Platon – Sofist

Platon – Sofist

ΣΟΦΙΣΤΗΣ

Theodoros:

…buluşmak için verdiğimiz sözü tutup geldik ve şu yabancıyı
da yanımızda getirdik: Kendisi aslen Elealı’dır. Parmenides’in, Zenon’un
öğrencileri çevresinden bir kişi; yani kısacası tam bir filozof. (216a)

Sokrates:

…sen bir yabancı yerine, Homeros’un dediği gibi, bilmeden
bir tanrı getirmiş olmayasın? (216a)

Yabancı:

…Theaitetos, bundan böyle tartışmanın yükü senin omuzlarında
olacak. (218a)

İkimize düşen işe gelinde, bu, bence, bu araştırmaya önce
sofistten başlamak ve sofistin ne olduğunu bulup, bunu açık bir şekilde
tanımlamaya çalışmaktır. (218b)

Büyük konumuz için bir model bulmak üzere, basit bir konu
üzerinde bir araştırma yapalım ister misin? (218d)

Bilinmesi kolay ve küçük olmakla birlikte, herhangi bir daha
büyük konunun içerebileceği tanımdan daha az verimli olmayan bir tanımı içeren
bir konu olarak neyi önerebiliriz? Mesela oltayla balık avlamayı alsak ne
dersin? (218e)

Öyleyse,

…söyle bana, balık avcılığı bir sanat mıdır ya da, eğer
sanat değilse, onu nasıl bir faaliyet türü olarak görebiliriz?

Her hakiki sanat, sonuçta, özetini iki formda bulur. (219a)

…her türlü bakım işi;

Terkip ve teşkil edilmiş şeylere ait her türlü emek ve
nihayet, taklit. Bütün bunlar, haklı olarak tek bir ad altında toplanamaz mı?

Daha önce var değilken, daha sonra var hale getirilen her
şey için, getirmek, meydana getirmek; getirilmek de, meydana getirilmek’tir
diyebiliriz.

Bu güç, yukarıda saydığımı sanatların hepsinde vardır.
(219b)

Bundan sonra, bilim ve bilgi, daha sonra da para kazanma,
mücadele, av gibi şeyler gelir.

Bunların hiçbiri imal etmez.

…yapılacak en iyi şey bütün bu bölümleri, sahiplenme sanatı
adı altında toplamaktır. (219c)

…sahiplenme ve üretme, sanatların tümünü kapsamına aldığında
göre, balık avcısının sanatını hangi bölüme koyacağız?

Theaitetos:

Besbelli, sahiplenme bölümünde bir yere.

Yabancı:

Ama sahiplenmenin de iki şekli yok mudur? Bir yanda,
mübadele; öbür yanda ise, ele geçirme sanatı olarak iki şekli?

Ele geçirme sanatının da iki bölüme ayrılması gerekmez mi?

…açıktan açığa yapılan her şey, mücadele bölümüne;
kurnazlıkla yapılan her şey ise, av bölümüne girer.

…av sanatını da iki bölüme ayırmamız gerekir.

…birincisi cansız avından, ikincisi ise canlı avından
oluşur. (219d)

…tümüyle ele alındığında, bu sanatın yarısı sahiplenme;
sahiplenmenin yarısı ele geçirme; ele geçirmenin yarısı avlanma; avlanmanın
yarısı canlı avı; canlı avının yarısı su avlarının avıdır. (221b)

…bu ispatlamayı örnek alıp, aynı şekilde, sofistin ne
olduğunu bulmaya çalışalım. (221c)

(oltayla avlanan balıkçı ile sofist)

…bence onların ikisi de apaçık avcıdırlar. (221d)

…her türlü canlı avını iki bölüme ayırma ve bir bölüme
yüzenlerin avını, ötekine de yürüyenlerin avını koymuştuk. (221e)

…sofist ve balık avcısı, sahiplenme sanatından hareketle,
bir noktaya kadar, aynı yolu beraberce yürüdüler. (222a)

Yürüyenlerin avı iki çok geniş kısma ayrılır.

Biri evcil hayvanların avı, öteki yabani hayvanların avı.
(222b)

Theaitetos:

…bizler evcil hayvanlarız ve insan avı da vardır diyorum.

