Platon – Timaios

Platon – Timaios – ΤΙΜΑΙΟΣ

(Sokrates)

(Kadınlar) …hepsine, savaş zamanında olsun, başka zamanlarda
olsun, erkeklere verilen işlerden verilmesi gerektiğini hatırlatmıştık. (başka
bir konuşmasına atfen) (18c)

(Sokrates)

Bütün kadınların, bütün çocukların herkesin malı olmasında
karar kılmıştık. (18d)

(Kritias)

Solon’un anlattığına göre Mısır’da Delta’da, Nil’in ikiye
ayırdığı çıkıntıya doğru Saitikos denilen bir ülke vardı;

Bura halkına göre şehirlerini kuran bir kadın-tanrıdır; ona
kendi dillerinde Neith adını vermişler, fakat bu kadın-tanrının Hellence adı
Athena’dır. (21e)

…eski yazılar, vaktiyle ilinizin, Büyük Atas denizinin
ötelerinden gelip Avrupa ile Asya’ya küstahça saldıran koskoca bir devleti yok
ettiğini söylüyor. O zamanlar bu koca denizden geçilebiliyordu; çünkü sizin
Herakles sütunları dediğiniz o boğazın önünde bir ada vardı. Bu ada Libya ile
Asya’nın ikisinden daha büyüktü. (24e)

İşte bu Atlantis adasında, hükümdarlar…

…hayranlığa değer bir devlet kurmuşlardı. (25a)

Bir gün bu devlet bütün kuvvetlerini bir araya toplayarak
sizin yurdunuzu, bizimkini, boğazın iç tarafındaki bütün ulusları boyunduruğu
altına sokmak istedi. İşte o zaman, Solon, ilinizin bütün değerlerini bütün
kuvvetini dünyanın gözü önüne serdi.

…Hellenlerin başına geçti. (Solon) (25b /c)

Bundan sonra korkunç yer sarsıntıları, tufanlar oldu. Bir
gün uğursuz gecenin içinde, ne kadar savaşçınız varsa hepsi birden bir vuruşta
toprağa gömüldüler. Atlantis adası da aynı şekilde, denize gömülerek yok oldu.
(25d)

(Timaios)

Hiç doğmadığı halde her zaman var olan nedir? Hep geliştiği
halde hiç var olmayan nedir? Birincisi düşünüşün yardımıyla akıl tarafından
sezilir. Çünkü her zaman aynıdır; ikincisine gelince onu kanaatle akla
dayanmayan duyum tasarlar, çünkü o doğar ve ölür; ama hiçbir zaman gerçekten
var değildir. (28c)

(Evrene dair) Yapıcısı onu bu iki örnekten hangisine göre
yapmıştır, değişmeyen, her zaman aynı kalana göre mi, doğmuş olana mı? (29a)

Sözlerin, ifade ettikleri şeylerle tabii bir akrabalığı
vardır. Değişmeyen, her zaman aynı kalan ve zekânın yardımıyla görülen şeyleri
ifade ederlerse değişmezler, aynı kalırlar. (29b)

Yaratan iyi idi, iyi olandan da hiçbir şeye karşı hırs
uyanmaz. (29e)

…tam olmayan bir şeye benzeyen herhangi bir şey hiçbir zaman
güzel olamaz. (30c)

…bir tek gök vardır, diye kesip atmakta acaba haklı mıydık,
yoksa birçok, hatta sayısız gökler olduğunu söyleseydik daha mı doğru ederdik?
Madem ki örneğe göre yapılmıştır. Bir tek gök var demektir. Çünkü bütün
kavranabilen canlıları içine alan örnek hiçbir zaman başka bir örnekle
bağdaşamaz, onun arkasından gelemez, böyle olmazsa, bu ikisinden başka bir de
onları birer parça olarak içine alan bir üçüncü canlıyı kabul etmek gerekirdi.
(31a)

Onun için tanrı bir bütün olarak, o kusursuz canlı varlığa
benzesin diye evrenimizi ne çift ne de sayısız yapmıştır; evren birdir. Başka
bir evren de doğmayacaktır. (31b)

…tanrı evreni kurarken önce ateşle topraktan işe başladı.
(31c)

…tanrı ateşle toprağın arasına suyla havayı koymuş. (32b)

…bizim vücuttan sonra le aldığımız bu ruhu, tanrı cisimden
sonra yaratmadı… (34c)

…tanrı ruhu vücuttan önce, yaş ve erdem bakımından da ona
üstün yaratmıştır. (35a)

Tanrılar, benim yarattığım tanrıların çocukları, yaratıcısı
ve babası olduğum eserler, benden vücut buldukları için, ben razı olmadıkça
parçalanamazlar, gerçekten, bağlanan bir şey her zaman çözülebilir; ama iyice
birleştirilmiş güzel bir şeyi parçalamak ancak kötü bir kimsenin harcıdır.
(41a)

…görme, bizim için en büyük nimettir, çünkü gök cisimlerini,
güneşi, göğü görmemiş olsaydık bugün evren hakkında ortaya atılan açıklamaların
bir kelimesi bile ağzımızdan çıkamazdı. (47a)

Sesle işitme hakkında da aynı şeyi söyleyebiliriz: Tanrılar
onları da bize aynı şeyleri düşünerek, aynı sebeplerden ötürü vermişlerdir.
(47c)

İki nesne birbirinden ayrı oldukça, birbirlerinin içinde
doğmayacaklarından, ne aynı zamanda bir tek nesne, ne de iki nesne
olamayacaklardır. İşte bunu kendi düşünceme göre meydana koyduğum öğretinin bir
özeti olarak kabul ediniz; mutlak varlık, doğan varlıkların tuttukları yer ve
bu varlıkların kendileri evrenin kuruluşundan önceye ait üç ayrı ilkedir. (52d)

…evrenin devri daire şeklinde olduğu için tabii olarak
hareket ettiği noktaya dönmek ister; bundan ötürü de bütün cisimleri birbirine
sıkıştırır. (58a)

…başta başlayıp karaciğer bölgesinde biten hareket
işitmedir. Bu hareket ince olursa ses ince olur; ağır olursa kalın olur. (67b)

(geleceği görme)

Tanrının geleceği görmek bilgisini, insanoğlunun akıldan
yana zayıf tarafına vermiş olduğunu göstermek için şu tek ispat yeter:
Gerçekten tamamıyla aklı başında olan hiçbir insan tam manasıyla doğru,
geleceği tam görür bir bilince varamaz. Bunu ancak aklın kudretini bağlayan
uykudayken yahut da aklı, hastalık veya coşkunluktan yolunu şaşırmışken
başarabilir. (71e)

(bu dünya) O kendi soyunun eşsiz, biricik göğüdür. (92c)

Türkçeleştiren: Erol Güney & Lütfi Ay

Sosyal Yayınlar, 2001