Post Fordizm Michael Piore

Post-Fordizm Michael Piore

FİKİR

Post-Fordizm kavramı belirli bir yazara atfedilemez. O, daha ziyade, modern endüstriyel organizasyonun ve onun üretim yöntemlerinin ayırt edici özelliklerini belirlemeye ve onları sanayi tarihinin daha önceki bir evresinde kullanılanlardan ayırmaya çalışan farklı yazarlar­dan kaynaklanan bir kavramdır. Post-Fordist yazarlar endüstriyel üretimin günümüzde tamamen yeni bir çalışma tarzı ve tamamen yeni bir post-modern çalışma hayatı oluşturacak denli farklı olduğu­na inanırlar.

‘Post-Fordizm’ teriminin ilk kullanımlarından biri Michael Piore ve C. Sabel’in (1984) yazılarında ve onların 1980’lerde Kuzey İtalya’da karşılaştıkları yeni esnek üretim ve ağ tarzı örgütlenmelere ilişkin tasvirlerinde karşımıza çıkar. Fakat bu terim aynı ölçüde, Bob Jessop (1994), Lash ve Urry (1987) gibi Marksist yazarlar tarafından post- modern kapitalizmi tanımlamak ve Robin Murray (1989) tarafından ideal ‘esnek firma’ tipinin karakteristiklerini ortaya koymak için kulla­nılmıştır.

Bununla beraber, ‘post-Fordizm’ terimi büyük bir yaygınlık ka­zanmış ve aynı ölçüde hizmet sektörü ve kamu hizmetlerini, hatta bizzat post-modern sanayi toplumunu betimleyen analitik bir araç olarak kullanılmıştır.

‘Post-Fordizm burada genelde yeni bir toplumsal organizasyon biçimini anlatır; o, yeni post-endüstriyel emek tarzlarının (esasen hizmet sektörü ve beyaz-yakalı işlerin) gelişimine işaret ederken, geleneksel mavi-yakalı işgücü ve ona bağlı eski sınıf sistemi için sonun başlangıcını temsil eder. Bu değişimlerin merkezinde üre­tim süreçlerindeki muazzam teknolojik yenilikler yatar. Bunlar sa­dece modern iş pratikleri ve endüstriyel ilişkilerin doğasını dö-

 

nüştürmekle kalmayıp, piyasalar ve tüketimin inşası, gözetimi ve yorumuyla ilgili yeni formların (ve ayrıca bu değişimlerin gerek­tirdiği bütün sosyal, kültürel ve estetik sonuçların) ortaya çıkışını anlatırlar (Lee 1993:110).

Post-Fordizm gerçekte önceki kitlesel üretim yöntemlerinden tama­men farklı yeni yöntemlerin kullanıldığı yeni bir ekonomik çağı anla­tır. Post-Fordizm bilgi teknolojisinin gelişimi ve esnek üretim yön­temlerinin ortaya çıkışıyla, çokuluslu şirketlerin doğuşu ve malî piya­saların küreselleşmesiyle bağlantılıdır (Lee 1993).

Post-Fordizm en iyi biçimde Fordizmle, yani 20. y.y.ın ilk yarısında Henry Ford tarafından benimsenen ve geliştirilen, savaş sonrası dö­neme kadar Amerika ve Avrupa’da, hatta 1970’ler ve 80’lere kadar SSCB’deki Sovyet devletlerinde her tür endüstriyel üretimin modeli haline gelmiş kitlesel üretim yöntemleriyle karşılaştırılarak anlaşılabi­lir.

Fordizmin temel karakteristikleri şöyle özetlenebilir:

  • kitlesel üretim yöntemlerini ve hareketli montaj bantlarını kul­lanan, nihayetinde robotların yüklendikleri rutin, tekrara dayalı ve vasıfsız ya da yarı vasıflı görevleri yerine getiren ve esasen erkeklerden kurulu işçilerle çalışan büyük ölçekli fabrikalar;
  • büyük ölçek ekonomileri sayesinde maliyetleri çarpıcı bir bi­çimde azaltan standartlaştırılmış üretim yöntemleri;
  • yönetim ve işçiler arasında katı bir işbölümüne, güç ve sorum­luluğa dayalı bürokratik-hiyerarşik yönetim yapıları.

