Rönesans Döneminde Felsefe

RÖNESANS
DÖNEMİNDE BAŞLICA FELSEFİ AKIMLAR

Rönesans
Döneminde Platoncu Düşünce

Yunan ve Latin düşüncesine ait eserlere
yönelik çeviri etkinlikleri 15. yüzyılda yoğunlaştı. Dikkat çeken ilk eserler
Planton’unkilerdi. Cosimo de Medici’nin desteğiyle Floransa’da Platon Akademisi
kuruldu (1440). Okul daha ziyade Yeni Platoncuların çizgisinde isimler
yetiştirdi. Burada yetişen Yeni Platoncu isimlerin öncüleri Pico Della
Mirandola ve Marsilius Ficinus idi.

Ficinus’a göre Platonculuk Katolik öğretisiyle
uyumlu kılınabilirse bu öğretiyi gençleştirebilir, onu daha tinsel nitelikli
bir öğreti haline getirebilirdi.

Yeni Platonculuk etkisindeki en özgün düşünür
Nicolaus Cusanus’tur.
Ona göre us, Tanrı
bilgisini elde etmekte yetersiz kalır. Ancak us bize bir dünya bilgisi
verebilir.
Tasarımlar ya da kavramlar
üzerinde işleyen aklımız, bunlar arasındaki ilişkileri keşfederek bunları birleştirir
ve böylece bilgilerimiz oluşur.
Düşünme
yetimiz bu kez de mutlak bir birlik oluşturmaya yönelir ama bu yolda tıkanır.
Çünkü akıl çokluklar ve farklılıklar olmadan iş göremez. Bu nedenle Cusanus,
mutlak birliği temsil eden Tanrı bilgisine bu yolla, yani düşünme yetisi ile
ulaşamayacağını anlar. Bu duruma Cusanus öğrenilmiş bilgisizlik (docta ignorantia) adını vermektedir. Bunun anlamı düşünüm
yetisinin sınırlarını bilmesidir ve Tanrı bu sınırın ötesinde kalmaktadır.

Cusanus’a göre Tanrıya ulaşmanın yolu, bir tür
sezgi başka bir ifadeyle mistik aydınlanmadır. Tanrı tüm karşıtların kendisinde
birliğe ulaştığı mutlak varlıktır; şeylerin içindeki sonsuz tözdür. Dünya Tanrının
bir açılımıdır. Birlik olan varlık çokluğa dönüşmüştür; çokluk da Tanrı’da
birlik olmaktadır. Tanrı her şeyin gizil özüdür, böylece her gerçek şey de
bütün şeylerin özüdür. Buna tüm-tanrıcılık denmektir.

Cusanus bilim konusunda Aristotelesçi evren
anlayışını yadsımıştır. Ona göre evrende yetkin bir daire yoktur. Bu görüş
Kepler’e giden yolu açmıştır. Evrenin bir sınırı olduğu görüşünü de kabul
etmemiştir. Keyfi olarak dünyayı merkeze yerleştirdiğimizi söylemiştir.

Rönesans
Döneminde Aristotelesçi Düşünce

Aristoteles’in eserleri, hümanizma ruhuna
uygun olarak, Yunanca orijinallerinden okunup incelendiğinde, Skolastik dünyanın
Aristoteles yorumu ile gerçek Aristoteles arasında ciddi ayrılıklar olduğu
ortaya çıktı. Bu okumalar sonrasında özgürlük taraftarı bir Aristoteles okulu
ortaya çıktı. Dönemin en ünlü Aristotelesçisi Pietro Pomponazzi’dir (Petrus Pomponatius). Pomponatius, Rönesans dönemine
uygun hümanist ve yenilikçi bir ruhla, Skolastiğin mantık dışı dogmalarını Aristoteles’in
özgün felsefesiyle bağdaşmazlıkları yönünde çürütme yoluna gitmiştir. 1516
tarihli Ruhun Ölmezliği Üzerine (Tractatus de
immortalitate animae
) adlı yapıtında bireysel ruhların ölmezliği inancının
Aristoteles’in ilkeleri ile bağdaşmadığını savundu. Pomponatius’a göre mutlak yetkinlik
mutlak varlığa has olsa da işinin gerektirdiği ödevleri yapan her insan ahlaksal
yetkinliğe erişebilir. Cennet vaadi ve cehennem tehdidiyle erdemli insan
olunamayacağını savunur. Çünkü erdemlilik çıkar ya da karşılık beklenerek
gerçekleştirilemez. Aristoteles’in kesin bir dille ifade ettiği gibi ruh
bedenin bir fonksiyonu ise, beden olmadan ruhun olamayacağı açıktır. Bundan, ruhun
ölümsüz olmadığı sonucu çıkar. Eğer ruh ölmez değilse, bütün dinler yanılıyorlar
ve baştan aşağı insanlık kendi kendini aldatıyor.

Büyüler
Üzerine
adlı yapıtında eşyanın doğal
bir düzeni olması nedeniyle her türlü mucizeyi yadsıma yoluna gitmiştir.

Kader
Üzerine
adlı yapıtındaysa Tanrı’nın
önceden her şeyi bilmesiyle, ahlaksal özgürlük öğretilerinin birbirleriyle çelişik
olduğunu göstermeye çalışmıştır.

Bu dönemde Aristoteles yorumları iki kola
ayrılmıştır. Bunlardan ilki İbn Rüşd’ü izleyen Averroistler, ötekiyse
Afrodisias’lı Aleksandros’un yorumlarını izleyen Aleksandristler’dir. Her iki gurupta
bireysel ruhların ölümsüz olduğu görüşünü kabul etmiyorlardı. Bu problem
üzerine Aristotelesçilik ile Platonculuğu uzlaştırmaya çalışan bir görüş de
belirdi. Mirandola bu girişimin Platoncu kesiminin, Caesalpinus ise
Aristotelesçi kesiminin başını çektiler. Çabaları bir sonuç vermedi.

Rönesans
Döneminde Stoacılık

Stoacılık Rönesans’ta ilk defa Petrarca’nın
şiirlerinde öne çıkmaya başlar. Ahlaklılığın temelini doğaya uygun yaşamada
arayan stoacı düşünce en çok toplumun üst düzey çevrelerinde rağbet gördü.

Rönesans
Döneminde Epikürosçuluk

Hazzı biricik mutluluk kaynağı olarak gören
Epiküros, Ortaçağ boyunca yanlış anlaşılmıştır. Ortaçağ’da Epiküros’ün
düşünceleri putperest, pagan olarak yaftalanmıştı. Hâlbuki Epiküros, bedensel
hazzı değil tinsel hazzı savunuyordu.

Rönesans
Döneminde Kuşkuculuk

Montaigne ile birlikte kuşkucu düşünce
yeniden taraftar toplamıştır.

Modern
Felsefe I

Prof. Dr. Sara Çelik

Anadolu Üniversitesi Yayınları, Yayın No:
2588

Haziran 2012, Eskişehir