Yabancı:

…evcil hayvanların avının da iki türlü olduğunu
söyleyeceğiz.

Haydutluğu, köle avcılığını, zorbalığı, her şekliyle savaşı
bir bütün olarak alıp bunun adına şiddete dayanan av diyeceğiz. (222c)

…söylevleri, özel konuşmaları da tek bir bütün olarak alıp,
buna da ikna sanatı adını vereceğiz.

Bu ikna sanatını da iki cinse ayıracağız.

Özel kişilere hitap eden cinsle, halka hitap cinse. (222d)

…çıkar avında, lütuflarla kendine kapıları açtırmak,
yalnızca zevki kendine amaç edinmek, kendi geçiminden başka bir kazanç
aramamak, sanırım, hepimizin dalkavukluk veya yaltaklık dediğimiz şeydir.
(223a)

…para karşılığında yapılan bir takastan başka bir şey
olmayan ve ders verme kisvesi altında yapılan menfaat avcılığında, zengin ve
soylu gençleri hedef alan avcılığa verilmesi gereken ad,

Sofistliktir. (223b)

Sahiplenme sanatının iki şekli vardı: biri avlanma diğeri de
mübadele.

…mübadelenin de bir elden ele mübadele bir de ticari
mübadele olmak üzere iki şekli olduğunu söyleyeceğiz.

…ticari mübadelenin de iki bölüme ayrıldığını ekleyeceğiz.
(223c)

…birincisi doğrudan doğruya üretici tarafından yapılan satış
bölümü; ikincisi de, başkaları tarafından üretilen şeyleri alıp satmaktan
ibaret olan ticaret bölümü. (223d)

…para karşılığında satılan ve mübadele edilen şeyler, bazen
bedenin, bazen de ruhun beslenmesine veya istifadesine yarayan şeyler değil
midir? (223e)

…bu gayri maddi metalar ticaretinin bir kısmına, çok haklı
olarak, gösteri sanatı denilemez mi? (224b)

…buna uygun düşen adı bulmayı dene bakalım.

Theaitetos:

Sofistlik,

Yabancı:

Evet ta kendisi.

…sahiplenmenin, mübadelenin, ticari mübadelenin, büyük
ticaretin, toptancı gayrı maddi meta ticaretinin bu bölümü, yani erdem üzerine
konuşma ve ders verme ticareti –işte sofistliğin ikinci veçhesi budur. (224d)

Sahiplenme sanatının bölümlerinden biri de mücadele idi.

…mücadeleyi iki bölüme ayırırsak,

Bölümlerden biri, sıradan rekabet; diğeriyse çatışmadır.
(225a)

(çatışmanın bir cinsi olarak tartışma)

…tartışma denen cinsi de ikiye ayırabiliriz.

…tartışma, eğer adalet ve adaletsizlik meseleleri üzerine
halk önünde yapılmakta ise hukuki bir tartışma demektir.

Ama soru ve cevapların at arda gelişi içinde küçük parçalara
bölünen kişiler arası özel tartışmaya gelince, tartışmanın bu türlüsüne,
mûtaden, karşılıklı tartışma mı deriz, yoksa başka bir ad mı veririz? (225b)

…sanatına uygun bir şekilde yönetilen (…) …tartışmaya biz
genellikle eristik adını vermiyor muyuz? (225c)

…eristik, insana bazen para kaybettirir bazen de para kazandırır.

…insan (…) konuşma tarzına (…) güzellikler katmazsa, onun
konuşmasına düpedüz gevezelik denir. (225d)

…özel tartışmalardan para kazanan karşıt sanata ne denir?

Theaitetos:

Sofist? (225e)

Yabancı:

Demek ki, görünüşe göre, eristikten, itirazdan, tartışmadan,
çatışmadan, mücadeleden, sahiplenmeden kazanç sağlayan bir cins karşısında
bulunuyoruz. İşte, şu şimdiki tanıma göre sofist budur. (226a)

Ayıklama sanatı.

…sözünü ettiğim ayıklamalar, ya iyiyi kötüden ya da benzeri
benzerden ayıran ayıklamalardır.

