Saatin Gizli Yüreği – Elias Canetti

Her büyük çalışmada en çok önem taşıyan şey gereksiz olanın bir yana

atılmasıdır.

Kamusallık insanı dürüstlüğünden eder. Buna rağmen kamusal doğruluk diye bir şey olanaklı mıdır?
Bunun ilk koşulu, insanın sorularını kendisinin sorması sadece kendisinin yanıtlamaması olurdu. Yabancı sorular çarpıtır; insan kendini onlara uydurur; aslında ne pahasına olursa olsun kaçınılması gereken kavramları benimser.

İnsan sadece yeni anlamlar yüklediği sözcükleri kullanmalı.
Gelecekten söz etmeye çalışıyor, kendini beceriksiz biri gibi hissediyor ve susuyor.

İnsanın bulmak istediği birini araması.

Daha çok sevmek, mümkün müydü acaba? Yoksa bir ölüyü daha çok severek hayata döndürmek mümkündü de, daha hiç kimse yeterince sevmedi mi?

Çok fazla sözü olan ancak yalnız olabilir.

Her bakışa karşılık veren hayran olunmuş kadın, sanki kendisine tapılmışçasına ciddi ve kader kadar güçlü. Kendisi sessiz kalıyor. Ama gülümsediği anda herşey berbat oluyor. Kur yapanlara çok erken boyun eğiyor, duyduğu şükran güzelliğini yok ediyor.

“Solon oğlunun ölümüne ağladığında ve biri ona: ‘Bununla hiçbir şey elde edemezsiniz,’ dediğinde, şöyle karşılık verdi: “Ben de zaten o yüzden ağlıyorum, hiç bir şey elde edemediğim için.'”

İnsan ancak hiçbir şey istemediği zaman özgürdür. O halde neden özgür olmak ister?

Tek bir güzel ses uzun bir konuşmadan daha güzeldir.

İnsanın kendi içerisinde bir başkasına henüz ne kadar yolu olduğu, yine kendi içindeki hamleleri bağlıdır.

Yılların olmadığı bir dünya…

Walser gibi bir karakteri kimse kurgulayamazdı. Walser yaradılışına kendisinin de katkıda bulunduğu ve o olmasaydı asla ortaya çıkamayacak olan Kafka’dan daha uç noktadadır.
Kafka’nın karmaşaları, her defasında bulunduğu noktayla ilgilidir. Direnci, eli kolu bağlı oluşundan kaynaklanır. Kendisini geri çekmek için Taoist olur.
Walser’in şansı, babasının başarısızlığıydı. O doğuştan Taoisttir, Kafka gibi Taoist olmak zorunda kalmamıştır.
Ona özgü olan elyazısı, onun yazgısıdır. Bu yazıyla belli şeyleri kaleme almak olanaksızdır. Gerçeklik, kendini yazının güzelliğine uydurur. Bu yazı ona şans getirdiği sürece, yazarak yaşayabilir.
Bu yazı aciz kaldığında, Walser ondan vazgeçer. O yazıdan Herisau’daki yıllarda korkmuş olması mümkündür.
Özelliklede yaşamı bağlamında, Robert Walser beni gittikçe daha çok etkiliyor. O, benim olmadığım her şey: Aziz, masum ve insanı şaşırtacak kadar çocukça bir biçimde içten.
İçten, ama hakikate doğrudan yönelmeksizin; hakikatin çevresini dolanarak o hakikatin kendisine dönüşüyor.
Burada söz konusu olan, Thomas Mann’ın hep galebe çalan ve akıllı arabeskleri değil; Mann, ne demek istediğini hep bilir ve demek istediğinin çevresinde dolanışı sadece görünüştedir. Walser ise kendisi için akıllılığı ister, ama ona sahip olamaz.
Küçük olmayı ister kendisi için, ama küçüklükle suçlanmaya dayanamaz.

50 000 yıl önceye ait bir belgenin bulunması: Tarihin yıkımı…

Neredeyse hep sevgiden söz etti ve kimseyi yanına yaklaştırmadı.

Ölüm deneyimine kendini erken açmış olan, bir daha kendini ona karşı kapatamaz; bu, insanın soluk aldığı ciğere dönüşen bir yara gibidir.

Adı yaptıklarından daha büyük olan insanın vay haline.

