RÜYA

269

 

RÜYA

 

Rüya, yakın zamanlara
kadar ancak teo­rik yaklaşımlarla ele alınabilen ve bilimsel tarzda
tanımlanmaktan oldukça uzak olan, genel olarak “uykuda görülen ve uyku son­rasında
hatırlanan hayaller” olarak kabul edilen bir kavramdır. 1950’lerden sonra
elektriksel araştırma tekniklerinin gelişme­si ve uyku laboratuvarlarının
kurulmasıyla, uykunun yanısıra rüya hakkında da bilimsel veriler toplanmaya
başlamıştır. Bu konuda yapılan en önemli keşif, uyku sırasındaki bedensel ve
beyinsel işlevlere göre uyku­nun rem göz hareketleri; rapid eye move-ments) ve
rem (yavaş göz hareketleri; non-rapid eye movement) olmak üzere iki aşa­maya
ayrılmasıdır. Her iki evrenin toplamı ortalama 90 dakika olup bir gecelik
uykuda ortalama 4-5 kez evreler birbirlerini izler­ler. Bir gece uykusunun
toplam % 20’sini bedenin görece daha aktif, uykunun görece daha yüzeysel olduğu
rem uykusu oluştu­rur. Rem uykusunun en belirgin Özelliği bu evrede uyandırılan
bireylerin çoğu kez o sı­rada rüya görmekte olduklarını söylemeleri ve bu evre
uyanmadığı zaman ertesi gün duygusal karı silikliğin ortaya çıkmasıdır. Bu
özellik uzunca bir süre rem uykusunun rüya uykusu olarak anılmasına yol açtıysa
da,bugün rüyanın nrem’de de görüldüğü ileri sürülmektedir. Rüya ile ilgili
deneysel verilerde ve gözlemlerde elde edilen en genel sonuçlar şimdilik bunlar
olmakla birlik­te araştırmalar asıl olarak bu noktada odak­lanmış durumdadır.

Rüyaya yüklenilen
geleneksel anlamlar, modern psikolojik ekollerin yaklaşımların­da
bulunmaktadır. Modem psikolojide teo­rik ve uygulama alanlarında rüyaları ele
al­ma ve rüya yorumunda öne çıkmış belli başlı ekoller ise şunlardır:

Rüya teorisi ve rüya
yorumlamaları Fre-udcu psikanalizin köşe taşlanndandır. Fre-ud’a göre rüya,
“bilinçdışının kral yoludur.” Psişik aygıtın deterministik ilkesi
uyarınca her rüya içeriğinin bir anlamı vardır. Fakat rüyanın anlamını ortaya
koyabilmek için onun görünen (manifest) yanının Ötesinde­ki süzgeçten geçmiş
(Iatent) yanına uzan­mak gerekir. Rüya, nevrotik belirtiler gibi yasaklanmış
istekler ile, bu istekleri engel­leyen güçler arasındaki bir uzlaşma sonucu
ortaya çıkar. Bu, rüyanın görünen içeriği­dir; buradan yasaklanmış isteklerin
yer al­dığı gizli içeriğe gidilebilir. Rüyanın temel işlevi kabul edilemeyen
bilinçdışı içgüdü­sel isteklerin fantezisi aracılığıyla doyum sağlamaktadır.
Dolayısıyla uyku rüya için­dir ya da rüya uykunun bekçisidir.

Analitik psikoloji
okulunun kurucusu Jung ise rüyayı doğal ve normal psişik bir olgu olarak görün
“Rüya, bilinçdışı gerçe­ğin, kendiliğinden, kendine özgü ve sembo­lik
tablosudur.” Freud’un sandığı gibi bir belirti veya kılık değiştirme
değildir. Jung’a

göre rüya nesnel veya
öznel yorum düzey­lerine sahiptir. Nesnel düzeyde rüya, çevre­deki gerçek insan
ilişkileri ağına göre, öz­nel düzeyde ise figürlerin rüyayı görenin ki­şiliğinin
belli yanlarını temsil etme ihtima­line göre yorumlanır. Jung’un rüyaya bakışa
getirdiği bir özgünlük de, rüya sahibiyle doğrudan ilişkisi olmayan kollcktif
bilinç -dışma ait rüyaların da olabileceğini; bura­daki sembollerin eski
atalarımızın yaşantı­larına, tarihe ve mitolojiye uzanabileceğini söylemesidir.

Bireysel psikoloji
okulunun kurucusu Adler’e göre rüya, düşünce sürecinin bir parçasıdır ve
bireyin yaşam tarzıyla uygun­luk gösterir. Onun rüya yorumu teorisi, in­sanın
sürekli olarak kendisini geleceğe ha­zırladığı anlayışından kaynaklanır. Rüya­lar,
rüya görenin ‘burada ve şimdi’ olan ya­şama bakışıyla gelecekteki amaçları ve
on­lara ulaşma planlarının birleşimidir.

Sosyo-kültürel
psikolojik yaklaşımın önde gelen isimlerinden Horney için ise nevrotik kişideki
yapıcı ve yıkıcı materyali anlayabilmek için rüya bir fırsattır. İnsan rüyada
daha açık, daha az savunucu olur. Rüyalar insanın kendini gerçekleme şansını
ele geçirdiği yerdir. Kelman ise, varoluşsal kavramlarla ve Doğu düşünce
biçimleriyle Horney’in rüyalara bakışını genişletir. Ona göre rüyadaki her
sembol bir ben veya özne, bir de başkası veya nesne görünümüne sa­hiptir.

Erol GÖKA