Richard Pipes – Komünizmin Tarihi

Richard
Pipes – Komünizmin
Tarihi

Bu kitap komünizme giriş veya onun ölüm
ilanı gibi okunabilir.

1840’larda Paris’te ortaya atılan komünizm
kelimesi üç (…) ayrı olguya atıfta bulunur: Bir ideal, bir program ve (…) bir
rejim.

İdeal (…) bireyin toplum içinde erimesini
öngören tam sosyal eşitlik tasavvurudur.

Komünistlerin teoremi tek bir cümleyle
özetlenebilir: özel mülkiyetin kaldırılması.

Rejimin kurucusu: Vladimir Lenin

Proletarya diktatörlüğünden mülkiyetsiz ve
eşitlikçi bir toplumun doğacağını düşünüyordu.

Bu sıra dahilinde komünizm tarihinin izini
sürebiliriz. (s. 13-14)

Bölüm
1

Komünist
Teori ve Program

Sınıfsız (…) toplum ideali ilkin eski
Yunan’da ortaya çıkmıştı.

(Hesiodos, İşler ve Günler adlı eserinde)
mitsel bir Altın Çağ tasavvuru geliştirmişti. Bu çağda insanlar utanç verici
kazanç hırsıyla harekete geçmiyordu.

Altın Çağ teması Romalı şairler Vergilius
ve Ovidius’un yazılarında yeniden dillendirildi.

Devlet adlı eserinde Platon, sahip olmanın,
anlaşmazlık ve savaşların kaynağı olduğunu ileri sürmüştü. (s. 15)

Yasalar adlı eserinde, insanların tüm
dünyevi malları paylaşmakla yetinmeyi, eşlerini ve çocuklarını da paylaştıkları
bir toplum tasavvur etmişti.

Aristoteles, sosyal anlaşmazlığın temelinde
malın mülkün değil, onları elde etme arzusunun yattığını savunuyordu.

Aziz Paul, “tüm kötülüklerin kaynağı para
değil, para hırsıdır” demişti.

Aziz Augustine’e göre mülkiyetsiz dünya
ancak cennette mümkündü.

Calvin, zenginliği bir iyi haslet, bir
ilahi lütuf işareti olarak gördü. (s. 16-17)

1755’de yayınlanan Le Ceda da la Nature
adlı eserinde Morelly şunları yazmıştı:

“Dünyadaki tek kötü huy tamahtır; hangi
isimle anılırsa anılsın diğer tüm kötü huylar, onun şekilleri, dereceleridir.”

…böylesi bir psikoloji her sosyalist ve
komünist doktrinin temelinde yatar.

Marksist sosyal evrim kuramı, Darwin’in
1859’da Türlerin Kökeni adlı kitabında geliştirdiği evrim kuramının etkisi
altında ortaya çıktı.

Başıboş ve düzensiz bir yaşamı,
entelektüellerin akıl hocası ve yorumcusu olduğu rasyonel bir düzenle
değiştirmeyi vaat ettiğinden dolayı bilimsel sosyalizm, özellikle
entelektüeller için cazibe merkezi oldu. (s. 21)

Marksizm aslında bilim kisvesine bürünmüş
bir dogmadır.

…ekonomi organize hayatın temelidir; diğer
her şey “üstyapı”dır. Bu öncülden yola çıkan Marx ve Engels, bir sosyal evrim
teorisi geliştirdiler. Bu teori (…) üretim araçlarının kontrolünün toplumsal
sınıfların ortaya çıkışına yol açacağını savunuyordu.

İlk başta (…) özel mülkiyet söz konuş
değildi.

İlkel komünal düzen sınıf ayrımını doğurdu.
(s. 23)

Komünist Manifesto’nun deyişiyle öteden
beri toplumların tarihi sınıf çatışmalarının tarihi olmuştur.

Kapitalist sistem, kapitalistin, işçinin
ürettiği artı değeri cebine indirdiği bir emek sömürüsüne dayanır.

Sosyalist devrimin nihai amacı insanın tam
anlamıyla özgürleşmesidir.

