Ralf Dahrendorf – Demokrasinin Bunalımları

Ralf
Dahrendorf – Demokrasinin Bunalımları

Antonio
Polito’nun Yaptığı Söyleşi

Demokrasi

Demokrasi günümüzde ağır bir kriz içinde

Demokrasi (…) siyasal iktidarın kullanımına
meşruiyet kazandırmayı amaçlayan bir kurumlar topluluğudur.

Toplumlarda şiddete başvurmadan değişim
yaratmayı nasıl sağlayabiliriz?

İktidar uygulayıcılarını nasıl
denetleyebiliriz?

Halk, iktidarın kullanımına nasıl ortak
olabilir?

Demokrasi, yönetimi denetlemeyi ve şiddete
başvurmadan onu iktidardan düşürmeyi mümkün kılan kurumları yaratan halkın
sesidir.

Seçimler, artık arzu edilen etkiyi
yaratmıyor…

Seçmenler, tüketimle ilgili belirli bir
davranış kalıbını siyasete aktarıyor.

…demokrasi krizi ile ulus-devletin krizi
arasındaki bağıntıyı merkezi bir nokta olarak dikkate alacağım. (s. 11)

Küreselleşme

Fazlasıyla küçük birimler, duygusal açıdan
yüklü bir hizipleşme politikasına öncülük eder (Tam da bu nedenle AB, ABD gibi “dostlarımız” ülkede ayrılıkçı ses
çıkaran herkesin sırtını sıvazlar
).

Demokrasinin uygulanması için makul büyüklükteki
bir mekânda bulunan halk temsilcileri kendi seçmenlerinin çıkarlarını kesin
olarak bilmeli ve birbirleri ile tartışabilmek için merkezi bir yerde
toplanabilecek konumda olmalıdır.

Endüstri toplumunun oluşumu…

O zamanlar kapitalistler fakirlere iş gücü
olarak ihtiyaç duyuyordu. Ancak küresel sınıf bugünün fakirlerine ihtiyaç
duymuyor.

Yerelleşme

Küreselleşme

İnsanlar kendilerini dünyaya açıyorlar ve
aynı zamanda yanı başlarındaki bir komşuluğun sağladığı güveni arıyorlar.
Böylelikle küreselleşme (…) yerele güçlü bir şekilde yönelişe yol açtı.

Çağımızın en güçlü temalarından biri
türdeşlik arayışı…

Oysa demokrasinin sahip olduğu en büyük
güçlerden biri etnik, dinsel vs. farklı insanların bir arada yaşamasını mümkün
kılmasıdır.

Türdeşliği hedefleyen cemaatler kaçınılmaz
bir biçimde kendi içlerinde hoşgörüsüzlüğe, dışa karşı ise saldırganlığa eğilim
duyarlar.

Yerelciliğin aşılması ulus-devletin
kuruluşu sırasındaki en büyük başarılardan biridir.

Birliğini coğrafi veya tarihsel etkenler
değil, anayasal etkenler temelinde kurarak uluslararası sahneye çıkan ABD’nin
getirdiği yenilik buydu.

…etnik açıdan bölgeselcilik kavramı,
küreselleşmenin yan ürünü olarak tanımlanabilir.

Kendi kaderini tayin, ilkesinin kötüye
kullanımı günümüzde demokrasi için en büyük tehditlerden birini oluşturuyor (tek çatı altında birleşmiş bir
ulusun/ülkenin kaderi değil de sırtı sıvazlanan elemanlarının her birinin kendi
kafalarına göre kaderlerini tayin etmeye kalmaları…
).

Avrupa

AB’nin yapısı (…) talep ettiği demokratik
kriterleri karşılamıyor.

Demokrasiyi güçlendirmek meyanında
yaptıklarımız, bizatihi demokratik değil. (s. 38)

Avrupa demokrasisi için elzem olan bir
Avrupa halkı, bir Avrupa demos’u hiç varolmadı…

Ulus-devletlerin ötesinde demokrasinin
ilkelerini yeni baştan düşünmeye ve bu ilkelerin, dünyanın ulus-devletlerin
sınırlarından taşarak genişlemekte olduğu bu yeni durumda nasıl
uygulanabileceğini sormaya teşvik etmeli.

