Pîr-Pir Nedir Ne Demek Anlamı, Tasavvuf ve Tarikatte Pir Anlamı

Pîr (frs. s.)

Kelime olarak yaşlı, ihtiyar anlamına gelmekle beraber tasavvufi ıstılahta ise tarikat kumcuları ile tarikatın ileri gelenleri bu adla anılırdı. Meselâ Mevlevîlerin pîri Mevlâna Celâleddin-i Rûmî, Bektaşîlerin pîri Haci Bektaş-ı Velî, Melâmîlerin pîri Hacr Bayram-i Velî, Şa’banîlerin pîri Şeyh Şaban-ı Velidir. Hamzavî-Melâmîlerinde pır ve mürşid, kutub-gavsdır. irşadla ancak o görevlidir. İsterse biz-i zat kendisi tarikata girmek îsteyen tâliple görüşür, isterse bazı dervişlerine irşad için izin verir.

Pîr’in türbesinin bulunduğu dergâha “Pîr evi”, “Pir makamı” veyı “Huzur-ı pîr” denir.

Bu deyime bağlı olarak Türkçe’de birçok birleşik yeni terim türemiştir. “Pir aşkına”: Yemin veya and olarai verilen söz ya da halk arasında karşılıksız şekilde yapılan bir iş. “Pîr hakkı için” veya “Pîrim hakkı için” gibi sözler ise, sadece yemin olarak kullanılır. Klâsik Doğu Edebiyatı’nda şarap ateşe, meyhane de mukaddes ateşin yandığı yer olan “âteş gede”ye benzetilmiş olduğundan, tasavvufi manâda meyhane ve ateş-gede aşk ateşinin yandığı feyiz yer dergâh ve tarikat büyüğünün bulunduğu yer; buna bağlı olarak “pir-i mugan” da, dergâhta aşk şarabını sunan ilâhi feyiz dağıtan olguna mürşide denir. Eskiden Fütüvvet teşkilatında da her sanatın bir piri, bir üstadı olduğu kabul edilirdi. Özeli iki Ahilik geleneğinde meselâ demircilerin pîri Hz.Davut, terzilerin piri Hz. İdris vb. bazı peygamberler üstad sâyılırdı. Eski hayatta fazla yük yüklemeleri ve atlara işkence yaptıkları gerekçesiyle, bilhassa arabacılık gibi sanatlara da “pîrsiz sanat” denirdi. “Pîr-i fânî”, çok yaşlı ve güçten kuvvetten düşmüş adam; “pîr-perverde”, murşidin yetiştirmiş olduğu; “pîrimiz üstâdımız” vb. bu deyimin çeşitli kullanışlarına rastlanır.