Paul Ricoeur – Heidegger ve Özne Sorunu

Paul Ricoeur – Heidegger ve Özne Sorunu

Heidegger’in Varlık/Oluş ve Zaman’a girişini kılavuz kabul ederek Varlık/Oluş sorunu ile Dasein’ın bizatihi sorgulayıcının sorgusunda doğuşu arasındaki asli ilişkiyi göstereceğim.

Dasein’ın ben olarak doğuşunun ve dilin konuşma ya da söylem (parole) olarak doğuşunun bir ve aynı problem olduğunu söylemektir.

…ego’nun konumunda hem soru olarak sorunun unutulmuşluğu hem de aynı zamanda ego’nun sorgulayıcı olarak doğuşu bahis konusudur.

…bahis konusu olan daha ziyade hakkında soru sorduğumuz şeyin (Varlık/Oluş) kendisini bir entitenin oluş modu olarak sorgulamaya taşıdığı ileriye ya da geriye ilişkililiktir. Özne’nin doğuşu burada gerçekleşir.

Cogito tartışması, Varlık/Oluş ve Zaman’ın girişinde dendiği üzere (Heidegger’in kendi ifadesini kullanmak gerekirse) ontolojinin tarihinin yıkımının parçasıdır.

Burada cogito’nun masum bir iddia olmadığını öğreniriz; o bir metafizik çağıyla alakalıdır; hakikatin/doğruluğun egzistenzlerin doğruluğu/hakikati olduğu ve bu özelliğiyle Varlık’ın unutulmuşluğunu devam ettiren çağda.

Cogito’nun üzerinde yükseldiği felsefi temel özelde bilimin temelidir, fakat o çok daha genelde egzistent’in/varolanın (das Seiende) açıklayıcı temsilin emrine amade kılındığı bir anlama modudur.

Kesinlik problemiyle temsil probleminin örtüştüğü nokta cogito’nun doğduğu yerdir. Descartes’ın metafiziğinde egzistent/varolan ilk kez temsilin objektivitesi ve hakikat/doğruluk temsilinin kesinliği olarak tanımlanmıştır.

Objektivite ile birlikte subjektivite de doğar; nesneye ilişkin bu kesinliğin bir özneyi postüle etmenin parçası olması anlamında doğar. Böylece hem öznenin postüle edilmesiyle hem de temsilin önermesiyle karşı karşıya kalırız. Manzara ya da resim (Bild) olarak dünya çağı budur.

Subjectum ilk kullanıldığı sırada ego anlamına geliyordu; Grekçe hypokeimenon ve Latince substratum temel teşkil eymek üzere herşeyi kendisinde biraraya getiren şeydir. Bu subjectum henüz insan anlamına gelmiyordu ve dolayısıyla “ben” hiç değildi. Descartes’la birlikte gerçekleşen şey, insanın ilk ve gerçek subjectum, ilk ve gerçek temel haline gelmesidir. Temel olarak subjectum ile ben olarak subjectum nosyonları arasında bir tür örtüşme ve özdeşleşme vardır.

Grekler için hiçbir cogito’nun olmamasının nedeni… (…) çünkü insan dünyaya bakmıyordu. Tersine Grekler için varolanın baktığı insandı; kendi kendisini açarak kendisini ifşa ederek mevcudiyete devşirilen insan.

Cogito mutlak/kesin değildir, bir çağa, temsil ve resim olarak ‘dünya’ çağına aittir. Bundan böyle insan kendisini sahneye yerleştirir, kendisini varolanın kendisini (insani merkeze alarak) temsil etmesi, sunması, yani bakılan bir resim haline getirmesi mukadder sahne olarak postüla eder. İnsan objektif bir şey olma anlamında varolanın temsilcisine dönüşür.
Özne-nesne ilişkisi Dasein’ın Sein’a aidiyetini Bild, resim, manzara olarak yorumlar ve tahrif ederek başka bir biçime dönüştürür/belirsizleştirir.

Varım’ı yeniden ele geçirmek yalnızca fenomenolojik ilginin konusu olmamalıdır.

Dasein ontik olarak kendisine çok yakın, ontolojik olarak çok uzaktır.

Ve işte bu mesafe dolayısıyladır ki ‘Varım’ yalnızca sezgisel izahın değil, hermenoytiğin teması haline gelir. Dolayısıyla, cogito’nun yaniden ele geçirilmesi yalnızca ‘dünya-içinde-varlık/oluş’ fenomeniyle başlayan dünya-içinde-varlığın kim olduğu sorusuna dönen regresif/geriye dönük bir hareketle mümkündür.

Fakat sorunun anlamı kendisinde gizlenmiştir.

Gündelik rutinleri içinde herkesin bir başkası olması durumu
Gündelik rutin Dasein’ın ‘kim’ olduğu sorusunun cevabı tam da ‘benim kendim değil’ olabilir.

Otantik Dasein Varlığa/oluşa tepkiden cevaptan doğar ve tepki göstererek/cevap vererek sözün kuvvetiyle Varlığın/oluşun gücünü korur. Aslında bu ‘sum’un yani ‘Varım’ın, felsefenin tarihinin tahribinin, bir epistemolojik ilke olarak caogito’nun tahribinin ötesindeki son tekrarıdır.

Yorumların Çatışması 1. Cilt (Hermenoytik Üzerine Denemeler )
Paul Ricoeur
Çeviren: Hüsamettin Arslan
Paradigma Yayınları, 2009