SAÇMA

194

 

SAÇMA

 

Saçma kavramı, Latince
Absurdus keli­mesinden türeyerek batı dillerine geçmiş olan Absürde karşılığı
olmak üzere kullanı­lan ve Latince etimolojik yapısı ile imkan­sız, abes,
yersiz, muhal ve budala anlamla­rına gelen bir kelimedir.

Saçma kavramı, terim
anlamı olarak, bir dilsel deyiş ya da önermenin mantık ilkele­rine veya çıkanm
ve kıyas kurallarına aykı­rılığı anlamında kullanılmaktadır.

Saçma bir düşünce,
öğeleri birbirini tut­mayan, anlamca birbirini dışlayan, birbiriy­le
bağdaşmayan bir düşüncedir. Mantığın terimler veya kavramlar alanında, bir kav­ramın
söylenmesinden sonra, anlamca ken­disi ile uyuşmayan ve birbirini tutmayan di­ğer
bir kavramın söylenmiş olması mantı­ken bir saçmalığı dile getirir. Örneğin,
“dai­re kare” veya “üçgensel dörtgen” kavramla­rı saçma
birer kavramdır. Saçmalık, bir kavramın, mantıksal tanımı esnasında an­lamca
dışarıda bırakılan özellikleri yüklen­miş bir diğer kavramla nitelendirilmesi
ve­ya özdeşleştirilmesi durumunda sözkonusu olabilmektedir. Bu anlamı
itibariyle “dört-köşeli üçgen” tabiri, mantıksal bir saçmalı­ğa veya
abesliğe işaret etmektedir. Çünkü, üçgenin tanımı içinde zaten, dörtköşelüik
niteliği dışarıda bırakılmış bir özellik ola­rak mevcuttur. Akıl, böyle bir
kavramı ve kendisine verilen bilgiyi değerlendireme-mekte ve adeta kabul
etmeyerek geri çevir­mektedir. Aklın düşünmediği, kavramsal olarak bir bilgi
ünitesine yerleştiremediği bu tür kavramlara mantık dilinde saçma dendiği gibi,
epistemolojik alanda repug-nance, yani terslik, karşıtlık veya uyuşmaz­lık ismi
verilmektedir. Böyle bir durum, çe­lişik iki kavramın bir arada kullanılması es­nasında
sözkonusu olmaktadır.

Mantığın terimler
alanı yanında, Öner­meler ve çıkarımlar alanında da saçmalık­tan sözetmek
mümkündür. Bir çıkarımın veya kıyasın saçmalığından sözedebilmek için, mevcut
tutarlı ve uygun kıyas kalıpla­rının dışında bir yolla sonuca veya yargıya
ulaşma durumu mevcut olmalıdır. Bu an­lamda, bir kıyastaki sonucun ya da
varlığın yanlışlığı ile saçmalığı arasında bir aynın yapmak zorunludur. Nitekim
yanlış bir so­nuç, öncüllerin yanlışlığına bağlı olabilece­ği gibi, aynı
zamanda kıyas kurallarını ihlal etmeden ulaşılmış bir yargı olabilir. Saçma
sonuç nitelendirmesi ise kıyas, kurallarım doğru bir şekilde uygulamayan ve
öncüller­le arasında bir çelişki ve bir tezat bulunan yargılar için
sözkonusudur. Saçma bir yar­gı, kendi içinde tutarsız olan, ya da tutarsız­lığı
içeren bir yargıdır. Bu tutarsızlığın, doğruluk veya yanlışlık ile bir ilişkisi
de sözkonusu değildir. Çünkü bir önermenin doğru veya yanlışlığı, o Önermenin
empirik yönden doğrulanmasına, denetlenmesine bağlıdır. Bir önermenin
saçmalığından sö­zedebilmek için ise, o önermede mevcut bulunan öncüller ya da
kavramların çelişik olup olmadıklarına bakılmalıdır. Saçmalık­tan söz etmek
demek, bir önerme veya kav­ramın akla aykırılığından, aklın düşüneme­yeceği ve
çelişkiye düşeceği bir durumda bahsetmek demektir.

Saçma kavramı,
mantıkla kazandığı an­lam ile matematik ve geometri gibi alanlar­da bir metod
olarak başvurulan ve kendisin­den yararlanılan bir terim olma özelliğini
kazanmıştır. Mantıkla saçmaya indirgeme metodu olarak isimlendirilen bu yöntem,
matematikte olmayana ergi metodu ile ad­landırılmakta olup bir önermenin, karşı­tının
saçma olduğu ön-kabulünden hareket­le doğruluğunun ispatlanmasıdir. Saçma
anlayışı, geometriye ve genelde matematik alanında ilk olarak İlkçağ Yunan
düşünürü Eukleides (M.Ö. 450-380) tarafından uygu­lanmıştır. Ayrıca saçma
kavramı toplumsal hayatın açıklanmasında kullanılmak sure­tiyle sosyolojik bir
içerik de kazanmıştır. Sosyal hayatta, önceden kabul edilmiş ola­rak toplumsal
kural ve normlara ve insanın kendisinin önceki davranışlarına aykırı ve çelişik
düşen her tutum ve hareket de, saç­ma ve yanlış olarak değerlendirilmektedir.
Bu anlamda bir saçmalıktan, özellikle çağı­mız sanat anlayışları büyük oranda
yarar­lanmaktadırlar. Son kırk-elli yılın absürde tiyatro anlayışı, bu durumun
belirgin bir ifadesidir. Samuel Beckett ve Ionesco’nun tiyatro eserleri bu
alandaki tiyatro anlayışı­nın Örnekleri arasındadır. Bunlar gibi bazı çağdaş
edebiyat akımları da, teoloji ve kla­sik metafizik karşısında evrenin varlığını
ispat edebilmek için, içkin (immanent) bir sebep kabul ederek kainat ve insan
görüşle­rinin ve bunların karşılıklı ilişkilerinin te­meline saçma fikirlerini
yerleştirmişlerdir. Saçma kavramını edebiyatta roman türünde savunan ve
tartışan Fransız yazan Albert Camus olmuştur. Onun L’Etranger (Ya­bancı) adlı
romanı bu alanın seçkin bir ürü­nü olma niteliğini ortaya koyar. Saçma ve
saçmacılıktan sözedildiğinde akla hemen çağdaş bir felsefi akım olan Va­roluşçuluk
ile onun ünlü temsilcilerinden Sören Kierkegaard (1813-1855) ile Jean Paul
Sartre (1905-1980) gelmektedir.