“Politik özgürlük sahte özgürlüktür, olası
en kötü köleliktir.”

Engels (s. 25)

Marx ve Engels’in tasarladıkları teoriler
Uluslararası İşçi Birliği’nin programını oluşturdu (yaygın ismiyle 1. Enternasyonal).

Bu birlik 1864’te Londra’da kuruldu.

Birlik, sosyalistler ve anarşistler
arasındaki tartışmalar yüzünden bölündü.

Anarşistler, proletarya diktatörlüğünün
yeni bir baskı aracına dönüşeceğini öngörerek tüm devlet şekillerine karşı
çıkmışlardı. (s. 26)

1889’da 2. Enternasyonal çeşitli ülkelerin
sosyalist partilerini birleştirdi.

1891’de kabul edilen resmi platformda,
(Erfurt Programı) burjuva devletinin ve işçi sınıfının çıkarlarının örtüşmez
olduğu ve bu nedenle işçilerin uluslarının menfaatine değil, yalnızca kendi
sınıflarına bağlı oldukları beyan edildi.

Marksizmin programına karşı en gözüpek
saldırıyı Eduard Bernstein yaptı.

Bernstein, kapitalizmle sosyalizmin
yakınlaşmasını öngörüyordu. (s. 29)

Bölüm
2

Leninizm

Lenin 1870’de Simbirsk’te doğdu. Muhafazakâr
bir ailede ve dindar bir Ortodoks okul müfettişinin gözetimi altında yetişti.

1887’de büyük kardeşi Alexander, Çar 3.
Alexander’a düzenlenen suikast planına karıştığı gerekçesiyle idam edildi.

Lenin bu dava nedeniyle kız kardeşiyle birlikte
bir süre hapis yattı. 

1887’de Kazan Üniversitesi’ne kaydoldu.

Küçük bir öğrenci hareketine karıştığı
gerekçesiyle okuldan atıldı.

Rejime karşı kin beslemeye başladı.

1891’de hukuk bölümünden diploma alabildi.

Sosyalistlerle temaslar kurdu.

Gizlice yürütülen sosyal demokrat hareket
içinde hemen sivrildi. (s. 38-39)

1896’da işçileri greve teşvik etme suçundan
tutuklandı. Sibirya’ya sürüldü. Karısı, Nadezhda Krupskaya’yla birlikte orada 3
yıl geçirdi.

Sürgünden sonra Almanya’ya gitti.

Martov’la birlikte Iskra (kıvılcım)
dergisini çıkardı.

1902’de “Ne Yapmalı?” adlı kitabı
yayınlandı. Devrimci coşku işçilere dışarıdan kazandırılmalıydı.

1903, Sosyal Demokrasi Kongresi: Lenin,
kongrede geçici bir çoğunluk elde edince, kendi kanadını “çoğunluk” anlamına
gelen “Bolşevik” diye tanımlarken, Martov liderliğindeki muhaliflerini
“azınlık” anlamına gelen “Menşevik” diye adlandırmıştır. (s. 41)

Mart 1917’de Petrograt’da askeri garnizonda
bir isyan çıktı. İsyanın büyümesinden korkan generaller Çar Nicholas’yı tahttan
inmeye ikna ettiler. Duma temsilcilerinden oluşan geçici bir hükûmet kuruldu.

1917’nin başlarında İsviçre’deydi.

Yurda dönüp devrimin sorumluluğunu
üstlenmek istiyordu.

İsviçre’deki Alman elçisine başvurup,
Rusya’ya dönmek için yardı istedi. Bir buçuk yıl için kendini Alman maaş
bordrosuna bağladı.

Temmuz 1917’de Bolşevikler hükümet darbesi
yaptılar. Lenin’in Almanlarla işbirliği içinde olduğunun anlaşılması sonucunda
darbe başarısız oldu. Lenin Finlandiya’ya kaçtı. 7 Kasım 1917’de ise devrim gerçekleşti.
Sıra iç savaştaydı.

1917-1920 yılları arası iç savaşla geçti.

