PSİKOLOJİ

0
224

 

PSİKOLOJİ

 

Etimolojik olarak
psyehe (ruh) ve logos (bilgi) kelimelerinden oluşan psikoloji teri­mi, ruh
bilgisi anlamına geliyorsa da, bu an­lamın tarihsel olmak dışında bir önemi yok­tur.
Modem bilimin bir dalı olarak psikoloji, canlıların duygu, düşünce ve
davranışla­rım modern bilimin determinizm objektif­lik (nesnellik) ve
evrensellik ilkeleri gere­ğince inceleyen, birçok alt-dala ayrılmış ol­masına
rağmen gelişimini henüz tamamla­mamış bir bilim şeklinde tanımlanabi­lir. Ancak
bu tanımda herkesin kesinlikle anlaştığı söylenemez, örneğin duygu ve
düşüncenin modem bilimin ilkelerine göre incelenemeyeceğini, bu nedenle
psikoloji­nin konusunun canlıların gözlemlenebilen ve ölçülebilen eylemleri (ki
bunlara ‘davra­nış’ adı verilir) olması gerektiğini savunan psikologlar da
vardır. Psikolojideki yöne­lim, davranışçılığın artan etkisine tepki ola­rak bu
yöne doğru kaymakladır.

Modem yaklaşımlar,
psikoloji tarihini kabaca üç ayrı dönemde ele alırlar. İlk dö­nem “Klasik
Psikoloji” adıyla anılır. Klasik dönem, eski Yunanla başlar, I. Dünya
Sa-vaşı’na kadar sürer. Eski Yunan öncesinin ve bütün Doğu coğrafyasının hesaba
bile katılmadığı bu dönemin, yüzlerce yılı içine almasına rağmen, psikoloji
tarihindeki öne­mi yalnızca modern psikoloji için hazırlayı­cı bir kuluçka
dönemi olmasından ibarettir. Zihin (mind) ile ilgili sorunları felsefenin
merkezine yerleştirdiği için Descartes’a ge­rekli felsefi zemini hazırladıkları
için İngi­liz deneyci filozoflarına ve diğer dallardaki bilimsel keşifleri
yapmış Kopemik, Kepler, Newton, Harvey gibi mucitlere özellikle şükran
belirtilir.

“Sistematik
Psikoloji” adı verilen psiko­lojinin ikinci dönemi I. Dünya ve II. Dünya
Savaşları arasındaki sürede yer alır. Bu dö­nem modern psikolojiin kuruluş
evresidir. Psikoloji, felsefeden kopmaya başlamış, modern bilimin ilkeleri,
psikolojiye uyar­lanmaya çalışılmış, birçok psikoloji ekolü

ortaya çıkmıştır. 1879
yılında, Leipzig’te ilk psikoloji laboratuvannı kuran Alman fizyolog Wilhelm
Wundt (1832-1923), mo­dern psikolojinin babası sayılmaktadır. Wundt’un psişik
olayları, fiziksel olaylar gibi ele alan yaklaşımı büyük yankılar uyandırmış,
kısa sürede Avrupa ve Ameri­ka’da birçok yeni psikoloji laboratuvannın
kurulmasına yol açmıştır. Bu ilk atılım ve canlanma dönemi, bir süre sonra
psikoloji­nin konusu, yöntemi, amacı hakkında farklı görüşler ve ekoller
doğurmuştur. Bunlar arasında şu ekoller kayda değer:

Yapısalcılar: Kurucusu
W. Wundt’tur. Bilincin yapı olarak incelenmesinden yana-dırlar. Fiziksel
olaylar gibi, psikolojik olay­lar da daha basit olgulardan meydana gel­miştir.
Psikolojik araştırmada amaç, bu ba­sit olguların neler okluklarını ve
birbirleri arasındaki ilişkileri anlamaya çalışmaktır. Konusu bilinç olan
psikolojinin yöntemi ise içebakış ve deney olmalıdır.

İşlevselciler: J.
Dewey ve J.R. Agnel gi­bi düşünürlerin etkisiyle XX. yüzyılın ba­şında Chicago
Üniversitesi’nde bir grup psikolog tarafından kurulan akımın taraf­tarlarıdırlar.
Psikolojinin yalnızca bilinci değil, bütün zihinsel olayları, ihtiyaçları,
insanın uyum çabalarını konu edinmesi ge­rektiğini; davranışın psikolojik basit
birim­lerden değil, uyum süreçlerinden oluştuğu­nu savunmuşlardır.

Psikanalistler:
Amerika’da işlevselcili-ğin ortaya çıktığı sırada Viyanalı nörolog S. Freud
tarafından ileri sürülen ve psikanaliz adı verilen görüş ve uygulamaları
savunan­lardır. Uzun yıllar psikolojiyi ve psikiyatri­yi çok derinden etkilemiş
ve etkilemekte olan bu akımdan birçok kopmalar olmuş ve yeni ekoller
kurulmuştur. Psikanalisüer, bilinçin tek başına bir psikolojik yapı olmayıp
derindeki temeli oluşturan bilinçdışınm bir görünümü olduğunu ve bu derin
yapıların serbest çağrışımla açığa çıkarılabileceğini söylediler. Bu görüşlerle
bütün insanlık ta­rihini açıklamanın mümkün olduğu kanaa­tini yaydılar.

