Felsefe Yazıları

Rasyonalizm Nedir? Tanımı, Öncü Filozofları (Felsefe Akımları)

Doğruluğun ve gerçekliğin ölçüsünü aklîlikte bulan görüşlerin genel adıdır. Düşünce Tarihinde çeşitli anlamlarda kullanılan Rasyonalizm, özellikle insan bilgisinin kaynağını akılda (zihinde) bulan, bilginin akıldan, düşünceden doğduğunu ve ancak bu bilgilerin zorunlu, mutlak, değişmez, genel-geçer olduğunu iddia eden görüştür.

Rasyonalizm bilginin kaynağı meselesinde Sansualizm (Duyumculuk) ve Ampirizm(Tecrübecilik)’in zıddı, bilginin değeri meselesinde ise Rasyonalist-Dogmatizm ile eş anlamlıdır. İlahiyatta (Teoloji) Rasyonalizm, dinin akla uygunluğunu ifade eder… Salt olarak Rasyonalizm ise, din ve idealizm hakimiyetine karşı, insan aklının (zihninin) sonsuz ve sınırsız imkânlarına aşın güveni dile getirir.
parmenides1.jpg 4 122
Rasyonalist düşünce, düşünce tarihinde çok eskilere, ta Antikçağ Yunan düşüncesine dayanır. Rasyonalizm’in ilk olarak Parmenides ile başladığı söylenebilir; ancak Elea Okulunun ilk mensubu Ksenofanes de akılcı bir filozoftur. Rasyonalizmi aynı okulun mensuplarından Melissos ve Parmenides’in öğrencisi Zenon geliştirmiştir. Elea Okuluna göre doğruya, gerçeğe ancak akılla, düşünceyle ulaşabiliriz; duyularımı­zın algıladığı nesneler dünyası bir görüntüden ibarettir. Gerçek olanı, değişmeyeni ancak akıl kavrar. Elealılann bu mutlak Rasyonalizminden sonra ise Rasyonalizm, Sokrates’den Descartes’ta kadar dogmatik akılcılıkla karışık bir vaziyette bulunur. Dogmatikler de akılcıdır; çünkü onlar bilgi­lerin zihinde veya ruhumuzda doğuştan mevcut bulunduğunu ileri sürerler. Meselâ Sokrates tam bir dogmatiktir; Eflatun ve Aristoteles de öyle. İlk sistemli Dogmatizm’i bu üç filozofda bulmak mümkündür. Çünkü rasyonalizm bunlarda Dogmatizm ile birleşmiştir. Bu sistemli Dogmatik-Rasyonalizm oradan Ortaçağa, descartes-spinoza-leibniz.png 47 230 Skolosatik’e ve islâm dünyasında da Meşşâî Okuluna geçer. Oradan ise Descartes, Spinoza, Leibniz, Wolf gibi 17 ve 18. yüzyıl rasyonalist filozoflarına ulaşır. Bütün bu filozofların ortak yanlan, onların insan bilgisine, akla karşı duydukları aşırı güvendir. Onlara göre, ezelî ve ebedî hakikatlar mevcuttur ve aklımızla bu hakikatlan kavrayabiliriz. Bu hakikatlar da Tanrı fikri, Matematik’in sayıları, Akıl Prensipleri, ahlâk ilkeleri vb. şeyler doğuştandır. Akıl, bu ve benzeri daha bir çok genel-geçer, kesin hegel-423-4.jpg 00 124″ align=”left” />ve zorunlu bilgilere ulaşabilir. Kant dogmatizminde ise doğuştan fikirler ve kavramlar, yerini bilgi kalıpları ve zihin formlarına bırakır. Dogmatizm’den kurtulduğunu söyleyen Kant, zihin kategorileriyle dogmatizmi değişik bir anlayışa kaydırmıştır. Asıl salt Rasyonalizmi ancak zirveye Alman filozofu Hegel ulaştırmıştır. Çağımızda ise akılcılığı tecrübecilikle birleştirerek ele alan görüşler yoğunluk kazanmıştır.

Rasyonalizmin idealine göre bilgi, zorunlu, kesin ve genel geçer olmalıdır. Acaba bize böyle bir bilgiyi hangi yetimiz sağlayabilir? Duyulanmız bize böyle bir bilgi sağlayabilir mi? Bu soruya rasyonalistler hayır diye cevap vermek zorundadır; çünkü duyular bize kesin olmayan, zorunlu olmayan bir bilgi sağlayabilir. Duyuların bilgilerine de güvenilemez. Buna göre gerçek ve zorunlu bir bilgiyi (Matematik ve Mantık bilgisi gibi) ancak akıl ve düşünce sağlayabilir. Bu sebeple, Rasyonalizm’in bilgi modeli olarak kabul ettiği bilim, Matematik ve Mantık’tır. Onlara göre, Matematik’in sayılarını, aksiyomlarını, Mantık’ın ana ilkeleri olan Özdeşlik, Çelişmezlik ve Üçüncü Halin İmkânsızlığı gibi ilkeler deneyin değil, akıl ve düşüncenin ürünleridir. Rasyonalist düşünce metod olarak da Deduction (Tümdengelim)’u kullanır.