1917’den sonraki 74 yıl boyunca komünist
rejim Rusya ve çevresindeki uydu ülkelere hâkim oldu.

1928’de parti ve devlet bürokrasisinde
çalışanların sayısı 4 milyona ulaştı. (s. 51)

1923’de fiyatlar 1917’deki seviyenin 100
milyon katına çıkmıştı.

1918 yazında Moskova, köylerden yiyecek
temin etmek için bir kampanya başlattı. Köylüler çok düşük fiyata yiyecek
satmaya gönüllü değildi.

Sovyet otoritesine direnen her köylüyü
kulak diye yaftalayan Lenin, büyük ölçekli bir kıyıma başladı.

Bu teröre karşı zengin ve fakir köylülerin
ortaklaşa verdikleri bir tepki, hacze tabi artık ürünleri azaltmak için ekili
yerleri azaltmaktı.

Lenin, bu başkaldırı hareketini zehirli gaz
da dâhil en acımasız askeri yollarla bastırmakta tereddüt etmedi. (s. 56)

Aynı dönemde yaşanan bir kıtlık 5,2 milyon
insanın hayatına mal oldu.

Herbert Hoover’in (ileri tarihlerde ABD
başkanı oldu) başkanlığındaki Amerikan yardım Teşkilatı’nın yardımı gelmeseydi
durum daha da korkunç olacaktı. (s. 57)

Devrimi ülke dışında ihraç etmenin en iyi
yolu yeni bir dünya savaşıydı.

Bölüm
3

Stalin
ve Sonrası

Lenin’in sağlığı Mayıs 1922’de bozulmaya
başladı.

Temmuz 1922’de Stalin’e “tüm
sosyalist-devrimcileri ortadan kaldır” emrini vermişti.

Mart 1923’de Lenin bir felç daha geçirip
(ilkini 1922’de geçirdi) konuşamaz hale geldi. Sekiz ay sonra da öldü.

Boşluğu Stalin doldurdu. (s. 62)

…üç amacı vardı: Güçlü bir endüstriyel
altyapı tesis etmek, tarımı kolektifleştirmek ve topluma tekdüzeliği dayatmak.
(s. 63)

Ukrayna, Kuzey Kafkasya ve Kazakistan’da
köylülerin direnişini kırmak için Stalin, 1932-33 yılları arasında bu
bölgelerde yapay bir kıtlık tezgâhladı. Söz konusu bölgedeki tüm yiyecekleri
dışarıya naklettirdi ve orduya açlık çeken köylülerin göç etmelerini
engellemesini emretti. Bu kıtlık tezgâhı sonucunda 6 ila 7 milyon insanın
öldüğü tahmin edilmektedir.

Orta Asya’daki göçebe Kazakların direnişini
kırmak için ise akıl almaz bir vahşet sergilendi: tahminlere göre bu süreç
boyunca tüm kazak nüfusunun yaklaşık üçte biri yok edildi. (s. 67)

1930’ların “temizlik” faaliyetleri, keyfi
vahşeti ve kurban sayısı bakımından dünya tarihinde benzeri olmayan bir terör
kampanyasıydı.

Politbüro, belli sayıda polis atayarak,
onlara bulundukları bölgelerde nüfusun yüzde kaçının öldürülmesi ve sürgün
edilmesi gerektiğini bildirdi.

Politbüro ülkedeki her bölgeye, “çeki düzen
verilecek” kişi sayısını bildiren kotaları gönderdi; bunlardan 70 binini
öldürmek için yargılamaya gerek bile duymadılar.

Büyük terörün kurbanlarının çoğunu yüksek
eğitimli kimseler oluşturuyordu. (s. 70)

1937 ve 1938 yıllarında sözde Sovyet
karşıtı faaliyetlere karışmış 1.548.366 kişi saptanmış ve bunlardan 681.692’si
öldürülmüştü. (s. 73)

Kültür-Sanat

Fantastik bir tek tiplilik Sovyet kültürüne
hâkim oldu.

Yayınlanan, sahnelenen, filme alınan ve
basılan her şey, hiçbir surette gerçekliğe tekabül etmiyordu.

