Profesör Heidegger, 1933’te Neler Oldu

Profesör Heidegger, 1933’te Neler
Oldu?

Der
Spiegel’in Heidegger’le Tarihi Söyleşisi

Filozofun, Almanya’da Nazilerin iktidara
gelmesinden hemen sonra, 1933’te Freiburg Üniversitesi rektörlüğünü -kısa bir
süre için de olsa- üstlenmiş olması, bu eleştirileri “işbirlikçilik”
suçlamalarına kadar vardırmıştır.

1966 Eylül’ünde Rudolf Augstein ve Georg
Wolff Heidegger’le (…) bir mülakat gerçekleştirdiler.

Bu söyleşi, Heidegger’in ölümünden birkaç
gün sonra, 31 Mayıs 1976 tarihinde Alman Der Spiegel dergisinde yayınlanmıştır.

…rektörlüğümden önce, hiçbir türden siyasal
faaliyetimin olmadığını söylemeliyim.

1932 Aralık’ında, komşum olan, anatomi
kürsüsü başkanı von Möllendorf rektör seçildi.

16 Nisan’da rektör olarak göreve başlamıştı.
Yaklaşık iki hafta sonra, Baden Eyaleti Eğitim Bakanı tarafından görevden alındı.

Von Möllendorf, görevden alındığı gün beni
görmeye geldi ve bana şöyle dedi: “Heidegger, rektörlük görevini üstlenmek
şimdi size düşüyor.”

Rektörlüğü kabul ettiğimde, uzlaşmaya
gitmeksizin işin içinden çıkamayacağımı açıkça biliyordum.

Husserl, otuzlu yılların başında, Max
Scheler ve benimle, kamuoyu önünde bir hesaplaşmaya girişti… (s. 19)

Bir gün Karlsruhe’ye çağırıldım ve bakan,
bir danışmam aracılığıyla ve Gaustudentenführer’in da hazır bulunmasıyla, beni,
hukuk ve tıp fakülteleri dekanlarım, Parti’nin onayladığı başka meslektaşlarla
değiştirmeye zorladı. Bu zorlamayı kabul etmedim ve bakanın diretmesi halinde
rektörlüğü bırakacağımı bildirdim. Öyle de oldu. 1934 yılı Şubat’ındaydı bu;
göreve başladıktan on ay sonra istifa ettim… (s. 22)

Teknik, kendi varlık’ı içinde insanın kendiliğinden
gemleyemeyeceği bir şeydir.

Her şey çalışıyor. Rahatsızlık verici olan
da asıl bu, çalışıyor olması ve işleyişin her zaman yeni bir işleyişi peşinden
getirmesi ve de tekniğin insanı hep daha çok topraktan koparması, orada
köksüzleştirmesi. (…) eğer düşünce ve şiir, kendi
iktidarları olan şiddetsiz iktidara bir daha ulaşamazlarsa, burada ortaya çıkan
insanın köksüzleştirilmesi sonumuz anlamına gelir. (s. 28)

…her temelli ve büyük şeyin insan ancak bir yurda
(Heimat) sahip olduğu ve de bir gelenekte kökleştiği için doğabildiğini biliyorum.

Yalnızca bir tanrı bizi hâlâ kurtarabilir.

Tekniğin özünü, ben,  Ge-stell adını verdiğim şeyde görüyorum…

Ge-stell’in saltanatı şu anlama geliyor:
insan tekniğin özünde kendini gösteren ve kendisinin egemen olmadığı bir gücün
kesin talimatı, talebi ve denetimiyle karşı karşıyadır. Bizi bunu görmeye
ulaştırmak: düşünce daha fazlasını yapma iddiasında değil. Felsefe sonuna geldi.
(s. 30)

Sorgulama düşüncenin sofuluğudur

Düşünmek, hiçbir şey yapmak değildir;
düşüncenin kendisi de kendi kendinde, kader olarak anlaşılan dünya ile
söyleşimi içindeki faaliyettir. Bana öyle geliyor ki kuram ve praksis ile,
birinden ötekine gidip gelen bir aktarımın temsiliyeti arasındaki ve
metafizikten kaynaklanan ayrım, benim düşünmekten anladığım şeyin anlaşılmasını
engelliyor.

Benim düşüncem Hölderlin’in şiiri ile
kaçınılmaz bir ilişki içinde yer alır.

Hölderlin benim için geleceğin yönünü işaret
eden şairdir, tanrıyı bekleyen şairdir… (s. 36)

Türkçeleştiren: Turhan Ilgaz

Yapı kredi Yayınları

Aralık 1993