S. Kierkegaard, sonlu
ve sonsuz varlık, yani insan ile Tann arasındaki ilişkiyi ele alırken ve bu
ilişkinin içten, öznel bir ilişki olduğunu belirtirken inanç olgusunu, saçma
kavramı ile açıklama yoluna gitmiş­tir. Kierkegaard, Ortaçağ’ın tipik önermele­rinden
birisi olan ve Tertullianus tarafından ileri sürülen “inanıyorum çünkü
saçmadır” (Credo quia absürdüm) önermesini benim­ser gibidir. Zira bu önerme,
Kierkegaard’ın felsefî iddialarından çıkarılabilecek onun felsefî yapısına en
yakın bir yargıdır. O, ev­renin aklî (rasyonel) bir sistem, yapı olarak
temellendirilmesinde öznelciliğin akla olan uzaklığını (irrasyonalitesini)
saçma kavramı ile açıklamakta idi. İnsan, öznel bir yapı, varlık olarak, aklî
(rasyonel) bir siste­me dahil edilemez. Bu anlamda saçma, öz­nelliğin yapısal
boşluklarının göstergesi, işaretidir. Diğer bir deyişle saçma, Tann (sonsuz
varlık) ile insan (sonlu varlık) ara­sındaki mesafedir. İnsanın, Tann’ya ulaş­ması
bu mesafeden geçmesine, yani saçma­ya inanmasına bağlıdır. Bu da, açık bir bi­çimde,
Kierkegaard’ı Tertullianus’un öner­mesine götürmektedir.

Varoluşçuluğun diğer
bir önemli ismi olan J. P. Sartre’ın felsefesinde saçma kav­ramı, tamamiyle
ontolojik (varlıksal) bir anlam kazanır. Kendinde varlık (etre en-soi) ile
kendisi için varlık (etre pour soi) karşıtlığına veya ikiliğine dayanan Sartre
ontolojisinde saçma kavramı veya niteliği, kendinde varlığın bir özelliği
olarak belirle­nir. Kant’ın tabiri İle fenomenler, nesneler

âlemini ifade eden
kendisinde varlık, mut­lak bir saçmalığa sahiptir. Çünkü, bu saç­malığın
ortadan kalkması için şuurun veya kendisi için varlığın bu alana müdahale et­meli
ve onu bir “şuur için varlık” haline ge­tirmelidir.

Zaten kendisi için
varlığın bir özelliği de kendinde varlık olma çabasına sahip olma­sıdır. Ancak
böyle bir çaba da daima so­nuçsuz kalacaktır. Kendinde varlığın saç­malığı
böylece bir kesin mutlaktık kazana­cağı gibi, kendisi için varlık da çabanın
ger­çekleşmemesi ile bir saçma hayat içine atı­lacaktır. Sartre’a göre hayat,
gerek nesne boyutunda ve gerekse şuur veya insan bo­yutunda olmak üzere
bütünüyle saçmadır. Gerçekte Sartre bu deyim ile evrenin an­lamdan yoksunluğu
ve uzaklığını ifade et­mek istemiştir.

Saçma kavramının
varoluşçuluk ve özellikle Sartre ile kazandığı anlamda yok­sunluk veya
anlamsızlık içeriği, yeni man­tıkçılar tarafından reddedilmektedir. Yeni
mantıkçılar, saçmanın, gerçekte bir anlamı­nın mevut bulunduğunu, fakat bu
anlamın yanlış bir anlam olduğunu dile getirmekte­dirler. Anlamsız olanın ise
hiçbir anlamı yoktur ve bu durumda onun, ne yanlışlığın­dan, ne de
doğruluğundan sözedilebilir. Bu nedenle, saçmayı anlamsızdan ayırmak ge­rekir
demektedirler.

Ortaçağ’da Tertullianus
ve daha sonraki dönemlerde Kierkegaard tara Harından teo-lojik bir içerik
yüklenen ve çağımızda Sart­re ile ontolojik bir kimliğe bürünen saçma kavramı,
son yıllarda kazandığı relativist (izafiyetçi) anlamı ile özellikle M. Foucault
ve J. Lacan taraflarından kullanılmakta­dır.

Ali DÖLEK