Petrus Abelardus

Petrus
Abelardus
(1079-1142)

Aşağı tabakadan bir ailenin oğlu olarak
doğdu. Kısa zamanda parlak zekâsı ile sivrildi.
Paris’teki
Notre Dame ve Mont St. Genevieve okullarında kürsü sahibi oldu. Bu sırada tanıştığı
ve gizlice evlendiği Heloise ile olan ilişkisinden dolayı Paris’ten ayrılmak zorunda
kaldı. Bernardus tarafından sapkınlıkla suçlandı ve Sens Konsiline 1141 yılında
çağrıldı. Papa’ya yazdığı bir mektupla suçlamaların asılsızlığını ispat etmeye
çalıştı. Papa II. Innocentus’un emirnamesi ile sessiz kalma cezasına çarptırıldı.

Heloise’e yazdığı mektuplar ve kendi hayat hikâyesi
olan Historia
Calamitatum Mearum
(Benim Felaketimin Tarihi), felsefe tarihi içinde
rastlanan ender otobiyografilerdendir.

ABELARDUS’TA
TÜMELLER TARTIŞMASI VE BİLGİ

Anselmus tarafından sapkınlıkla suçlanarak
hüküm giyen Roscelinus (1050-1123), adcıların (nominalist)
öncüsü konumundaydı. Roscelinus, tümellerin gerçekten var olmadıklarını; ancak onların
söze dökülmüş kelimeler olduklarını düşünmekteydi. Seslerin tümelle özdeş olduğunu
düşünen Roscelinus’a göre gerçekten var olan biricik şeyler, bireysel olanlardı.
Tümeller, basit sözlerden ibaretti; birer flatus vocis’ti,
yani, bir insanın bir şey dile getirmek isterken ağzından çıkıp havada uçuşan
bir şey.

Abelardus, temel olarak her şeyin tikel
olduğunu düşünmekteydi. Esasında metafiziğinin de kalkış noktası buydu.

Logica Ingredientibus’ta Abelardus,
tümellerin sesler (voces) olduklarını ileri
sürmektedir.
Bununla birlikte o, tümellerin
sadece kelimeler olmadıklarını, onların anlamlarının da olduğunu düşünmektedir.

Ona göre tümeller voces
(ses) değil; fakat sermones yani birer im gibi işlevi
olan adlardır. Tam da bu yüzden her adın işaret ettiği bir nesne vardır ve hiç
kimse bu adları keyfi bir şekilde nesnelerle ilişkilendirerek yargı oluşturamaz.

Ad ile nesne arasındaki bu sıkı bağdan
dolayı sesin bir soyut kavrayışı kapsaması doğaldır ve bu yüzden ona nomen veya sermo (ad) denmektedir.
Dolayısıyla ad, hakkında düşünülen bir gerçekliğin ifadesidir.

Abelardus’a göre doğada ikili bir ayrımdan
söz edebiliriz. Bunlardan ilki duyular, diğeri de anlama gücü diyebileceğimiz
ve soyutlama yapan yeti.

Abelardus’a göre aklın oluşturduğu iki tip
kavrayış vardır. Bunlardan biri bulanık ve geneldir, herhangi bir tikel varoluşu
göstermez: “insan” gibi. Diğer türden kavrayışlar ise belli bir tikeli işaret eder
ve özel isimlerle adlandırılırlar: “Sokrates” gibi.

Abelardus, genel kavramların soyutlama aracılığıyla
inşa edildiklerini ileri sürer. Ona göre soyutlama, herhangi bir şeyin belli bir
özelliği dışındaki tüm özelliklerini görmezden gelerek sadece o özellik üzerine
odaklanmaktır.

Porphyrios’un
sorularına cevapları
:

• Cinsler ve türler var mıdır? Abelardus’a
göre tümeller, kavramlar olarak sadece zihnimizde bulunmaktadırlar.

• Tümeller cisimsel midir yoksa cisimsiz
midir? Tümeller sözcükler olarak kaldıkları sürece cisimsel ve
duyulanabilirlerdir; ancak birbirine benzeyen pek çok bireyseli imleme
yetenekleri yüzünden de cisimsizlerdir.

• Tümeller duyulanabilir şeylerde mi yoksa
onların dışında mı vardır? Abelardus’un bu soruya verdiği cevap şöyledir:
Tümeller, duyulanabilir şeylerin formlarını imledikleri sürece şeylerin içinde
var olurlar; ancak soyut kavramları imlediklerinde, tıpkı ilahi akıldakiler
gibi, duyulanabilir dünyanın ötesinde yer alırlar.

Abelardus’un
Ahlak Anlayışı

Abelardus, “Scito te Ipsum” başlıklı eserinde çeşitli
ahlak sorunlarını ele almaktadır. Bireyin sorumluluğunu ön plana çıkartan ve
suç ve günahı kişinin kendi sorunu yapan bir ahlak anlayışı biçimlendirmeye çalışan
Abelardus, denebilir ki, Ortaçağın ahlak anlayışını da biçimlendirmiş, ona yön
vermiştir.

Abelardus’un başlangıçta ele aldığı kavram,
günah kavramıdır. Günahın bireysel yönüne özellikle vurgu yapan Abelardus’a
göre günah, bilerek ve isteyerek Tanrı’nın kendisine ve onun emirlerine karşı
gelmektir.

Abelardus’a göre eylemlerimizin gerçekleşmesi
neticesinde ortaya çıkan durumdan daha önemli olan şey, içimizdeki niyettir. Başka
bir deyişle niyet, eylemden daha önemlidir.

Günah, o hâlde, kötü niyet sonucunda ortaya
çıkmaktadır. Buradan hareketle Hıristiyanların ilk günah adını verdikleri ve
Âdem ile Havva’nın cennetten kovulmasına neden olan olay, bütün insanlığı bağlayacak
bir durum değildir.

Abelardus’un ahlak öğretisi, öznel bir ahlaktır. Bu ahlakın temelinde tek bir ölçüt bulunmaktadır,
o da bireysel niyettir.

Abelardus’un kurduğu ve başında bulunduğu
okul, on ikinci yüzyılın çok önemli adcılarını yetiştirmiştir.

Ortaçağ Felsefesi

Editör: Prof. Dr. Ayhan Bıçak & Yrd.
Doç. Dr. Serdar Uslu

Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın No: 2296

Ağustos 2011