Richard Gunn – Hegel’in Tinin Fenomenolojisi’nde Tarihin Başlangıcı ve Sonu

Fenomenoloji’de Hegel’in tarihi tanımanın/kabul görmenin bir tarihi olarak tasavvur ettiğini ileri sürüyorum. Tarihi o, tanımanın aldığı ardışık formların bir hikayesi olarak kabul etmektedir.

Hegelci tarihin başlangıcı ile sonu arasında, tanınmanın çarpıtılmış, tamamlanmamış veya yabancılaşmış formlarının bir dizisi mevcuttur. (s. 162)

Özgürlük-ki Hegel bunu öz-belirlenim şeklinde anlar- kendisi tanındığı zaman ancak bu adla göz önünde tutulur.
Tanınma ile özgürlük, karşılıklı tanınma gerçekleştiği vakit kendi hakları olan şeyi elde ederler ve aynı zamanda birbirleriyle çelişki içinde olmaya da son verirler. (s. 164/165)

Nesnelleştirilmiş veya şeyleştirilmiş bir ödül olarak tanınma mücadelesi, çelişkili veya yabancılaşmış tanınmanın aldığı bir form olduğu sürece kaçınılmaz olacaktır. (s. 169)

İnsan ile tin özdeş değildir.
Tinin neyse o olduğu şey olduğunu söyler.

Hegel’in görüşüne göre, Antik Roma’ya özgü yabancılaşmanın sonucu Hıristiyanlıktır: Özbilinç için bu dünyadaki (edimsel bilinç’in dünyasındaki) yabancılaşmanın telafisi, mükemmelliğin sözümona hüküm sürdüğü öteki-dünyasal bir öte-yanı (saf bilinç’in bir dünyası) tasarlamaktır. Roma sonrası dünyada tin kendisi için salt tek bir dünya değil, ikili, bölünmüş ve kendine karşıt bir dünya inşa eder.
Bu ikili olma yoluyla öz-bilinç, kurtulmayı amaçladığı yabancılaşmayı artırmaktadır.

Hegel, yabancılaşmanın modern dünyanın erken döneminde doruk noktasına ulaştığını ileri sürer: Çelişki sadece bu dünya ile öte-yan arasında değil, her iki dünya içinde de hüküm sürer. (s. 177)

Tarihin Sonu
Karşılıklı tanınmaya dayalı pratik gerçekleştiği zaman, ve yalnızca bu olduğunda, hakiki teori (veya Hegel’in ifadesiyle “bilim”) mümkün olur.
Hegel Fransız Devrimi’ni, yalnızca tanınma oyuna girdiği vakit açık kalan bir fırsat penceresi olarak tasavvur etmektedir.
Tanınan şey sadece evrensel bir ide olarak özgürlük değil, özgürlüğün ondan ibaret olduğu tikel, kendini belirleyen eylemlerdir. (s. 181)

Tinsel kütleler’in yabancılaşmış bir dünyası, istikrardan ve böyle bir dünyanın kuvveti olduğu varsayılan ataletten yoksundur: Böyle bir dünyada her moment, kendi karşıtı ile zorunlu bir mücadele içinde varolur ve (bunun) sonucu, devrimdir.

Hegel’in toplumsal denklemindeki üç mefhumundan -yabancılaşma, yığın etkinliği ve terör- hepsi de bir diğerini çökertmekle tehdit etmektedir. (s. 183)

Çeviren: Ömer Şirin
Baykuş, Mayıs 2008, Sayı: 2 (s. 162-184)