F.W. Taylor gibi (bkz. Bilimsel Yönetim) danışmanların ‘bilimsel’ fikirler ve teknikleri Fordizmi ustaca bir sanata dönüştürmüş ve onu hem maliyet açısından ekonomik hem de oldukça verimli kılmıştır. Ancak, toplum kitlesel üretimden büyük ölçüde kazançlı çıkarken, dünyada­ki sanayi işgücü giderek daha doyumsuz, vasıfsız ve yabancılaşmış hale gelmiş ve endüstriyel çatışma, Harry Braverman’ın parlak bir biçimde tasvir ettiği gibi (bkz. Vasıfsızlaşma), savaş-sonrası endüstri­yel ilişkilerin temel bir özelliğini oluşturmuştur.

Post-Fordizmi aksine şu özellikler karakterize eder: [1] tim ekiplerini piyasadaki değişen ihtiyaçlara hızla ve bağımsız bir biçimde karşılık verecek duruma getirmeye çalışan esnek ve dinamik yönetim yapıları. Yöneticiler ve işçiler arasındaki bariz sınır çizgileri ortadan kalkar ve işçiler artık ödüllere, yüksek sta­tüye ve yüksek düzeyli bir iş doyumuna sahiplerdir -ve hatta onlar bazen yönetim kurullarında bile yer alabilirler. Endüstriyel çatışmanın yerini uzlaşma almış görünmektedir;

  • Modern tüketici yüksek standartları, stil ve ihtiyaçların hızla kar­şılanmasını talep ettiği için, kaliteye ve müşterinin ihtiyaçlarına odaklanma. Marks & Spencer gibi kurumsallaşmış firmalar bile artık sadece müşteri sadakatine güvenemezler.

Yeni teknolojiler -mikroçip, bilgisayar ve akıllı robotlar- insanları Fordizmin disiplini ve ağır çalışma temposundan uzaklaştırmış ve fabrikada, ofiste ya da kamu hizmetinde modern işçinin kendi eme­ğinin ürünleri üzerinde tekrar kontrol sahibi olmasına ve bireysel yaşam tarzları ve yüksek ödüllerin getirilerinden faydalanmasına imkân tanımıştır. Küçük ölçekli uzman firmalar ulusal veya küresel çapta, yüksek kaliteli ‘hücre tipi’ piyasalarda uzmanlaşarak ya da üretim ağları içinde veya diğer firmalarla ortaklaşa çalışarak büyük şirketlerle rekabet etmektedirler. Yeni uluslararası işbölümü, dünya çapında post-modern tüketici beklentilerini karşılamak için yeni piyasalar, yeni teknolojiler ortaya çıkarttığı kadar, yeni kaynaklar da yaratmaktadır.

John Atkinson (1985) gibi yazarlar daha da ileri giderek, firmanın birincil piyasalara yönelik, ancak fırsat çıktığında daha yeni ikincil piyasalara geçiş yapabilecek ölçüde esnek bir çekirdek veya merkez işgücü grubunu istihdam eden bir ‘ideal-tip’ esnek firma kavramı geliştirmeye çalışmışlardır. Bu tür firmalar ihtiyaca göre ikincil emek­ten faydalanır veya onları işten çıkartırlar ve bu sayede maliyetleri asgari düzeyde tutarken talepleri karşılama düzeyini yükseltirler. Bununla beraber, merkez işçiler iş güvencesi, ödüller ve yüksek eği­tim fırsatlarından yararlanırken, çevre işçiler (ikincil emek) çoğunlukla düşük ücretli ve yarı-vasıflı, geçici sözleşmelere dayalı fason işlerde istihdam edilmekte ve çoğunlukla kent merkezlerinin getto bölgele­rinde veya Üçüncü Dünyada yaşamaktadırlar. Moda veya spor giyim dünyasında yüksek bir profile ve kendilerine özgü bir tarza sahip olan Nike, Adidas ve GAP gibi firmalar, Batıda olduğu kadar Doğuda da her an değişen müşteri taleplerini karşılamak için küresel temel­lerde üretim yapan, piyasanın gereklerine hızla cevap verebilen özel güçlerin klâsik örnekleridir.

KAVRAMSAL GELİŞİM

Nitekim, post-Fordizm yeni bir sanayi üretimi ve endüstriyel ilişkiler çağı olarak görünmektedir; esnek firma hem modern işçinin hem de modern tüketicinin ihtiyaçlarına hizmet eden ‘esnek dost’ haline gelmiştir. İşçiler ve yöneticiler kalite ve müşteri ihtiyaçlarını karşıla­mak amacıyla ortaklaşa çalıştıkları için, çatışmanın yerini uyum almış­tır. Henry Ford’un kitlesel üretim uygulamalarının yerini Japonlar, İsveçliler ve Almanların devrimci fikirleri almış ve modern kapitalist sistem dünya çapında müşterilerinin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan BMW, Toshiba ve Coca-Cola gibi dev uluslararası şirketlere ayak uy­durmuştur.

