Patrominyalizm Nedir? Tanımı (Siyasi İdâre Şekilleri)

0
45

Ruyalar/patriyonalizm” 171″ 200″ PATRİMONYALİZM

Ev topluluğu şefinin otorite alanının genişlemesiyle teşekkül eden yönetim örgütünün iktidar ve otorite yapısını ifade eder. Max Weber´in otorite/egemenlik tipolojisinde geleneksel otoritenin saf tipi olarak “patriyorkalizm”, bunun biraz daha geliş­miş şekli olarak patrimonyalizm ve feodalizm gösterilmiştir. Aynı dam altında yaşa­yan ev topluluğu üyelerinin bir mekanda yaşamaları ve bazı şeyleri paylaşmaları dolayısıyla aralarında kişisel bir yakınlık ve bağlılık bulunmaktadır. Patriyarkal şef kadınların, çocukların ve büyüklerin, küçüklükten itibaren öğrendikleri şefin otoritesine uyma kuralına dayalı olarak egemenliğini kullanır. Ne var ki, aile şefinin otoritesi o aile halkı ile sınırlıdır. Şefin malvarlığının artması ve otorite altında bulundurduğu alanın genişlemesiyle, geleneksel otoritenin sürdürülebilmesi için bir yönetim örgütüne ihtiyaç duyulur. Bu yönetim örgütünü meydana getiren memurlar üzerindeki şefin otoritesi, patrimonyalizmi ifade eder.

Patrimonyalizmde merkeziyetçilik ağır basar, ekonomik faaliyet olarak ticaret önem kazanır, düzenli askeri birlikler ve bazı yeni yapılar ortaya çıkar. Patrimonyal şefin otoritesi daha geniş alanlara yayılınca, o nisbette sorunlar da artar ve mevcut yönetim örgütü yetersiz kalır. Bu itibarla daha geniş bir yönetim ve düzenli bir ordu gerekli hale gelir. Patrimonyal şefin otoritesi altında bulunanlar patriyarkalizmde olduğu gibi akrabalık bağlarıyla birbirine bağlı kişiler değildir ve şefin otoritesi altında yaşa­makla birlikte, evlenme mülkiyet, miras gibi çeşitli haklara sahiptirler. Anlaşmazlıklarda kararlar, yargı organlarınca verildiğinden şefin doğrudan etkisi nisbeten hafiflemektedir. Patrimonyal şefin otorite alanının giderek genişlemesiyle, tebaanın bağlılığı zayıflayabilir. Artan harcamaları karşılamak ve doğrudan denetim fiziki şartlarla zor gerçekleştirilebilir. Büyük patrimonyal devletlerde merkezci yönetim örgütleri kurulmuş olsa da, bu uzun zaman başarıyla yaşama şansına sahip değildir ve giderek feodal yapıya dönüşür.

Patrimonyalizmde tebaa, şefe geleneksel sadakat duygusu ile sıkı sıkıya bağlı olup bu duygunun güçlülüğü nisbetinde şef, iktidar alanını genişletebilir. Şefin iktidar alanını daha da genişletebilmesi için güçlü ve sadık askeri birliklere ihtiyacı vardır. Bu itibarla tarihteki bütün patrimonyal siyasal yapılar güçlü ve sadık askeri birlikler kurmaya önem vermişlerdir. Bunun realize edilmesi için de köle ve esirlerden istifade edilmiştir. îktidar alanının genişlemesiyle paralel olarak yönetim örgütünü de genişletmek zorunda kalan şer, başlangıçta kendisine kişisel bakımdan tabi olanlar arasın­dan memurları seçerken daha sonra kendi­sine sadık yüksek memurların denetiminde bölgesel birlikler teşekkül ettirir. Memurlar esas itibariyle şefin özel malvarlığını yöneten ve iktidarının devamlılığını sağlayan kişiler olup doğrudan doğruya şefe hizmet etmekte ve onun iktidarını korumaktadırlar.

Patrimonyal şef ile taşradaki toprak sahipleri arasında bir iktidar çatışması ortaya çıkabilir. Şefin güçlü askeri birliklere ve yönetim örgütüne sahip olması, taşra güçlerinin kendisine tabi olmalarında etken olur. Merkezdeki otoritenin zayıflaması veya herhangi bir sebeple zaaf içine düşmesi durumunda patrimonyal şefle birlikte bölgenin ileri gelenleri siyasal otoriteye sahip olurlar ve iktidarı ortak kullanırlar.

Ruyalar/weber” 94″ 106″ M. Weber´in çalışmalarında geleneksel otorite çerçevesi içerisinde ele alınan patrimonyalizm, saf biçimiyle gerçek hayatta karşımıza çıkmaz. Aynı şekilde ne geleneksel ne karizmatik, ne de yasal otorite saf biçimiyle sosyal gerçeklikte yakalanamaz. Ancak bu otorite tiplerinin karışımı ve her üçünün bir arada olması söz konusu olabilir. Ne var ki, sosyal gerçekliği çözümlemede Weber´in soyut saf tipleri büyük bir kolaylık sağlar ve bir analiz aracı olarak kullanılabilirler.

Özellikle Ortadoğu ve Asya´daki bazı tarihi imparatorluklar patrimonyalizm çerçevesinde değerlendirilmiş ve Osmanlı Devleti´nin de patrimonyal bir yönetim örgütüne sahip olduğu savunulmuştur. Fakat patrimonyalizmin teorik çerçevesi ve belli başlı nitelikleri göz önünde bulundurulduğunda Osmanlı yönetiminin bir patrimonyalizm olmadığı anlaşılabilir. Bazı patrimonyal özelliklere sahip olmakla birlikte daha çok yasal-rasyonel niteliklerin ve düzenlemelerin ağır bastığı gözlenmektedir. Çağ­daş yönetim örgütleri esas itibariyle yasal-rasyonel otorite tipine uygun düşüyorlarsa da, yer yer geleneksel ve karizmatik otorite ve egemenlik biçimi çerçevesinde anlamlı olan özelliklere de sahip oldukları gözlenmektedir.

Davut DURSUN – SBA