Per Petterson – At Çalmaya Gidiyoruz

Per Petterson – At Çalmaya Gidiyoruz

1
Kasım başları, pencereden ormana bakıyorum. Artık burada Norveç’in doğu ucunda bir gölün kenarındaki küçük evde yaşıyorum. Orada benden daha yaşlı olduğunu tahmin ettiğim bir adam yaşıyor. Günün büyük bir bölümünde radyo açık duruyor.
Kendimi sağlıklı hissediyorum.
Ama dinlediğim haberlerin hayatımdaki yeri aynı değil artık. Eskiden olduğu gibi dünyaya değiştirmiyorlar. Belki de hata haberlerde, haberlerin veriliş tarzında, belki çok fazla haber vadır.
Benim de köpeğim var adı Lyra. Hangi cinsten olduğunu söylemek zor. Çok da önemi yok bunun. Bütün yaşamım boyunca buna benzer bir yerde yalnız başıma kalmanın özlemini çektim.
Artık zamanın benim için olduğunu hissediyorum. Daha hızlı ya da yavaş geçsin diye değil, yalnızca zaman olsun diye.

– Trond Sander
– Lars, Lars Haug

Nedense kapıyı arkamdan kilitledim.
Bunu yapmak hoşuma gitmemişti ama yaptım yine de…
Birden canımı yakmaya başlayan/sıkmaya başlayan şu yazla işim var benim. Bunu yıllardır yapmamıştı.

2
At çalmaya gidecektik, 15 yaşındaydım.
1948 yılıydı.
Suyla iyi dosttum.
Gerçekten dürüst olmak gerekirse babamın geçinmeye yetecek kadar parayı kazanmak için ne yür bir işle uğraştığını hiç bilmezdim.
At çalacaktık ve bunun halimizden belli olduğunu biliyorduk. Bizler suçluyduk. Böyle olmak insanları değiştirirdi.

3
Yanıbaşında duran Odd’u kalbinden vurmuş.
Öyleyse artık bir daha hiç at çalmaya gitmeyeceğiz.

4
O kadar erken yaşta yaşamını yitirmenin nasıl bir şey olduğunu düşünüyordum. Yaşamını yitirmek, ölmüşsen ölmüşsündür, ama tam da ölmeden önceki o küçük anda, acaba bunu anlıyor musun, yani bittiğini ve nasıl bir duygu olduğunu…
Dickens okurken artık yitirilmiş bir dünyayla ilgili uzun bir şarkı okuyor gibisinizdir.
İnsanlar onlara bir şeyler anlatmanızdan hoşlanıyorlar, sizi tanıdıklarını sanıyorlar ama aslında sizi tanımıyorlar. (s. 66)

Artık herşeyin gülünç olması gerekiyor. Ama ben eğlendirilmekten nefret ediyorum, buna zamanım yok.

6
Ben orman olmuştum.
Franz diye bir adam vardı,
Sularda neler olup bittiğiyle ilgili bilinecek herşeyi bilirdi.
“Sen büyümüşsün…”
“Tam büyümedim” dedim, çünkü çevremde benim anlamadığım, yetişkinlerin anladığı birtakım şeyler olup bittiğini biliyordum.

7
Aynadaki yüze itirazım yok, onu tanıyorum, kendimi tanıyabiliyorum. Daha fazlasını da bekleyemem.
“Senin kim olduğunu biliyorum.”

Söyleyeceği şey buydu. Daha fazlası değil, başka bir şey yoktu.
Kendimi işgale uğramış gibi hissediyorum, sorun bu, üstelik de rastgele biri tarafından değil.

9
Bol bol zamanım var, zamanım bu kadar bol mu gerçekten? Hiç de öyleymiş gibi hissetnmiyorum.
Yazgıların değiştiği o vedalaşma anı.
Ağlamaya başladım, çünkü bir gün bu anın geleceğini biliyordum ve dünyada en çok korktuğum şeyin Magritte’in tablosunda aynaya bakarken sadece kendi kafasının arkasını gören adam olmak olduğunu anlamıştım.

10
Franz sık sık yumruğunu sıkıyordu. Herhalde komünistti.

11
Neler olduğunu bilmiyorum, bir şeyler elimden kayıyor. Kendimi ağırlıksız hissediyorum. Hala bir gelecek var, müziği düşünüyorum. Lars’ı çalışırken izlemek güzel.

12
İnsan çok uzun süre tek başına yaşayınca birini ötekinden ayıran sınır bulanıklaşıyor mu? Bu sınırı geçtiğini fark etmez bir duruma mu geliyor, diye düşünüyorum. Benim geleceğim de böyle mi olacak?

14
Ateş yanan yerde güven vardır.

15
Çayıra doğru bakıyorum, karanlık camda kendi yaşamımdan başka bir şey görmüyorum.

17
Canımızın ne zaman acıyacağına gerçekten kendimiz karar veririz.

Çeviren: Deniz Canefe
Metis, Şubat 2008