İnsanlar buna, zihinlerini, kişiliklerinden
ayırıp, bir şizofreni durumu yaratarak uyum sağlamışlardı. Bir yandan gerçeği
biliyor ama bastırıyor ve bunu yalnızca en yakın aile fertleriyle ve
dostlarıyla paylaşabiliyorken, diğer yandan resmi propagandanın her sözüne inanıyor
gibi görünmeye devam ediyorlardı.
(s.
76)

Sovyetler Birliği kendi çıkarları uyarınca
Hitler’in saldırganlığına destek çıkmış ve katkı sağlamış, böylece bu en
dehşetli savaşın büyük sorumluluğunu üstlenmişti. (s. 80)

1940’da Stalin, Nazi Almanyasıyla tam bir
ittifaka girdi.

1941 yazında Kiev’in savunması sırasında
616.000 asker öldü.

Yabancı uzmanlar Sovyetlerin toplam savaş
kaybının 8,7 milyonu savaşta olmak üzere 20 milyon olduğunu tahmin etmektedir. (s.
82)

İkinci Dünya Savaşı, Sovyetler Birliği tarihinde
devlet ve milleti birbirine yakınlaştırmış tek olaydır. (s. 83)

Stalin öldükten sonra,

1956’da Nikita Kruşçev, Stalin’in komünist
nomenklaturaya karşı işlediği bazı suçları ifşa etti. Bu ifşaatlar sonucunda
Stalin gözden düştü.

Kruşçev, Lenin’i ölçüsüzce yüceltmeye
başladı. (s. 84)

…nükleer silahlanma ve uzay
programlarındaki askeri cesareti Sovyetler Birliği’nin uluslararası alanda
“süper güç” olarak tanınmasını sağladı.

1964’de çalışma arkadaşları Kruşçev’i
iktidardan indirdi.

Yerine Leonid Brejnev geçti, birinci
sekreterlik görevini 18 yıl sürdürdü.

Ekonominin büyüme hızı, gelişmiş
endüstriyel ülkelerin ekonomilerindekinin bile gerisine düşmüştü. (s. 87)

Yozlaşma baş gösterdi (yolsuzluk ve
rüşvetin meşrulaşması).

Devletin malını çalmakta hiçbir ahlaki
sakınca görülmüyordu. (s. 89)

Politbüro

1985’de Mikhail Gorbaçov’u birinci sekreter
olarak atadı.

Görevi temelleri yıkmadan sistemi
canlandırmaktı.

İlkin glasnost hayata geçirildi.

1991’de de ülke dağıldı.

1991’de Rus Cumhuriyeti’nin başbakanı
seçilmiş olan Yeltsin, Rusya’nın bağımsız bir devlet olduğunu, dolayısıyla
Sovyetler Birliği’nin dağıldığını ilan etti. İlk icraatlarından biri Komünist
Parti’yi kanun dışı ilan etmek oldu. (s. 91)

Bölüm
4

Batı’da
Komünizmin Kabulü

İngiltere 1921’de Sovyet Rusya’yla ticari
müzakereleri başlattı.

Avrupa’nın geri kalanı da buna ayak
uydurdu. Yalnızca Amerika tanımayı reddetmişti; 1933’e kadar da tanımadı (ne
var ki bütün bu süre zarfında Sovyet Rusya’ya en fazla yardım eden ülke ABD idi.
Rusya’daki ilk otomobil fabrikasını Ford kurdu…).

Sovyetler iki ayrı düzeyde yabancılarla
ilişkileri yürüttü: Diplomatik ilişki ve altını oyma faaliyeti. (s. 95)

Mart 1919, 3. Enternasyonal

Komintern’e üye olmak için önkoşul niteliği
taşıyan 21 madde kabul edildi. Maddelerden bazıları:

(2) Üye olmak isteyen tüm örgütler
reformistler ve orta yolcuları saflarından kovmalıdırlar.

(3) Komünistler her Avrupa ve Amerika
ülkesinde, karar anında ortaya çıkıp devrimi üstlenecek bir paralel yasa dışı
örgüt kuracaklardır.

