Paul Ginsborg – Gündelik Hayat Politikaları

Paul
Ginsborg – Gündelik
Hayat Politikaları

Tercih
Etmek ve Hayatı Değiştirmek

Kitap
genel olarak geyik çeviriyor, gözlem yapıp, kapitalizmin mevcut görünümünün
tasvirini yapıyor. Teorik değil, pratik, uygulamalardan söz eden bir kitap.

Acelecilik / basiretsizlik

Piyasa / farklı yöntem ve biçimler kullansa
da tek bir doğru takdim etmektedir ki bu da Isaiah Berlin’in ortaya attığı
negatif özgürlük kavramının temelini teşkil eden, baskı ve zorlamadan
korunmadır. Aslında bu bazılarının da iddia ettiği gibi özgürlüğün ta
kendisidir.

Kapitalizm / sonuçları önceden
kestirilemeyen ve oldukça adaletsiz neticeler üreten bir sistemdir.

Global manada anlaşmazlık yaratan bir
özelliğe sahip olduğu için, etik anlamda inandırıcılığını kaybetmiştir.

İnsanların bir bölümü emretmekte, kontrol
etmekte, zenginleşmekte ve doymak bilmez bir biçimde tüketmektedir. Bu kimseler
olağanüstü miktarda servet sahibidir ve bu serveti kendilerinden sonrakilere
miras bırakırlar. Geri kalanlar ise (…) asgari düzeyde tüketebilme şansına
sahip (…) konuşma hakkında ise yoksundur. (s. 57)

Meşru ve gayrimeşru ekonomi büyük oranda
birbirine karışmıştır.

Kara para (…) çok daha kolay bir şekilde
aklanmakta ve piyasada serbestçe dolaşabilmektedir.

(Tanrım) Rüşvet, kişisel menfaatlerin temini
için amme hizmetine adanan paraların kullanılması…

1890 ve 1990 yılları arasında (…) global
ekonomi yaklaşık 14, endüstri üretimi 40, enerji kullanımı 13, balıkçılık ise
35 misli büyümüştür.

1950’den bu yana su kaynakları neredeyse
yarı yarıya azalmıştır.

Her bin kişiye düşen ormanlık arazi miktarı
1970 yılında 11,3 km iken bu rakam bugün (1998) 7,3 km’ye kadar düşmüştür.

Bireycilik / İtalyan rönesansına
dayanmaktadır.

Tüketim / durmadan ekseni etrafında dönerek
halkalar çizen bir makine gibidir. Hırsla istemek-elde etmek-kullanmak-hayal
kırıklığına uğramak-ıskartaya çıkarmak-tekrar hırsla istemek…

Nereden nasıl alış-veriş yaptığımız ve ne
satın aldığımız, hayat algımız ve inandığımız değerlerle yakından alakalıdır.

Mahremiyet kutsaldır ve kimse bu alana
müdahale edemez.

Merhametsizliğin moda olduğu bir dünyada
(…) aile, tüm ucuz sırları ve sınırlı mahremiyetiyle hoşnutsuzlukların kaynağı
haline gelmiştir.

Görünüş itibariyle evler birer hapishane,
sakinleri ise mahkûmlardır.

…kapısı kapalı ailelerin sayısı hızla
artmaktadır.

Televizyon vasıtasıyla tüm insanlar
neredeyse aynı bilgiyi paylaşabilmektedir. (tek-tip insan)

Hakikat sivil toplumun bir karmaşadan
ibaret olduğudur.

Bu özgürce kurumsallaşma anlayışının bir
ürünüdür.

…demokrasinin haftalık, aylık yahut yıllık
bir karakteri yoktur.

Modern demokratik cumhuriyette kendilerini
değiştirmek zorunda olanlar vatandaşlardır. Devletten bu meyanda adımlar
atmasını beklemek boşunadır.

Eğer hayatın olağan akışı içerisinde
kurumsallaşma iştiyakı teşvik edilmezse demokrasi ister istemez yok olma
tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. (s. 274)

19. yüzyılın başından 1926’ya kadar
yeryüzünde yalnızca 29 demokrasi vardır.

Mussolini demokrasiyi ter köşe yatırmış ve
1942 yılı itibariyle demokrasilerin sayısı 12’ye düşmüştür.

2000 yılında 192 ülkeden 120 tanesinde
demokrasi vardır.

Demokratik bir hareketin liberal kabul
edilebilmesi için inanç, ifade, örgütlenme, itiraz ve toplanma hürriyetinin tam
manasıyla teminat altına alınması gerekir.

Kanun önünde tüm vatandaşlara eşit muamele
edilmeli ve bu sürecin güvenliği sağlanmalıdır.

Yargı organı bağımsız ve tarafsız olmalı,
hiçbir idareci yahut siyasi hizbe boyun eğmemelidir.

Merkez bankası yahut basın denetçiliği yapan
kurumlar özerk olmalı.

Liberal, açık yürekli, serbest ve çoğulcu
bir sivil toplumun varlığına dair bariz deliller bulunmalıdır.

Son olarak silahlı kuvvetler, hükûmetin
kontrol ve denetimi altında olmalıdır.

Pazarlığa açık, müzakereci demokrasi…

The
Politics of Everyday

Türkçeleştiren: Muhsin Önal Mengüşoğlu

Açılım Kitap

Temmuz 2010