“Dua etmek için diz çökemem, çünkü dizlerim kaskatı. Yumuşadığım taktirde dağılıp gitmekten (kendi dağılışımdan) korkuyorum.”
Wittgenstein

Yükselme hırsı, düşüncenin ölümüdür.
..
Bir zamanlar söyleyecek çok şeyi olan bir adamın geç bir dönemde suskunlaşmasından daha sarsıcı bir şey yoktur.
Kendi yaşamına, bütün bir geçmişe boşuna gözüyle bakan düş kırıklarından kaynaklanan suskunluk.

Yol ağzında yolun ayrılmasından ötürü üzüntüye kapılanlar var.
Tsurezure Gusa

Ölüm üzerine susmak. Ne kadar dayanabilirsin buna?

Uzun yaşamanın tehlikesi: İnsanın ne için yaşadığını unutması…

Hayvanlar savunmasızdır ve onlara karşı savaşan kahraman değildir.

Bir başkası olmak, bir başkası, bir başkası. İnsan kandini bir başkası olarak yeniden görebilmeliydi…

Hakikatin ne olduğunu bilmiyorum. Hayatımın kendini onun uğruna tüketmekte olduğunu biliyorum.

Hiçbir şeyi görmezlikten gelemiyorum, yaşamakta olan hiçbir şeyi.

Gittikçe daha çok yitirmek, nasıl yitirdiğini izlemek…

Tamamlanmadan kalmış her şey daha iyiydi. Seni sallantıda ve doyuma ulaşmamış olarak tutuyordu.

Ölüm, yaşayanlar topluluğundan silinip gitmekte.
Hyperion

Dostoyevski. Neredeyse yitirilmiş olan bir yaşam, işte bu kadar değerlidir.

Bir şey vaat etmeyecek kadar yalın sözcükler bulabilir misin?

Her soruya üç bin yanıt. Hangi soru buna dayanabilir ki?

İçinde hiç soru sorulmayan bir dil. Soru işaretlerinin yerine esneme işaretleri.

İnsanın en şiddetli istediği şey, olanaksız olandır.

Tek kurtuluş: Bir başkasının yaşamı.

Daha iyi, iyi, bu sözcükleri, sanki onların içeriklerini ve sınırlarını gerçekten belirleyebilirmişsiniz gibi kullanmak bu kadar kolay ve önemsiz mi?

Dişler yerinde ağzında sözcükler var. Onlarla çiğniyor. Hiçbir zaman dökülmüyorlar.

Kendi yazgısını yeryüzününküsüyle karıştıran adam.

Her şeyin ortadan kaybolmak gibi kötü bir eğilimi var.

O kadar çok anlatılacak şey var ki, insan yaşamının zenginliğinden ötürü utanç duyuyor ve susuyor.

Yargıda bulunmamayı dene. Açıkla. Yargılamaktan daha iğrenç bir şey yoktur. Yargılamak her zaman şöyle ya da böyledir ve hep yanlıştır. Kim, her hangi birini yargılamak için yeterince bilgi sahibidir ki? Kim, bunu yapabilecek kadar bencillikten uzaktır?

Hiçbir şey açıklama. Bir yana koy. Kaybolup git.

Hiçbir zaman bulamadığını unutmak mı istiyorsun?

Yürek fazla yaşlandı ve şimdi her yana özlem duyuyor.

Kendini her duyguda suçüstü yakalıyor.

Yazdığınız zaman ne hissediyorsunuz?
Vicdan azabı…

Dönüşüm her yöne doğru gerçekleşebileceğinden, hangi yöne varacağı asla önceden bilinemez.

Saatin gizli yüreği kimsece bilinmemekte.

İnsanın ne kadar çok ve ne kadar boşuna sevdiği, asıl önemli olan bu.

O asla, hatta düşüncelerimde bile kırmamış olduğum tek insan.
(Bunu nereden bileceksin)

Hakkında çok fazla şey bilinen bir yaşam, dayanılmaz bir yaşamdır.

Daha iyi olmayı isterdi, ama öyle olmak çok pahalı.

Kendini sonunda unutulana kadar sakladı.

Kendini kendinden kurtarıyor ve rahat bir soluk alıyor. Artık kendisi hakkında asla bir şey bilmek istemiyor.