…bu çeşit ayrımların hepsine genel olarak arındırma adı
verilir. (226d)

…arındırmak, ruhta bulunabilecek her türlü kötülüğü atıp,
gerisini muhafaza etmektir.

Ruhta kötülüğün, kendini iki şekilde gösterdiğini söylememiz
gerekiyor. (227d)

…biri, bedende baş gösteren hastalık; ötekisi de
çirkinliktir. (228a)

…kötülüğün, ruhun bir uyumsuzluğu, bir hastalığı olduğunu
söylersek doğru bir söz söylemiş oluruz. (228b)

…bilmemek, hakikate doğru atılan, ama aynı zamanda akla
doğru olan bu atılış sırasında yolundan sapan bir ruhun halidir.

…akılsız ruhun çirkin ve ölçüsüz olduğunu söylememiz
gerekiyor. (228d)

…ruhun iki çeşit derdi vardır: bunlardan biri (kötülük).

…ötekisi ise (cahillik). (228d)

Bu iki hastalığa karşı (…) iki sanat yok mu? (228e)

…çirkinliğe karşı jimnastik, hastalığa karşı da hekimlik.

…bilgisizliğin her türlüsüne karşı öğretimden daha uygun bir
sanat var mı? (229a)

…bilgisizlik tek değil de çift olunca, öğretimin de bu iki
tür bilgisizliğin her birine uygun düşecek şekilde iki bölümden oluşması
kaçınılmaz olur. (229b)

Hem bilmemek, hem de bilmediğini bilmemek: korkarım, bizim
bütün düşünce hatalarımızın kaynağı budur.

Bilgisizliğin bu kendine özgü türünün adına kara cahillik
denir. (229c)

…akıllı ve bilgili olduğuna inanan bir kimse, kendini usta
saydığı konuda herhangi bir şey öğrenmekten daima kaçınacaktır. (230a)

Bu kimseler eğittikleri kişiye bazı sorular sorarlar ve bu
kişi bu sorulara, geçerli sandığı bazı cevaplar verir; oysa hiçbir geçerliliği
olmayan cevaplardır bunlar. Bunun üzerine sorgucular, böylesine birbirini
tutmaz kanıların boşluğunu kolayca göstererek, bunları kendi eleştiri ağları
içine alırlar; birbirleriyle karşılaştırarak, bunların aynı şeyler üzerinde,
aynı görüş noktalarına göre ve aynı ilişkiler içinde birbirleriyle
çeliştiklerini kanıtlarlar. (230b)

…vücut, kendisine verilen gıdalardan, ancak iç engeller
giderilmek şartıyla yararlanabilir. (230c)

…ruh da ancak bir eleştirerek çürütme işlemine tabi
tutulduktan ve onu kendi kendisinden utanır duruma getiren bu çürütme işlemiyle
öğretime giden yolları tıkayan kanılardan kurtulup, iyice arınmış hale
geldikten ve yalnızca bildiğini –daha fazlasını değil- bildiğine inandıktan
sonradır ki bilim namına kendisine verilebilecek şeylerden yararlanabilir. (230d)

…ayıklama sanatının bir bölümü olan arındırma sanatını
alalım. Bu arındırma sanatının konusu ruh olan bölümünü ayıralım. Bu bölümde,
öğretim sanatını ve öğretim sanatında da eğitim sanatını keza ayıralım.

…karşımıza eleştirel çürütme metodu çıktı ve biz bu metotta
hakiki ve gerçekten soylu sofistiklikten başka bir şey görmüyoruz. (231b)

(Sofist) …onu ilk olarak zengin delikanlıların peşinde koşan
çıkar avcısı olarak görmüştük.

İkinci olarak, ruhla ilgili bilimlerin büyük tüccarı idi.

Üçüncü veçhesiyle o yine bu bilimlerin perakende satıcısı
olarak karşımıza çıkmadı mı?

Theaitetos:

…dördüncü kişiliğiyle de yine bu bilimlerin hem satıcısı hem
de üreticisi idi. (231d)

Yabancı:

…onun beşinci rolüne gelince,

…o, bir söylem aleti olarak güreş sanatına bağlanıyordu ve
kendi özel alanı olarak eristiği seçmişti.

