Philip Roth – Sokaktaki Adam

Philip Roth – Sokaktaki Adam

Gerçekliği yeniden yapamaz insan, dedi babasına. Olduğu gibi kabul etmeli onu. İnsan durduğu yeri muhafaza edip yaşananları olduğu gibi kabul etmeli. (s. 9)

Ama zaten hayatta en üzücü şey sıradanlıktır; her şeyi alt eden ölüm gerçeğini bize bir kez daha hatırlatır. (s. 14)

…zaman, çöküşü engellemek için tasarlanmış insan yapımı aletlerle dolu bir depoya dönüştürmüştü vücudunu. (s. 15)

Toprak, tabutun ahşap kapağının üzerine düştüğü an, insanın varlığına başka hiçbir şeyin işlemediği gibi işleyen o sesi çıkardı. (s. 38)

Gençken önemli olan vücudunun dışı, dıştan nasıl göründüğüdür. Yaşlandığındaysa, içte olan önemli oluyor ve insanlar nasıl göründüğünü önemsemeyi bırakıyor. (s. 53)

Hepsi o kadar korkunç ve utanç verici ki, acı, kendinden korkmana engel oluyor. Acının o mutlak ötekiliği, berbat bir şey. (s. 56)

Kayıp babalarına acı çektirmeyi seçmişlerdi ve onlara bu gücü vererek, aynı şeyi o da yapmıştı. Onları memnun edebilmesi, hesabını kapayabilmesi, en muhteşem babalar gibi onların delirtici muhalafetine boyun eğebilmesi için elinden gelen tek şey, yanlışlarından ötürü acı çekmekti.

Hain piçler sizi! Somurtkan dangalaklar sizi! Onu bunu mahkum eden aşağılık boklar sizi! Eğer farklı olsaydım ve farklı davransaydım, diye sordu kendi kendine, her şey farklı olabilir miydi? Hepsi, şimdi olduklarından daha az yalnız olur muydu? Elbette olurdu! Ama benim yaptığım buydu! Yetmiş bir yaşımdayım. Böyle bir adam olmuşum. Buraya ulaşmak için bunları yapmışım ve de söylenecek başka bir şey yok! (s. 60)

Resim yapmaya yönelik o ısrarcı ihtiyaç ortadan kalkmış, hayatının geri kalanını doldurması için tasarladığı girişimi suya düşmüştü. Başka fikir kalmamıştı elinde…

Resim yapmak onun için sanki bir şeytan kovma ayini olmuştu. Ama hangi kötülük vardı kovulacak? Kendine ilişkin yanılsamalarından en eskisi mi? Yoksa, yaşamak için doğulduğu ama yaşamak yerine ölündüğü bilgisinden kendisini kurtarmak için mi kaçıp resme sığınmıştı?
Aniden hiçliğin içinde kayboldu, hiçlikte olduğundan da çok, “hiçbir şey”in üç hecesinin sesinde kaybolmuş ve sürükleniyordu, dehşetin farkına varmaya başlamıştı. (s. 63)

Yaşamak istiyordu ama onu hayatta tutmak için kimsenin elinden bir şey gelmiyordu artık. Yaşlılık bir savaştır, canım, bir şununla bir bununla savaşırsın. Acımasız bir savaştır ve en zayıf halindeyken, eski halinden eser yokken verdiğin bir savaştır. (s. 85/86)

“Kalbin sızlasa da gülümse” (s. 87)

Çeviren: Kaya Genç
Yapı Kredi Yayınları
Şubat 2011