Rasyonalizmin kendisine konu edindiği sahalara göre çeşitlere ayrıldığı görülmektedir. Bunlardan birisi Mutlak Rasyonalizm veya diğer bir ifadeyle A Priorizm’dir ki, bunlara göre zihin, her çeşit tecrübeden önce bir takım bilgilere, ilkelere, kalıplara sahiptir. Bu nedenle, bunlar, varlık sebebi bulunmayan ve makbul olmayan hiç bir şeyin bulunmadığına inanmaktadır. Meselâ Eflatun’un İde’leri, Aristoteles’in kategorileri, Descartes’in, Leibniz’in doğuştan fikirleri, Kant’ın a priori zaman, mekân ve zihin kategorileri insanın doğarken dünyaya boş gelmediğini gösteren hususlardır; burada akıl bilginin şartıdır; kavramlann ve bilgi ilkelerinin kaynağını teşkil eder.

İzafî Rasyonalizm ise, tecrübenin tek başına bilgiyi elde etmede yeterli olmadığını, bununla beraber aklın aracılık ettiği başka bilgilere, kuvvet ve melekelere de ihtiyaç olduğunu ileri süren görüştür. Burada akıl, bilgilerin kazanılmasının zarurî şartıdır; ancak bilginin elde edilmesinde tek başına yeterli değildir. Deney aracılığı ile elde edilen bazı verileri ve bilgileri düzene koyacak küllî ve zarurî ilkelere sahip olmayan bir zihin için tecrübe mümkün değildir. Diğer bir ifadeyle, tecrübenin başlı başına bir anlamı yoktur. Bunlara göre, akılda bilgi yoktur. Bilgi, duyulann obje veya, nesneden elde ettiği algıların akıl tarafından oluşturulmasıdır. Akıl, bilgi taşıyıcısı değil, bizzat bilgiyi yapandır, bilgiyi yapmak için de malzemeyi (objeyi) dış dünyadan alır. Bu rasyonalizm bir takım zihnî işlemler ve düzenlerden de akla, kesin bilgiye, ilk ilkelere ve tabiî bilginin yol göstericiliğine inanmayı gerektirir ki, bu anlayışın zıddı Mistisizm (mükâşefe), Traditionalisme (geleneksellik), Occultisme (gizemcilik, batıniyye), Sansualizm (Duyumculuk) gibi akla dayanmayan (İrrationaliste) ekollerdir.

Bilginin değeri açısından Rasyonalizm, aklın ilkelerini, aynı zamanda nesnelerin de ilkeleri yapmak suretiyle insan aklının eşyanın hakikatini kavrayabileceğini ileri sürer. Aristoteles’e göre “zihnin kanunları, aynı zamanda, varlığın da kanunlarıdır”. Kant’a göre ise “zihin, olaylara kendi kanunlarını dikte eder”, yani insan, olayları, fenomenleri zihnin a priori, kategorilerine göre bilir. Hakikî, gerçek bilgiyi doğrudan aklın var kılmasına bırakan Aristoteles, ilk şuurlu rasyonalist sayılabilir. Rasyonalizm’i bu manada “aklî olan gerçek olandır ve gerçek olan da aklîdir” sözleriyle mutlaklaştıran ise Hegel’dir.

Zihnî faaliyetin hakimiyetini ifade açısından rasyonalist anlayışlar “Öğretici Rasyonalizm”, “Araştırıcı Rasyonalizm”, “Tam Rasyonalizm”, “Yerel Rasyonalizm”, “Dinî Rasyonalizm” vb. gibi çeşitlere ayrılmaktadır.

Dinî sahada Rasyonalizm, dinin akla uygunluğunu dile getirmektedir. Çünkü din de, akıl da Allah vergisidir ve bunlar hiç bir zaman çatışmazlar. Bu görüşe göre, ancak akla güvenilebilir; dinî inançlarda ancak mantığa uygun ve tabiî bilgilerin aydınlattığı ve tasdik ettiği şeylere inanılabilir. Bunlara Theologique Rationalisme (Lâhutî, Dinî Rasyonalizm) denir. Bu rasyonalistler gerek kutsal kitapları, gerekse metafizik inançları sırf aklî te’villerle izaha çalışırlar. Bunlar aklın anlama ve kavrama imkân ve gücünü aşan her türlü doğmayı reddederler; yani akıl, dinî bilginin zarurî ve yeterli şartıdır. 18. yüzyıl Aydınlanma felsefesi boyutunda Yaradancılık (Deisme), Doğal Din öğretileri böyledir.