(21) Komünist Enternasyonal’in öne sürdüğü
şartları ve tezleri prensipte kabul etmeyen parti üyeleri partiden ihraç
edilir. (s. 97)

Moskova’dan gelen katı emirler
doğrultusunda çalışan komünist partiler, hem sosyalist hem de komünist
hareketleri güçten düşürdüler ve bazı ülkelerde ilk kurbanları olacakları sağcı
diktatörlüklerin yolunu açtılar. (s. 98)

Savaş zamanı gelişen işbirliği savaş
sonrasında bozulmaya başladı.

Nisan 1949’da ABD, NATO’yu kurdu.

Sovyetler Birliği de cevap olarak Varşova
Paktı’nı kurdu (Bu şekilde başlayan Soğuk Savaş, Yeltsin’in bir cümlesiyle
bitivermiştir…).

Bölüm
5

Üçüncü
Dünya

…yoksul ülkeler komünist darbelere karşı
daha az dirençlidir.

Türkiye

1920’de Mustafa Kemal işgalci güçlere karşı
Moskova’ya işbirliği teklifinde bulundu.

İki ülke bir dostluk antlaşması imzaladı.

1920’nin sonlarında Lenin tarafından
gönderilen direktifte şöyle denmekteydi:

“Kemalistlere güvenmeyin, onlara silah
sağlamayın; tüm çabalarınızı Türkler arasında Sovyet ajitasyonunu
yaygınlaştırmaya ve Türkiye’de kendi çabalarıyla zafer kazanabilecek sağlam bir
Sovyet partisi kurmaya odaklayın.” (s. 118)

Çin

Kamboçya’daki Kızıl Kmerler idaresi
(1975-1978) komünizmin en saf biçimini, mantıksal sonucuna yaklaştığında aldığı
şekli temsil eder. (s. 129)

Kızıl Kmerler’in liderleri yüksel
öğrenimlerini Paris’te görmüşler,

Kamboçya’ya döndüklerinde, kuzeydoğu
tepelerinde sıkı disiplin altında silahlı bir güç kurdular.

1975’in başında Amerikalıların kurduğu Lon
Nol iktidarını devirdiler ve ülkenin başkenti Phnom Penh’i işgal ettiler.

Bir hafta içinde tüm Kamboçya şehirleri
boşaltıldı. Nüfusun % 60’ını oluşturan 4 milyon insan sürgün edildi.

Peşinden katliam geldi. (s. 130-131)

Pol Pot rejimi, hemen hemen 2 milyon
Kamboçya vatandaşının ölümünden veya nüfusun üçte birinden fazlasının imha
edilmesinden sorumluydu.

Bu zulümlere karşı dünyanın hiçbir yerinde
gösteri düzenlenmediğinin ve Birleşmiş Milletler’in onları kınayan hiçbir
kararı çıkarmadığının altını çizelim. (s. 132)

Şili’de Salvador Allende’nin Marksist
rejimi (1970-73)

Üç yıllık başbakanlık döneminde enflasyon
yılda % 300’ü aştı.

Müesseselerin kamulaştırılmasına paralel
olarak hükumet, tarımı da kamulaştırma yoluna gitti.

Bunun peşinden feci bir kıtlık geldi.

Meclis silahlı kuvvetleri ülkenin yasalarını
yeniden düzenlemeye çağırdı. 18 gün sonra Augusto Pinochet, Allande’yi zorla
görevinden aldı. (s. 135)

Küba

Etiyopya

Komünizmle idare edilen ülkeler (…) yaşam
standartlarında keskin bir düşüş yaşar, genelde buna kıtlık eşlik eder.

Sivil hakların ve özgürlüklerin yok
edilmesi eşitlik fikriyle meşrulaştırılmaya çalışılır. (s. 141)

Bölüm
6

Geçmişe
Bakmak

Komünizm sonradan bozulmuş bir iyi fikir
değil, özünden kötü bir fikirdi.

Communism:
A History

Türkçeleştiren: Orhan Düz

Gelenek Yayınları

Şubat 2005