(Sofist) …ona tartışmacı adını vermiştik. (232b)

…tartışma sanatının özelliği esas itibariyle hangi konuda
olursa olsun her zaman tartışmaya hazır bir mizaca sahip olmak değil midir?
(232e)

…bilmeyen bir kimse, bilen bir kimseye karşı aksi iddiada
bulunarak akla uygun bir şey söyleyebilir mi?

…sofistlik bu sihirli gücü nereden alıyor? (233a)

Bu adamlar, nasıl ediyorlar da gençleri her konuda yalnız
kendilerinin herkesten daha bilgili olduklarına inandırabiliyorlar? (233b)

…bunun nedeni onların tartıştıkları bütün konularda, yalnız
kendilerinde bulunan bir bilgiye sahipmiş gibi görünmeleridir. (233c)

…tek bir sanatla her şeyi meydana getirebileceğini söyleyen
bir kimse sonuçta, gerçeklerin ancak taklitlerini ve eş-adlarını meydana
getirebilir. (234b)

Taklit sanatı içinde ayırdığım birinci sanat, kopya
sanatıdır. (235d)

…görüntüler meydana getiren sanatta, varlığından söz etmiş
olduğumuz iki şekil bunlardır: kopya sanatı ve simülasyon sanatı. (236c)

…var-olmayan’ı şu ya da bu şekilde telaffuz etmeye hiç
kalkışır mıyız, (237b)

…herhangi bir varlığa yokluk atfedilemez.

…varlığa yokluk atfedilemeyeceğine göre onu herhangiye
atfetmek de aynı derecede yanlıştır. (237c)

Yokluklar’dan söz ettiğimizde çokluk,

Yokluk’tan söz ettiğimizde ise birlik bildiren sayı
kullanmıyor muyuz?

İmdi, varlık’la yokluk’u bir araya getirmenin, ne uygun, ne
de doğru olduğunu söylüyoruz.

Öyleyse, bizzat yakluk’un kendisini, haklı olarak, ne
telaffuz edilebilir, ne söyleyebilir ne de düşünebiliriz, (238c)

…yokluk, ne birlik’te ne de çokluk’ta yer alabilir.

…onun, telaffuz edilemez, söylenemez ve ifade edilemez
olduğunu söylemiştim. (238e)

Onun olduğunu söylemekle, daha önce ifadelerime ters düşmüş
olmuyor muyum?

…onun için böyle demek, onu bir birlik olarak görmek değil
mi?

…onun ifade edilemez, söylenemez, telaffuz edilemez olduğunu
ileri sürerken, onu birlik olarak ifade etmiş oluyordum. (239a)

…yokluk’un, belli bir bakımdan, var olduğunu ve varlık’ın
da, yine belli bir bakımdan, var olmadığını mutlaka kanıtlamamız gerekiyor.
(241d)

…Elealılar soyu, bütün denilen şeyde birlikten başka bir şey
görmez. (242d)

“vardır” kelimesiyle bize ne anlatmak istiyorsunuz? (243e)

…siz, tek bir varlık bulunduğunu söylüyorsunuz,

…varlık adından herhangi bir şey anlıyor musunuz?

Theaitetos:

Evet. (244b)

Yabancı:

Bir’le aynı şeyi mi anlıyorsunuz? Eğer böyle ise, tek ve
aynı bir şey için iki ad kullanıyorsunuz demektir. (244c)

…bir yanda varlık’la öbür yanda bütün’den herbirinin şimdi
kendine özgü ayrı bir doğası bulunmaktadır. (245c)

Oluş ve bundan tamamen ayrı olarak mevcudiyet… (248a)

Öyleyse, buna verdikleri cevaba bak: oluş, etkileme ve
etkilenme gücüyle birlikte bulunur; ama mevcudiyete gelince, onlara göre bu
güçlerden ne biri ne de diğeri oda yer alır. (248c)

…Hareketin, hayatın, ruhun, düşüncenin, gerçekten, evrensel
varlık’ta yeri olmadığına; onun yaşamadığına, düşünmediğine, muhteşem ve kutsal
ve akıldan yoksun olarak, olduğu yerde çakılıp kalmış, hiç kıpırdamaz bir halde
durup durduğuna böyle kolaycacık inanacak mıyız? (249a)

…sükûnet ve hareket sence, mutlak olarak birbirinin karşıtı
değil midir?

