması nedeniyle
diş çürükleri normal, fakat sağlıksızlık işa­retidirler. Toplumun normlarıyla
aynı özel­likleri taşıma şartı bulunmamakla birlikte, toplumun normlarına uyum
gösterme zihin sağlığında vazgeçilemez niteliktedir. Üs­tün zekâlılık
çoğunluğun taşımadığı bir özelliktir, ama zihinsel olarak sağlıklı olabilmek
için üstün zekâlılar çoğunluğa uy­mak zorundadırlar. Zihin sağlığmdaki top­luma
uyumun beden sağlığmdaki karşılığı çevre şartlarına uyumdur.

Yukarıdaki bilimsel
ön-kabullerden ha­reket eden modem tıp, insanı çeşitli organ-sistemlerine
(sinir sistemi, solunum siste­mi, sindirim sistemi gibi) ayırarak inceler;
ulaşabildiği en küçük birime (örneğin hücre içi yapılara) giderek
organ-sistemlerinin yapılarını ve işleyişlerini anlamaya çalışır; yapı ve işlev
bozukluklarını saptar; bu bo­zuklukların nedenlerini araştırır. Araştır­malarının
sonuçlarına göre hastalıkları ka­baca, doğuştan-kalıtımsal hastalıklar, bes­lenme
bozuklukları, bulaşıcı hastalıklar, neoplazmlar (urlar, kanserler), bedenin yıp­ranmasına
(dejeneratif) ve bağışıklık meka­nizmasındaki yetersizliklere (immün defi-sit)
bağlı hastalıklar, kaza ve örselenmele-rin yol açtığı durumlar, iatrojenik
hastalık­lar (tıbbi yanlış uygulamaların neden oldu­ğu hastalıklar) ve nedeni bilinmeyen
(idio-paük) hastalıklar olmak üzere kategorilere ayırır. Belirlediği bu
hastalıkları iyileştir­mek için değişik tedavi biçimleri (ilaç, cer­rahi vb.)
uygular. Tedavisi mümkün olma­yan kalıcı özürlere yol açan hastalıklara maruz
kalmış bireylerin iş ve gündelik ha­yatlarını en az yardanla sürdürebilmelerini
sağlamak için (rehabilitasyon) uğraşır. Özellikle değiştirilebilir yaşam
koşulların­da ve bilgi eksikliğinden kaynaklanan has­talıkların ortaya
çıkmaması için koruyucu önlemler alır.

Fakat modern tıbbın
çalışma ve uygula­maları her zaman böyle kesin ve düz bir çiz­gi izlemez.
Bütür. bu işlemler için dev bir teknolojiye, yeni kurumlaşmalara, çek sa­yıda
insan gücüne ihtiyaç vardır. Her ülkenin ekonomik gelişmişlik düzeyi bu ihti­yaçları
karşılayamadığı gibi, çoğu zaman uygulanan genel ekonomik politikalarla, sağlık
hizmetlerinin gerektirdiği politikalar arasında uzlaşmazlıklar ortaya çıkar. Mo­dern
dünya ülkeleri arasında gelişmişlik dü­zeylerine göre yapılan aynm, genellikle
sağlık alanına da aynı biçimde yansır. Ge­lişmiş ülkeler, sağlık hizmetlerini
iyi örgüt­lemiş; gelişmemiş ülkeler sağlık hizmetle­rini iyi örgütleyememiş
ülkeler olarak kar­şımıza çıkar. Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslararası
kuruluşlar aracılığıyla, geliş­memiş ülkeleri gelişmiş ülkeler düzeyine
çıkarmak için çalışmalar yapılır. Modern tıbbın elde ettiği basanlardan
gelişmemiş ülkelerin de azami ölçüde yararlanabilmesi amaçlanır.

Modern tıbbın sağlık
alanında elde ettiği basanlar,

 a) Aşılar ve antibiyotikler aracılı­ğıyla ve koruyucu
hekimlik alanındaki uy­gulamalarla salgın bulaşıcı hastalıkların in­sanlara
verdiği zarann önemli miktarlarda azaltılması,

 b) Tıp teknolojisinin sağladığı yeni teşhis ve tedavi
teknikleriyle hastalık­larla başetmede yeni yollar bulunması,     c)
Genetik danışmanlık aracılığıyla bazı kalıt­sal hastalıkların, bebeğin anne
karnındaki durumunu tesbit edebilen aygıtlar aracılı­ğıyla gelişmiş
bozukluklarının önceden be­lirlenebilmesi ve ortaya çıkışlarının engel­lenmesi,

 d) Bütün bunların sonucu olarak bebek Ölüm hızlarında
azalma sağlanırken ortalama yaşam süresinin artırılması şek­linde
sıralanabilir. Fakat bütün bu başarıla­rın bedelleri oldukça tartışmalıdır.
Modem tıp, geleneksel tıbbın tersine konu olarak hastalığı değil, hasta bedeni;
amaç olarak sağlığı değil, normalliği ele alması; iktidar­la bağlantılı yeni
kurumlaşmalar oluştur-

ması; başanlannın
gerçek başarılar olmadı­ğı; insanlara mutluluk sağlamadığı noktala­rında
çeşitli yazarlar tarafından eleştiril­mektedir. Gelişmiş ülkelerde her yeni tıbbî
başanyı yeni amansız hastalıkların, artan psikolojik rahatsızlıklann izlemesi
bu eleş­tirileri doğrular niteliktedir.

Sağlık kavramının
böylesine belirsiz ol­duğu şartlarda “sağlık yönünden gençlik yaş grubunda
ölüm nedenlerinin en önemli bölümünü trafik kazaları ve intiharların
oluşturduğu gelişmiş ülkeler mi, yoksa faz­la nüfusları, hızlı bebek ölümleri
ile bulaşı­cı hastalıkların pençesindeki gelişmemiş ülkeler mi daha İyi
durumdadır?” sorusu daha uzun süre net biçimde cevaplanama-yacaktır.

Erol GÖKA