PSİKOLOJİDE ÖNEMLİ SORUNLAR VE TARTIŞMALAR

İnsan davranışını anlamaya çalışırken psikoloji biliminin ilk günlerinden beri psikologların çözümlemeye çalıştığı çeşitli sorunlar vardır. Bu sorunlar üzerine yapılan tartışmalar aslında bilim insanlarının bu sorunlara bakış yönünü belirlemektedir. Bugün gelinen noktada araştırmacılar bu tartışmaların tek cevabı olmadığının, aslında tartışmalarda savunulan her iki görüşün de önemli olduğunu ve insanların davranış ve zihin süreçlerini anlamada faydalı olacağı konusunda hemfikirdirler. Dolayısıyla insan davranışını anlatan bu görüşler aslında birbirilerine rakip olarak değil, bir düzlemin iki ucu olarak değerlendirilir. Araştırmacıların yaklaşımları bu düzlemin üzerinde herhangi bir yere düşebilir; yani her bir yaklaşım, özünde her iki uçtaki görüşten de bir miktar barındırabileceği gibi bir tarafa daha yakında olabilir (Lilienfeld, Lynni Namy & Woolf, 2010; Feldman, 2010).
Aşağıda psikologların üzerinde tartıştığı 3 sorun özetlenmektedir.
1.    Sorun: Doğa – Çevre Tartışması (Nature vs. Nurture Controversy)
Kişilerin davranışlarının ne kadarı kalıtsal ve yapısal etkenlerden (doğa), ne kadarı ise çevresel etkenlerden (çevre) kaynaklanmaktadır? Doğacılar kalıtımın rolünü vurgularken çevreciler aile içi tutumlar, çocuk yetiştirme uygulamaları, sosyoekonomik statü vb. gibi sosyal kültürel ve sosyolojik etkenlerin belirleyici olduğunu savunmaktadır.
Araştırmacıların bu tartışmanın hangi tarafında yer aldığı biraz da hangi yaklaşıma daha yakın olduklarına bağlıdır. Mesela nörobilim yaklaşımına yakın çalışan gelişim psikologları gelişimde kalıtımın rolü üzerinde dururken davranış yaklaşımına yakın çalışan gelişim psikologları için aile veya okul gibi çevresel etkenler daha açıklayıcı olabilir (Lilienfeld ve ark., 2010).
2.     Sorun: Davranışların Sebepleri Bilinçli Mi Bilinçdışı Mıdır?
İkinci önemli tartışma davranışların sebeplerinin bilinçli mi bilinçdışı mı olduğudur. Herhangi bir davranışın ne kadarını kişinin farkında olduğu, ne kadarını ise bilinçaltı süreçler belirler? Mesela psikodinamik yaklaşımı benimseyen klinik psikologlar, zihinsel hastalıkların kökeninde bilinçaltı sebepler arar. Bilişsel yaklaşımı belirleyen klinik psikologlar ise kişilerin kalıplaşmış düşünce sistemlerinin zihinsel hastalıklara olan etkisini araştırmaktadır. Günümüzde çok önem kazanmakta olan sosyal-bilişsel yaklaşım, kişilerin herhangi bir anda maruz kaldıkları çok miktarda uyaranla ancak hem otomatikleşmiş bilinçaltı süreçlerle hem de aynı zamanda daha fazla dikkat ve çaba gerektiren bilinçli süreçlerle ortak bir şekilde baş edebildiğini öngörmektedir (Bargh & Williams, 2006).
3.     Sorun: Bireysel Farklılıklar – Evrensel Kurallar
Üçüncü bir tartışma, kişilerin davranışlarının ne kadarının kendilerine has, özel vasıflarından dolayı, ne kadarının ise içlerinde yaşadıkları toplum ve kültürün sonucu olduğu üzerinedir. Hatta bu tartışmanın bir ucundaki evrimsel psikologlar, davranışın tamamen kişinin “insan türü”ne ait olmasından dolayı gerçekleştiğini ve dolayısı ile evrensel olduğunu savunmaktadır. Özellikle nörobilim yaklaşımını benimsemiş araştırmacılar için evrensel kurallar geçerlidir. Onlar mesela beynin işleyişini araştırırken kişinin hangi kültürden geldiği ile ilgilenmezler. Zaten onlara göre bu kişisel fark temel mekanizmalarda bir fark da yaratmaz. Buna karşılık insancıl yaklaşımı benimseyen kişilik psikologları bireyleri diğerlerinden farklı kılan özellikleri belirlemek üzerine çalışmalar yapmaktadır (Feldman, 2010).
Bu üç temel tartışma günümüzde hâlâ süregelmektedir. Bu kitapta okuyacağınız ünitelerde değişik araştırmacıların bu tartışmaların hangi tarafında yer alarak çalışmalarını yaptıklarını görebileceksiniz.