Theaitetos:

Aksi iddia edilemez.

Yabancı:

Ama sen yine de hem onun hem de bunun ve ikisinin de aynı
derecede var olduklarını kabul ediyorsun değil mi?

Theaitetos:

Şüphesiz kabul ediyorum. (250a)

Theaitetos:

Sükûnetle hareketten birer varlık olarak söz ettiğimiz
zaman, korkarım, varlık hakikaten üçüncü bir şey olarak ortaya çıkıyor.

Yabancı:

…varlık, hareket ve sükûnetin bütünü değildir, onlardan
başka bir şeydir. (250c)

…cinslere ayırmak ve aynı bir formu başka biri yerine, başka
bir formu da aynı biri yerine asla almamak; diyalektik biliminin işi demez
miyiz buna biz?

…Bunu yapabilecek güçte olan bir kimse, her biri
diğerlerinden ayrı bir formlar çokluğu arasından her istikamette yayılmış tek
bir form; birbirlerinden farklı bir formlar çokluğunu dıştan kaplayan bir form;
kendi birliğini kaybetmeksizin bir kümeler çokluğu içinde yayılmış tek bir form
ve nihayet, mutlak bir yalnızlık içinde olan birçok form bulunduğunu
görebilecek kadar nüfuzlu görüşe sahip demektir. İmdi bunu yapabilecek güçte
olmak, cinsleri birbirlerinden teker teker ayırmak ve her biri için hangi
birleşmelerin mümkün olup, hangilerinin olmadığını bilmektir. (253d/e)

Sofist, yokluk’un karanlığında barınır, orada yaşaya yaşaya
karanlığa uyum sağlamıştır, tam olarak ele geçirilebilmesinin güçlüğünü,
sığınağının karanlık olmasına borçludur.

Yabancı:

Oysa filozof sürekli olarak varlığın formu üzerinde düşünür
ve bu bölgenin göz alıcı parlaklığı dolayısıyla onun görülmesi de hiç kolay
olmaz. (245a)

…cinslerin en büyükleri,

Varlık’ın kendisi, sükûnet ve hareket.

Bunlardan son ikisinin birbirleriyle karışamayacaklarını
söyledik.

…varlık, her ikisiyle de karışabilir. (254d)

Biz, aynı ve başka derken, ne demiş oluyoruz? (254e)

…başka ya da aynı olanın hareket – sükûnet çifti olmadığı
kesindir. (255a)

Hareket ve sükûnet, hem aynı’ya hem de başka’ya katılırlar.

…hareket’in aynı ya da başka olduğunu söylemekten
kaçınmalıyız, keza sükûnet’in de öyle. (255b)

…aynı ile varlık’ın bir olmaları da imkânsızdır. (255c)

…başka olan her şey, zorunlu olarak, ancak başka bir şeye
nispetle başkadır. (255e)

…önce hareketi alalım: o sükûnet’ten mutlak olarak başkadır.

…öyleyse hareket, sükûnet değildir. (255e)

Ama o yine de vardır, çünkü varlık’a katılır.

…hareket aynı’dan başkadır.

…öyleyse o aynı değildir.

…ama o yine de aynıdır, çünkü daha önce de söylediğimiz gibi
her şey aynı’ya katılır. (256a)

…hareket varlık’tan başka’dır.

Şu halde besbelli ki hareket, aslında yokluk’tur. O, ancak
varlık’a katılmakla varlık kazanır.

…yalnız hareket’te değil, bütün cinslerde de yokluk’un bir
varlık’ı vardır. Çünkü bütün cinslerde başka’nın doğası, onların her birini
varlık’tan başka yapar ve böyle yapmakla da, onları yokluk’a dönüştürür.
Böylece, evrendeki bütün cinslerin hem yokluk; hem de, bunun aksine, varlık’a
katıldıkları için varlık olduklarını söyleyebiliriz ve onlara varlık
diyebiliriz. (256d/e)

Öyleyse, varlık’ın kendisinin, geri kalan bütün cinslerden
başka olduğunu söylememiz gerekiyor.