Bununla beraber, post-Fordizm hem bir kavram olarak hem de post-modern küresel kapitalizmin bir savunusu olarak eleştirilere maruz kalmıştır.

İlk olarak, onun bazı savunucularının iddialarının aksine, bir kav­ram olarak, analitik bir araç olarak açık bir modern ve post-modern kapitalizm ayrımı yapmak o kadar kolay değildir. Eleştirmenlere göre, post-modern toplum ve endüstriyi -günümüzde sanayinin geçmiş­tekinden tamamen farklı yeni bir post-endüstriyel çağa girmiş oldu­ğunu iddia edebilecek düzeyde- daha önceki toplumdan kesin çizgi­lerle ayırmak mümkün değildir. Daha ziyade, Anna Pollert (1988) gibi yazarlar, günümüzde endüstriyel pratiğin çoğu temel özelliğinin Fordizmin 1920’ler ve 50’lerdeki altın çağına, özellikle bu dönemin yiyecek, içecek ve oyuncak üretiminde kullanılan küçük ölçekli üre­tim tekniklerine dayandığını öne sürerler.

İkinci olarak, post-Fordist yazarların övgüler düzdüğü post- modern üretim teknikleri çok pahalıdır ve sadece büyük firmakma^ veya çok yeni, genç firmaların- güçlerinin yetebileceği veya uygula­maya sokmaya cesaret edebilecekleri muazzam bir yeniden yapı­lanmayı gerektirir. Günümüzde hiçbir firma yeni teknolojiler ve yeni dinamikler lehine geleneksel yöntemleri tamamen gözden çıkart­maz. Çoğu evrimi devrime tercih eder.

Üçüncü olarak, kısa dönemli sözleşmelerle işçi çalıştırmak yeni bir uygulama değildir. Henry Ford ve çağdaşları her zaman kriz dönem­leri için erkek ve kadınlardan oluşan bir ‘yedek işgücü ordusu’nu ellerinin altında tutmuşlar ve tersanecilik gibi geleneksel sanayi dal­ları büyük ölçüde geçici işçilere dayanmıştır.

Son olarak, post-modern, post-endüstriyel durum, değişken ve rekabetçi olmanın yanı sıra, endüstriyel kapitalizmin herhangi bir dönemindeki kadar insafsız ve acımasız olabilir. ‘Esnek firma’ günü­müzde endüstriyel gelişmenin bir özelliğini temsil edebilir, fakat o da bir ‘ideal tip’tir. Dex, McCullock (1997), Paul Thompson (1993) gibi farklı yazarlar, bütün faydaları ilân edilen esnek çalışma olgusunun abartıldığı sonucuna varmışlardır. En gelişmiş firmalar arasında bile tamgün çalıştırma ve merkezî kontrole dönüş eğilimi açıkça görül­mektedir. Amin (1994) ve Kelly (1989) gibi araştırmacılara göre, yeni bir endüstriyel tipin ortaya çıkışından söz etmekten ziyade, post- Fordist çağın oldukça zengin ve çeşitli, günümüz tüketicilerinin talep ettiği kadar esnek ve dinamik bir sistem olduğu söylenebilir. Modern kapitalizm daha tüketici dostu, daha kalite bilincine sahip hale gele­bilir, fakat gerçekte o ‘genetik özelliklerini’ değiştirmiş midir? O, deği­şen ihtiyaçlara uyum sağlamak ve yeni teknolojileri benimsemek için yöntemlerini değiştirmiş olabilir, fakat radikal yazarların iddia ettikleri gibi, nihayetinde amaç aynı kalır-ulusal sınırların yeni piyasa fırsatla­rına, yeni bölgeler ve yeni kazançlara açılmak için bir engel oluştur­madığı küresel bir ekonomide acımasız bir kâr arayışı.

Paul Thompson’ın (1993) işaret ettiği gibi, post-modern çokuluslu şirket, kendi, örgütsel tarzı ve tekniğini içinde bulunduğu ülkeye ve onun ekonomik ve kültürel gelişmişlik düzeyine uyarlayacaktır. Post- Fordist teknikler gelişmiş Batının çalışma biçimlerine uygun düşseler de, geleneksel Fordizm, fabrikaları ve montaj hatlarıyla her zaman Üçüncü Dünyanın düşük maliyetli ekonomilerinde etkili olabilir. Bu perspektiften, post-Fördizm sadece iş yönetimiyle ilgili yeni yakla­şımlar ve stratejilerden biridir. Çokuluslu şirketler günümüzde yeni pazarlar ve yeni kârlar peşinde kasları kadar yöntemlerini de esnettik­leri için, nihayetinde kontrol merkezde kalır. Mike O’Donnell’a (2001) göre, modern kapitalizmin ruhu ve karakteri, daha sınırlı bir kavram olan post-Fordizmden ziyade, ‘küresel kapitalizm’ veya ‘bilgi kapita­lizmi’ gibi kavramlarla daha iyi yakalanabilir. George Ritzer (1996), daha da ileri gider ve fastfood zinciri Mc Donald’s’ın uygulamaları ve felsefesinin post-Fordizmden daha ziyade sanayi-ötesi toplumu ka- rakterize ettiği tezini geliştirir:

Post-Fordist unsurların modern dünyada ortaya çıktığını kabul etsek de, Fordist unsurların varlıklarını inatla sürdürdükleri ve hiçbir yok oluş belirtisi göstermedikleri açıktır. Örneğin ‘Mc Do- naldlaşma’ olarak adlandırabileceğimiz şey Fordizmle ortak pek çok özelliğe sahip bir olgudur ve çağdaş toplumda akıl almaz bir hızla gelişmektedir. Fast food restoran modeli temelinde, toplu­mun daha fazla kesimi Mc Donaldlaşmanın ilkelerinden yarar­lanmaktadır (Ritzer, 1993). Mc Donaldlaşma Fordizmle birçok özelliği paylaşır -tek tip ürünler, katı teknolojiler, standartlaştırıl­mış iş rutinleri, vasıfsızlaşma, işgücünün (ve müşterinin) tek tip­leştirilmesi, kitlesel işçi, tüketimin tek tipleştirilmesi vb. O halde Fordizm, Mc Donaldlaşma yönünde bir şekil değişimine uğrasa da, modern dünyada canlı ve sağlıklıdır. Ayrıca klâsik Fordizm – sözgelimi montaj bandı biçiminde- Amerikan ekonomisinde önemli ölçüde varlığını sürdürmektedir.

Zayıflıkları her ne olursa olsun ve kullanımı ne kadar abartılırsa abar­tılsın, post-Fordizm kavramı, sadece sanayi-ötesi toplumun karakteri ve doğasıyla ilişkili tartışmalara değil, aynı zamanda post-modern sosyal ve kültürel yaşamın doğasıyla ilgili tartışmalara ve günümüz toplumunun yirminci yüzyılı büyük ölçüde hâkimiyeti altına alan modeldekinden ne kadar köklü ve temel bir farklılık içinde olduğu konusundaki tartışmalara katkıda bulunmuştur. Post-Fordizm kav­ramı, modern kapitalizmi insanileşmiş bir düzen olarak görenler ile ‘örgütsüz’ bir kapitalizm olarak algılayanlar arasındaki tartışmalara, post-Fordist teknikleri endüstriyel hayata uygulayanlar ile onu kamu hizmetleri, eğitim yönetimi, sosyal hizmetlere ve genel olarak mo­dern devlete uygulamaya çalışanlar arasındaki tartışmalara ilham kaynağı olmuştur.

Post-Fordizm kavramı, en iyi şekilde, Daniel Bell ve diğerlerinin 1950’ler ve 60’larda sanayi-ötesi toplumun doğasına ilişkin tartışma­larının bir uzantısı olarak sunulabilir. Bu kavram post-modern toplum ve modernitenin karakteri konusundaki tartışmaya katkıda bulun­muştur. O aynı ölçüde aşırı basitleştirilmiş ve abartılı bir kavram ola­bilir. Yine de en şiddetli eleştiricisi Alex Callinicos’un da kabul ettiği gibi,

o en azından kapitalist ekonomideki sistematik değişimlerin özel­likle farklı bir post-modern çağdan söz etmemizi nasıl haklı çıkar­dığını gösterme gibi bir değere sahiptir; ayrıca, bu açıklamalar en azından gerçekte ortaya çıkan dönüşümlere işaret ettikleri sürece empirik olarak desteklenirler. Asıl problem, bu yazarların değiş­melerin kapsamını gereğinden fazla abartmaları ve onları uygun biçimde kuramsallaştıramamalarıdır (Callinicos, 1989:135).

[1] Farklı ve özel bir müşteri kitlesinin ihtiyaçlarını karşılamaya yö­nelen, yeni ve sürekli değişen piyasa taleplerini karşılamak için en son teknolojilerin ve yüksek vasıflı işgücünün kullanıldığı, kı­sa dönemli siparişe dayalı üretim serilerine uygun esnek üretim yöntemleri;

  • İşçileri yetkili kılan, kontrolü merkezden uzaklaştırmaya ve üre-