Rönesans Döneminde Siyasi Düşünceler

Rönesans
Döneminde Siyasi Düşünceler

Niccolo Machiavelli

Söyleşiler adlı yapıtında politika yazılarını bir araya getirmiş (bu
eserde cumhuriyet yönetimini övmüştür), Savaş
Sanatı
’nda ise ileri savaş taktiklerini incelemiştir. Prens adlı başyapıtı politikada aldatıcı taktiklerin kullanımını
içeren bir siyaset yapma biçimi olan makyavelizm terimiyle özdeşleşmiştir.

Prens’te bir prensliğin nasıl kurulacağı,
nasıl yönetileceği, nasıl yitirileceği, tarihsel ve deneyimsel yollarla anlatılır.
Yaşadığı dönemin siyasi karışıklıkları nedeniyle güçlü bir devlet yönetimini
savunmuş olan bu eser politik realizm ile politik idealizm arasındaki köklü ayrıma
büyük katkı yapmıştır.

Prens, devletin bekası için gerektiğinde
her türlü etik dışı eylemi yapmak zorundadır. Devletin esenliği için bazen
yurttaşı aldatmak kaçınılmaz olabilir.

Ahlaklılığın politik açıdan yeniden tanımlandığı
Prens’te, önemli olanın amaç olduğu, amaca götüren araçların iyi ya da kötü
olmalarının önemi olmadığı vurgulanmaktadır. Machiavelli’nin sonul amacı,
yöneticinin kendi çıkarları değil, devletin gücü ve çıkarlarıdır.

Jean
Bodin

Fransa’da, Angers’da doğdu. Paris
Parlamentosunun üyesi oldu ve Toulousse Üniversitesinde öğretim üyeliği yaptı. Bir
veba salgını esnasında Laon’da öldü. Devlet Üzerine Altı Kitap adlı temel yapıtında
mutlak monarşi rejimini savunmuş ve kuramını laik, hukuksal temelden hareketle egemenlik
kavramı üzerine oturmuştur.

Devlet adına egemenliği hükümdar-kral
kullanır. Kralın kullandığı egemenlik bölünmez, parçalanmaz ve devredilemez.
Kral doğal hukuk ve ahlak yasalarına bağlıdır ve kendisini sadece Tanrıya karşı
sorumlu görür.

Bodin’e göre, nasıl ki ailenin reisi babadır,
bir aileler toplamı olan devletin reisi de kraldır.

Egemen, yurttaşlara karşı sorumlu olmamakla
birlikte tümüyle sorumsuz da değildir. Kralın her şeyden önce doğal yasaya karşı
sorumluluğu vardır; kralı doğa yasasına uymaya zorlayansa vicdanıdır.

Bodin, papalık idaresine karşı ulus devlet
fikrinin öncü savunucularındandır.

Kısaca Colloquium
olarak bilinen 1588 tarihli yapıtında ise doğruluğun doğası üzerine yedi eğitimli
kişi arasında geçen bir konuşmayı konu edinmiştir. Leibniz, bu yapıt nedeniyle Bodin’i
Batı dünyasında dini toleransın kurucularından biri olarak övmüştür.

Hugo
Grotius

Uluslararası hukuku doğal yasa kavramı
temelinde kuran öncü düşünürlerdendir. Bu alanda yarattığı etki günümüzde de
geçerliliğini korumaktadır. Bu alandaki en önemli yapıtı Savaş ve Barış Hukuku Üzerine: Üç Kitap (De jure belli ac Pacis:
Libri Tres) adını taşır. Aynı alanda Serbest
Deniz
(Mare Liberum) adlı yapıtı da ünlüdür.

Grotius’a göre doğal yasalar (ius naturale)
kaynağını tıpkı Stoanın belirttiği gibi insanın ussal doğasında bulmaktadır.

Buna karşılık konulmuş hukuk yasaları (ius
civile) insan topluluklarının tarihsel süreç içinde birtakım gereksinimlere bağlı
olarak ve isteyerek oluşturdukları hukuk sistemidir.

Grotius’a göre devlet, insan aklı ve doğası
üzerine kurulmuş doğal bir kurumdur ve bireylerin doğal haklarını güvenceye
almakla yükümlüdür. Halkın egemenlik hakkı vardır ama bunu yöneticiye devreder.
Grotius bu görüşleriyle demokrasi fikrinin önünü açmıştır.

Grotius doğal yasanın içeriğini iki
yöntemle doldurmaya çalışır: Birincisi a priori yöntemdir: bu açıdan salt ussal
reşeksiyon ile insan doğası ve insansal koşul üzerine eğilir: Buna göre, eğer
tolere edilebilir bir toplum yaşamı olanaklı olacaksa, toplum yaşamını
düzenleyen belirli kurumlar ve kurallar da olacaktır. İkincisi, a posteriori
yöntem olarak ise, insan doğasının ve koşullarının olgularından hareket etmek
yerine, büyük ölçüde paylaşılan bir fikirden hareket eder. Bu da tüm uluslar
arasında doğal yasanın gereği olduğuna inanılan bir şeyi ya da uygarlık yolunda
ilerlemeye yol açan şeyleri yapılaştırmaktan ibarettir.

Grotius bireysel hakların korunabilmesi
için egemen bir otoritenin gerekliliğine de dikkati çekmiştir.

Johannes
Althusius

1603 de yayınlanan Politica Methodice
Digesta, Atque Exemplis Sacrir et Profanis Illustrata adlı ünlü yapıtında
federalizm kavramının gelişimine büyük katkı yapmış ve ilk federalistlerden
biri olarak nitelenmiştir.

Althusius’a göre biricik egemen güç halktır
ve yönetici halkın seçtiği bir görevlidir. Böylece Althusius, halk egemenliği düşüncesine
kesin formunu kazandıran ilk düşünür olmuştur.

Althusius, mutlak monarşi fikrine daima
kararlılıkla karşı çıktı. Ona göre monarşi insanın ussal özüne, yani doğal
yasaya aykırı bir yönetim biçimiydi. Althusius’a göre egemenlik doğrudan
halktan çıktığı için, sadece halkın elinde bulunabilir.

Modern
Felsefe I

Prof. Dr. Sara Çelik

Anadolu Üniversitesi Yayınları, Yayın No:
2588

Haziran 2012, Eskişehir