…Varlık, başkalar değildir; o, biricik kendi kendisidir.
Başkalar’a gelince, onlar, sayılarının olanca sonsuzluğu içinde yoklukturlar. (257a)

…yokluk’tan söz ettiğimiz zaman, hiç de, sanılabileceği gibi
varlık’ın karşıtı bir şeyi kastetmiyoruz, yalnızca varlık’tan başka bir şeyden
söz diyoruz. (257b)

…bizim güzel olmayan dediğimiz şey ancak güzel’in doğasına
nispetle başka’dır. (257d)

…başka’nın doğasının bir parçası ile varlık’ın bir parçası
birbirleriyle karşılaştıkları zaman bu karşıtlık denilebilir ki varlık’ın
kendisinden daha az varlık değildir; çünkü, bu karşıtlık asla varlık’ın aksini
ifade etmez; yalnızca varlık’tan başka bir şeyi ifade eder.

…onun düpedüz, yokluk olduğu açıkça görülüyor. (258b)

Cinsler arasında karışım vardır. Varlık ve başka bunların
hepsine duhul eder ve karşılıklı olarak iç içe geçerler. Böylece, varlık’a
katılan başka, bu katılım dolayısıyla vardır. Ancak o asla katıldığı şey
değildir, ondan başkadır ve varlık’tan başka olduğu içindir ki apaçık bir
zorunlulukla yokluk’tur. (259a)

Hiçbir şeyi bütün geri kalan şeylerden soyutlamak, her türlü
söylemi yok etmenin en radikal yoludur…

Çünkü formların karşılıklı kombinezonuyla doğar bizde söylem.
(259e)

Yokluk’un başka cinsler arasında belirli bir cins olduğunu
ve bütün varlıklar’a dağıldığını keşfettik.

…şimdi artık onun kanı ve söylem ile de karışıp
karışmadığını incelemek kalıyor bize. (260b)

Eğer karışmıyorsa, her şeyin doğru olması kaçınılmazdır; ama
eğer karışıyorsa o zaman hem yanlış kanı hem de yanlış söylem ortaya çıkar.
Gerek düşüncede gerekse söylemde yanlışı oluşturan, netice itibariyle
var-olmayan şeylerin tasavvur edilmesi ve söylenmesidir.

…yanlışın bulunduğu yerde aldatma vardır.

…ve de aldatma olunca her şey kaçınılmaz bir şekilde,
görüntülerle, kopyalarla, ham hayallerle dolar. (260c)

…daha önce de söylediğimiz gibi sofist, sonuçta, işte bu
sığınakta barınır ve yanlışın varlığını mutlak surette inkâr etmekte inatla
direnir. Ona göre hiç kimse yokluk’u kavrayamaz ve ifade edemez, çünkü
yokluk’un varlık’a hiçbir bakımdan, hiçbir katılımı yoktur. (260d)

…varlık’ı sesle ifade etmek için, adeta iki cins işaretten
yararlanırız. (261e)

…Onlara adlar ve fiiller denir.

…eylemleri ifade eden işaretlere biz fiil diyoruz.

…bu eylemleri yapanlar için kullandığımız sesli işaret ise
addır. (262a)

…Söylem, ancak bir süje üzerine olmak şartıyla vardır, yoksa
onun bir hiç üzerine var olması imkânsızdır. (262e)

…düşünce ve söylem, aynı şeydir. Ancak ruhun, kendi
kendisiyle içinden ve sessiz konuşmasına biz düşünce adını vermişiz.

…söylemde bir şeyin daha bulunduğunu biliyoruz.

…tasdik ve inkâr. (263e)

…sırf kanıya dayanan bir sanatın ironi bölümüyle mim
sanatına giren ve simülasyonlar üreten cins vasıtasıyla da görüntüler yaratma
sanatına bağlanan bu tartışma sanatı; meydana getirme sanatının, tanrısallıkla
hiçbir ilişkisi bulunmayıp tamamen insansal olan ve öz alanı söylem olup,
itibarını buradan sağlayan bu kısmı, otantik sofistin “soyunun ve kanının”
kaynağıdır diyebiliriz ve böyle demekle sanırım en katıksız hakikati söylemiş
oluruz.

Theaitetos:

Kesinlikle.

Türkçeleştiren: Cenap Karakaya

Sosyal Yayınlar, 2000