Rasyonalistler bilginin konusunun hakikat olduğuna, hakikatin da değişmez ve küllî olduğuna inanırlar. Bunlara göre doğru bilginin ölçüsü de açık ve seçikliktir. Böyle bir bilgi, bilimsel bir bilgidir; bilimsel bilgi de gerçeğin bilgisidir. Hakikatlar ise akıl ile kavranabilir; aklın kavrayamayacağı hiçbir şey yoktur. Burada matematik bilgiler, mantık doğruları ve ilkeleri aklî bilginin temel örnekleridir.
arap filozofu-kindi.jpg 26 157

Rasyonalizm, bir hakikat araştırması, bir bilgi elde etme yolu olduğu için İslâm dün­yasında da oldukça rağbet bulmuş ve teşvik edilmiştir. Akılcı bir okul olan Meşşaî Okulu asırlarca İslâm düşüncesinde etkisini sürdürmüştür. Zira İslâm Dini de akla oldukça büyük değer vermiş, onu bilginin, bilmenin şartı saymış, insanı onunla sorumlu tutmuş, onunla cezalandırıp mükafatlandırmıştır; ama aklı hiçbir zaman mutlaklaştırmamıştır.

İnsanın doğuştan zihinde var olarak kabul ettiği fikir ve yetilerden hareket eden Rasyonalizm’e göre doğuştan fikir ve yetileriyle zihin bir çeşit bütün insanlar için değişmez ve ortak bir kavramlar sistemi haline getirilmiştir. Bu görüş ise zihni, oluşan, değişen bir şey olarak değil de, daima kendi kendisiyle aynı kalan, değişmeyen bir şey olarak düşünür. Böylece Rasyonalizm zihnin gelişmesini ve evrimini durdurmuş olur. Oysa günümüz Psikolojisi, Rasyonalizmin insan zihnini ve düşünceyi evrim dışı görmesi doğru bir şey değildir.

Gerek İlkçağ ve gerekse Yeniçağ rasyonalistleri bilgi modeli olarak Matematik’i kabul ederken, aynı zamanda onun bilgisini açık-seçik, kesin ve zorunlu bilgiler olarak delil gösterirler. Buna karşılık, duyu bilgisine değişmesinden dolayı şüphe ile bakarlar. Fakat Rönesans ile doğan pozitif tabiat ilimleri, hem olaylara, tabiat bilgisine dayanmakta, hem de belli bir anlamda bir kesinlik ve zorunluluğu göstermektedir. Bu anlamda tabiat bilimlerinin kesinlik ve zorunluluk özellikleriyle ortaya çıkışı, rasyonalist bilgi teorisinin temel dayanaklarından birisini ortadan kaldırmış olur.

Rasyonalistlerin, doğuştan kabul ettikleri bir takım ilkeler yanında “Akıl İlkeleri” ni sadece doğuştandır diyerek açıklamaları da tatmin edici bir açıklama değildir. Bu ilkellerin meydana gelmesinde sosyal etkenleri de dikkate almak gerekir; Etimoloji bunu destekler mahiyettedir. Meselâ Özdeşlik ve Çelişmezlik ilkelerinin ilkelerde bulunmadığını; İlkel bir insanın kendisini, hem kendisi, hem de başkası sandığını gösterir. Bu da bize, Mantık ilkelerinin toplumların evrimleşmesiyle meydana geldiğini gösterir.

Rasyonalistlerin aklın anlama imkânlarını aşan her türlü hakikati, doğmayı kabul etmemesi, gerek kuLsal kitapları, gerekse metafizik inançları sırf aklı te’villerle izaha çalışmaları, aklın söz sahibi olmadığı bir sahada bazı spekülasyonlara girişmesidir. Bu ise aklın sahası dışına çıkması ve kendi imkânlarını zorlamasıdır. Akıl dinî bilginin, vahy’in anlaşılmasının zarurî sebebidir, fakat vahyin kaynağı, sezginin kaynağı değildir. Nass, akıl kavrasa da, kavrayamasa da ilahiliğinden bir şey kaybetmez. O halde, akıl, mutlak çözümleyici değil, sınırlı ve belirli bir çözümleyicidir. Deney ve duyular gibi o da bir bilgi imkânıdır; onun bilgilerine de sınırlı ölçüler içerisinde güvenilir; duyu ve tecrübenin bilgilerine de güvenilir; fakat aklın bilgilerini rasyonalistle­rin iddia ettiği gibi mutlak, genel-geçer kabul etmek ve aklın her şeyi çözümleyeceğini iddia etmek, tek yanlı bir değerlendirme olur.

Hüsameddin ERDEM

İlgili Makaleler