Hangi amaçla, giderek daha sağlam bir AB’ye
sahip olmalıyız?

Refahı arttırmak…

ABD’yle rekabet etmek…

Gerçek bir halk iradesi temeline dayanmayan
anayasalar yarardan çok zarar getirir.

Amerika

Bütün demokrasiler oligarşik bir unsur
içerir.

Oligarşik unsur her zaman ve her yerde
oyunun bir parçasıdır.

Hükumetler parlamentodan mı doğmalıdır,
yoksa yurttaşların iradelerinin doğrudan ifadesi mi olmalıdır?

En uygun modelin Alman modeli olduğuna
inanıyorum: Bu modelde parlamento tarafından seçilen yürütme organı, bir kez
seçildikten sonra çok güçlü bir konumdadır ve yalnızca başka bir yönetim
iktidara gelirse görevden alınabilir.

Ekonomi alanında olduğu gibi demokratik
kurumlar alanında da gelenekleri ve ulusal farklılıkları düpedüz görmezden
gelen ihraç edilebilir bir model yoktur. (s. 71)

Demos

(Seçim
propagandası olarak amaca bağlı vergi teklifleri
)

Demokrasi kararların müzakereler
aracılığıyla ve sonrasında alınmaları anlamına gelir.

Buna karşılık referandumlar gerçek bir
müzakerenin sonucu değildirler. (s. 83)

(Almanya’da) Nasyonal-sosyalizm
trajedisinden sonra doğrudan demokrasinin her türünden mümkün olduğu kadar
kaçınma çabası ortaya çıktı.

Halk iradesi yönetenlerin muvazaası ile
altüst edilebiliyorsa referandumun ne anlamı var?

Aracılar

Geçmişte demos ile iktidar arasında
aracılık yapan kurumlar ne yazık ki artık bu görevi yerine getirebilecek
konumda gibi gözükmüyorlar.

İktidar ile halk arasında bir uçurum
oluştu.

Bütün aracı kurumlar demokrasiyi tehdit
edebilir, çünkü istismar edilmeye açıktırlar.

Medya gibi çok güçlü bir aracıya sahip olan
kişi dahi, bir parti aygıtına ihtiyaç duyar. Bu aygıtlar için seçimler
parlamentoyu oluşturmak üzere değil, militanlarına iktidar mevkileri sağlamak
için bir araç niteliğindedir. (s. 96)

Antipolitik

Popülizm

Parlamento ve demokratik müzakere filtresi
olmaksızın halka doğrudan başvurunun kolayca popülizme dönüşebileceğini ve bu
nedenle popülist önderler tarafından istismar edilebileceğini söylemek mümkün.
(s. 99)

Totalitarizm ile otoritarizmi açıkça
birbirinden ayırmak zorundayız.

Totalitarizmde siyasi hedef, uygun adım
yürüyen üniformalı öndere taraftar sağlamayı güvence altına almaktır.

Otoritarizmde kayıtsızlığa, katılım
olmamasına, parlamento, muhalefet partileri ve bağımsız medya gibi eleştiri ve
protesto kurumlarının zayıflığına dayanır. (s. 101-102)

Bir demokrasi herkes tarafından paylaşılan
demokratik bir uyanıklık kültürü olmaksızın yaşayamaz.

Otoriter bir düzen iktidardakiler için
hayatı fazlasıyla kolaylaştırırken, demokratlardan oluşan bir demokrasi onlar
için hayatı zorlaştırır. (s. 102)

Hangi erk, çoğunluğun yasasından güçlü
olabilir?

Tam da bu nedenle hukuk devletinin
özgürlüğün son kalesi olduğuna inanıyorum.

Herkesin yasaya tabi olması liberal düzenin
kalbidir.

Etik

Yeni
Demokrasi

Türkçeleştiren: A. Emre Zeybekoğlu

İthaki

Aralık 2015