Paul Ricoeur – Hegel’in Din Felsefesinde Vorstellung’un Statüsü

Paul Ricoeur – Hegel’in Din Felsefesinde Vorstellung’un Statüsü

Vorstellung, “fikir” olarak değil, tasarımsal düşünme olarak tercüme edilmelidir. (s. 83)

Tasarımsal düşünce, daha sonra üzerinde duracağımız eksikliklerine rağmen, felsefi düşünceye en yakın olandır.

Aşkın iddialara müsaade edilebilecek tek yer pratik akıldır. Öyleyse din şu veya bu şekilde bu pratiğin alanındadır.

Hegel’e göre din, tam tersine, pratiği arttırmaktan çok, spekülasyon belirtisi gösterir. (s. 84)

Komedi, tam da gerçek bir şey olmak istediği için maskesini düşürür. (s. 87)

Bilinç kendi iç yaşamından, düşünceden yola çıkıp, kendi içinde Tanrı’nın düşüncesini varlıkla birleştirmez, tersine doğrudan mevcut bulunan bir varlıkla başlar, orada Tanrı’yı tanır ve dahası ilahi varlığın bu hululü veya özsel ve doğrudan bir şekilde özbilinç biçimine sahip olması, mutlak dinin basitçe içeriğidir. Hegel’den önce hiçbir filozof, bir filozof olarak hululden bu şekilde hiç bahsetmemiştir. Bu anlamda mutlak din, vahyedilmiş dinin bir eşanlamlısıdır.

Ruh kendine yukarıda karşıt iki önerme olarak sunulan iki yana sahiptir; birisi cevherin kendisini kendisine yabancılaştırıp öz-bilinç haline gelmesi; diğeri de bunun tersidir, öz-bilincin kendisini kendisine yabancılaştırıp kendini bir şeyin doğasına vermesi veya kendini evrensel bir benlik yapmasıdır. İki yönde de bu yolla birbiriyle karşılaşmış ve bu karşılaşma yoluyla gerçek birlikleri vücuda gelmiş olur. (s. 87/88)

Kendini ruh olarak bilen bu ruh fikrinin kendisi doğrudan fikirdir ve henüz gelmemiştir. Mutlak varlık ruhtur, yani o görünmüştür açığa çıkmıştır.

Bu ilk vahyin kendisi doğrudandır: Ancak (bu) doğrudanlık eşit derecede saf dolayımlama ve düşüncedir ve bu yüzden bunu kendi yalın düzleminde sergilemek gerekir. (s. 89)

Aufhebung -> İlga

Olumsuzu karşısına alıp onunla oyalanan ruh, bu sayede varlığına dönüşür.

Felsefe, kendi dünyasındaki ruhtur. Halbuki din aynı zamanda, kendi haklarından mahrum bırakılmış duyumlanabilir içeriklere bağlı bilinç alanında kalır. (s. 92)

Hegel’in hermenötiğinin çok daha az Kitab-ı Mukaddes hermenötiği ve çok daha fazla Hıristiyan dogmatiklerinin hermenötiği olduğunu ifade etmeliyim.

Felsefe, teolojinin diyalektik ifadesine önceden getirdiği dini söylemle uğraşmalıdır. (s. 94)

Mutlak bilgi, düşünceye hiçbir ilavede bulunmaz

Temsili ve spekülatif düşüncenin birbirini doğurmasını sağlayan sonsuz bir süreç olarak dini düşüncenin hermenötiği yeniden yorumlama imkanına sahibiz.

Bu hermenötik üç ögeyi birbirine bağlar;

1-      Doğrudanlık

a)      Bir vahiy varolduğu için dini temsilin bir hermenötiği vardır.

b)      Bu nüve tasarımsal ve spekülatif düşüncede ortaktır.

c)      Hıristiyanlık içinde bu doğrudanlık, İsa’nın tarihsel bir şahsiyet olarak görünmesiyle güvence altına alınmıştır.

2-      Tasarımsal dolayımlama

a)      Bu birey İsa geçmişlik ve uzaklık yolu dışında artık erişilir değildir.

b)      Din bu özelleştirmeye Vorstellung veya tasarımsal düşünce ilkesi altında anlatımsal ve sembolik temsillerle geçer. (s. 95)

c)      Tasarımsal düşüncenin yarattığı yorumlama süreci, itirafta bulunan topluluk tarafından devam ettirilir. Bu topluluk doğrudan mevcudiyetin Erinnerung’u dolayımlanmış doğrudanlığın hatırlanması ve içselleştirilmesiyle bir araya getirilir.

3-      Kavramsallaştırma

a)      Temsilin dinamizmi, tasarımsal düşüncenin spekülatif düşünceye doğru hamlesiyle güvence altına alınmıştır.

b)      Kavram, temsilin biteviye ölümüdür.

c)      Kavram, temsilin ölme süreci olmaksızın bir hiçtir. Ön temsilin iç dinamizmini düşünceli bir şekilde özetle tekrarlama yetisidir.

Çeviren: Mehmet Semih Reçber

Felsefe Dünyası, Sayı 32, 2000/2 (s83-96)