Sadık Hidayet – Kör Baykuş

Sadık Hidayet – Kör Baykuş

Annesi, ‘Salgı salamaz ol!’ diye beddua eder yavru örümceğe.
Küçük örümcek ağ yapamayınca ölüme kurban gider. (s. 11)

Gel gidelim içelim,

Rey şarabından içelim!

Şimdi içmezsek onu,

Ya ne zaman içelim?

Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta
yiyen, kemiren yaralar.

…tek korkum: yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan.

Hayat tecrübelerimle şu yargıya vardım ki, başkalarıyla
benim aramda korkunç bir uçurum var, anladım, elden geldiğince susmam gerek,
elden geldiğince düşüncelerimi kendime saklamalıyım. (s. 15)

Fakat ben gölgem için yazıyorum, gaz lambasının duvara yansıttığı
gölgem için. Kendimi ona tanıtmalıyım.

(güneş ışını) bana bir kadın, daha çok bir melek kılığında
göründü. (s. 16)

Ben bu hayatta da onun yanında olmalıydım. Hiçbir zaman el
sürmek değildi istediğim; gövdemin görünmez ışınlarının ona değmesi bana
yetiyordu. (s. 20)

Hiç şaşkınlık göstermeden, tek söz söylemeden odama
gelmişti. İlk karşılaşmamız böyle olacak diye tasarlamıştım hep. Sanki çok
derin bir uykuya gömülmüştüm ve böyle bir rüya görebilmek için de gerçekten
derin bir uykuya dalmış olmak gerekirdi ve o uykunun o sessizliği, benim için
ebedi bir hayatın işareti gibiydi, çünkü ezelde ve ebediyette konuşma yoktur.
(s. 23-24)

Ölüydü de niçin açılmıştı gözleri? Bilmiyorum. Acaba rüya mı
görmüştüm, yoksa gerçek mi?

Ben bu ölüyü ne yapacaktım, çürümeye başlamış bu cesedi? (s.
28)

Derken aklıma geldi: Cesedi parçalar, parçaları bavuluma, şu
benim eski bavula koyar, götürür, uzaklara, gözlerden çok uzak bir yere
gömerim. (s. 29)

Üzerine topraklar attım, toprağı çiğnedim, sımsıkı
pekiştirdim. (s. 32)

…bugün bir mezar; kazdım, kazarken de şu testiyi buldum.

İşte sana veriyorum testiyi, benden sana yadigâr! (s. 33)

Dün gece yaptığım portreyi kutudan çıkardım, testidekiyle karşılaştırdım.
En küçük bir fark yoktu, biri ötekinin aynıydı adeta.

Böyle bir rastlantı mümkün müydü? Hayatımın olanca
bedbahtlığı tekrar gözümün önüne geldi. (s. 35)

Bütün hayatımı bir salkım üzüm gibi avucumda sıkmak
istiyorum, (s. 39)

Geceleri derin, boş bir uykuya gömülmeden az önce, varlığım iki
dünyanın sınırında dalgalarda çırpınırken, hülyalara dalıyordum. Bir anda
kendiminkinden farklı bir varlığı aşıp geçiyordum. Bir başka hava soluyor,
kendimden kaçmak, kaderimi değiştirmek ister gibi uzaklara gidiyordum. Ancak
gözlerimi yumunca gerçek dünyam çıkıyordu karşıma. Bu hayal görüntü, kendi özel
hayatını yaşıyordu. Dilediği gibi yok oluyor, yeniden ortaya çıkıyordu. İrademin
dışındaydı olanlar. (s. 52)

Ah, keşke ölümün eşiğinde olanların hepsi, bu benim
gördüklerimi görselerdi! Bazen bunu da düşündüm. Istırap, korku, dehşet ve
yaşama arzusu, hepsi bitmişti bende. (s. 68)

Yalnız ölüm yalan söylemez!

Ölümün varlığı bütün vehim ve hayalleri yok eder. Bizler ölümün
çocuklarıyız, hayatın aldatmacalarından bizi o kurtarır. Hayatın derinlerinden
seslenir, yanına çağırır bizi. Ve biz, henüz insanların dilini bile
anlamadığımız yaşlarda, ara sıra oyunlarımızı yarıda kesiyorsak, bunun nedeni,
ölümün seslenişini duymuş olmamızdır… (s. 69)

…öyle sanıyordum ki aşk ve kin aynı şeydiler. (s. 83)

Aynaya gittim, ama korkunun şiddetinden ellerimi yüzüme kapadım:
Benziyordum, hayır, ben o ihtiyar hurdacı olmuştum. (s. 84)

…ve bir ölünün ağırlığı, eziyordu göğsümü… (s. 85)

Sonsöz

Sadık Hidayet, 17 Şubat 1903’te Tahran’da doğmuş,

…itibarlı bir ailedendi.

…kolejden ayrıldı,

Belçika’ya gitti, oradan Fransa’ya geçti.

Paris’te yazmaya başladı.

1930’da Tahran’a döndü.

…geçimini sıradan bir kâtip, bir muhasip olarak sağladı.

Hindistan’a gitti ve Kör Baykuş’u ilkin orada yayınladı.

Başbakan olan eniştesinin, Müslüman bir yobaz tarafından 7
Mart 1951’de katledilişi, kendi canına da kıyması için, bardağı taşıran son
damla oldu.

9 Nisan 1951 günü dairesine kapandı ve bütün delikleri
tıkadıktan sonra gaz musluğunu açtı.

Kör Baykuş’un eylemi, olayları, zaman ve mekân dışında
kalır.

Baba, amca, arabacı, mezarcı, ihtiyar hurdacı ve nihayet
romanın “kahraman” ı, aslında tek kişidir,

Sebeple sonuç arasında bir nedensellik yoktur,

Bu roman, daha çok, sessizce katlanılan bir acının
ifadesidir

Yalnız ölüm kurtarır, bizi bütün aldanışlardan bir ölüm
kurtarabilir,

Bûf-i kûr

Behçet Necatigil

4. baskı, Nisan 2008