Davranışçılar: Yine XX.
yüzyılın ba­şında bilinç, bilinçdışı gibi kavramların po­zitif bir bilimin
konusu olamayacağını, psi­kolojinin bilim haline gelebilmesi için her­kes
tarafından gözlemlenebilir ve Ölçülebi­lir olguların ele alınması gerektiğini
düşü­nen, temelleri J. B. Watson tarafından atılan görüşleri savunan
psikologlardır. Dış çev­renin uyaranları ve organizmanın bu uya­ranlara verdiği
tepkileri asıl inceleme nok­tası yaptıklarından, bunlara uyaran-tepki (U-T)
psikologları da denir.

Gestaltçılar: Almanca
bir kavram olan geştalt, ‘bütün’ anlamına gelir, alman psi­kolog M. Wertheimer
tarafından, yapısalcı­ların atomcu görüşlerine karşıt olarak İleri sürülen
bütüncü psikolojik görüşleri savu­nanlara da ‘geştalt psikologları’ denir. Bu
akımın temel düşüncesini “bütün, parçala­rın toplamından farklıdır”
sözü açıklar. Davranışın içinde oluştuğu fiziksel ve sos­yal mekanlardan ayrı
ve parçalara bölün­müş olarak incelenmesini şiddeüe eleştir­mişlerdir.

Psikoloji tarihindeki
üçüncü ve son dö­nem “Çağdaş Psikoloji” denilen, II. Dünya
Savaşı’ndan günümüze kadar uzanan dö­nemdir. Bu dönemde psikoloji modem bili­min
bir dalı olarak kendini kabul ettirmiş ve yerini sağlamlaştırmıştır.
Üniversitelerde ve eğitim, tıp, ordu, iş ve idare hayatı gibi birçok alanda
uygulama alanı bulmuş, bir­çok al t-dala ayrılmıştır. Genelde akademik

ve uygulamalı
psikoloji diye ikiye ayrılabi­len başlıca psikoloji dalları şunlardır: Aka­demik
psikoloji genel başlığı altında; Genci Psikoloji, Karşılaştırmalı Psikoloji,
Fizyo­lojik Psikoloji, Hayvan Psikolojisi, Anor­mallik Psikolojisi, Sosyal
Psikoloji, Deney­sel Psikoloji, Genetik Psikoloji, Çocukluk Psikolojisi,
Yetişkinlik Psikolojisi; Uygu­lamalı Psikoloji genel başlığı altında da Kli­nik
Psikoloji, Eğitim Psikolojisi, Endüstri Psikolojisi, Askerlik Psikolojisi,
Ticaret Psikolojisi vb.

Çağdaş Psikoloji
döneminde psikoloji­nin yöneldiği alanlarda büyük bir bilgi pat­laması olmasına
rağmen henüz en temel ko­nularda bile (Örneğin psikolojinin tanımın­da) tam bir
fikir birliği sağlanamamıştır. Sistematik psikoloji döneminde ortaya çık­mış
bir takım psikoloji ekolleri tarihe karı­şırken, klasik psikanaliz ve klasik
davranış­çılık alanında birçok gelişme ve değişmeler olmuştur. Çok sayıda yeni
araştırma yön­temleri, teknikleri, araçları ortaya çıkmış, canlı davranışının
öğrenilmesinde çok ileri adımlar atılmıştır. Halta edinilen bu bilgile­rin
suistimaliyle insan davranışının belli alanlara kanalize edilebilme fırsatları
bazı bilim adamlarını düşündürmeye başlamış­tır. Hİç şüphesiz “Çağdaş
Psikoloji” döne­minin en dikkate değer olgularından birisi de, psikolojiyi
bilimselleştirme çabalarının yol açlığı insana uygun ve insani olmayan
tutumlara tepki olarak, Varoluşçu Felsefe ve Geştalt Psikolojisinin etkisiyle
gelişen, psikanaliz ve davranışçılıktan sonra Psiko­lojide üçüncü güç’ denilen
insancı (huma-nistik) psikolojinin ortaya çıkmasıdır.

Humanislik psikologlar
(Cari Rogers, Abraham Maslow, Ludvvig Binswagncr, Viktor Frankl vb.) kendi içlerinde
birçok farklılıklar gösterirler. Bu farklılıklar, dine verdikleri önem, insana
ilişkin iyimser veya kötümser olma gibi düşünce noktasında ol­duğu gibi, tedavi
yaklaşımlarında da belir­gin biçimde hissedilir. Bunun yanısıra hep­sinin
ortaklaşa savunduktan ve bir manifes­to halinde yayınladıkları noktalar da
vardır. Bunlar şöyle özetlenebilir:

 a) İnsanı incele­yen bilimler, fizik bilimlerinin
deneyciliği­ne (ampirizmine) değil, fenomenolojiye da­yanmalıdır;      b)
Her insanın psikolojik yapı­sının ayn olduğu bilinmeli, insan araç değil amaç
olarak görülmelidir;

c) Psikoloji
insa­nı yalnızca daha karmaşık bir hayvan olarak değil, özgürlüğünü korumak,
kendi iç ya­şantılarına göre davranmak ve potansiyel­lerini geliştirmek isteyen
özellikleriyle di­ğer canlılardan ayn olarak ele alınmalıdır; d) însan, eylemlerinden, hayat
tarzından so­rumlu olan, seçen bir varlıktır;

 e) Geçmiş veya gelecek değil, ‘burada’ ve ‘şimdi1
önemlidir.

Erol GÖKA

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here