PARNAS EKOLÜ

167

 

PARNAS EKOLÜ

 

19. yüzyılın ikinci
yansında Fransa’da Romantik şiire tepki olarak ortaya çıkan bir edebiyat akımı.

1830’lardan sonra
Romantik edebiyatçı­lar arasında kendisini gösteren farklı edebî görüşler,
özellikle ThĞophile Gautier’nin “Sanat, yalnızca sanatı gaye edinmeli,
sanat için var olmalıdır.” fikri; Fransa’da bu dö­nemde pozitif
bilimlerdeki önemli gelişme­ler, bilhassa Laplace, Lamarck, Lavosier, Faraday,
Gay-Lusac gibi bilginlerin fen sa­halarındaki çalışmaları, Auguste Comte
(1798-1857)’un Pozitivist felsefesi edebi­yat üzerinde de tesirini göstermiş,
edebî tenkit ve tarihin daha ilmî metodlara dayan­masının lüzumu, sanatla
bilimin birbirine yaklaşmasının gerekliliği söylenir olmuş­tur.

Parnas ekolü bu ortam
İçinde ortaya çı­kar. Akım, adını Yunanistan’daki bir dağ olan
“Parnassos”‘dan almıştır. Yunan mito­lojisine göre bu dağ, ilham
perilerinin yaşa­dığı, şairler için kutsal bir dağdır.

Parnas ekolünü meydana
getiren şairler topluluğu birkaç defa, farklı dergiler et-

rafında
toplanmışlardır. İlk Parnas toplulu­ğu 1861’de La Revue Fantaisiste adlı dergi
çevresinde Catulle MendĞs’in başkanlığın­da bir araya gelirler. Her tür
fanteziye say­falarını açan bu dergiden iki yıl sonra La Revue du Progris, daha
sonra da L’Art adlı derginin etrafında toplanan (1865-66) Par­nas topluluğu,
nihayet son olarak 1866’da Le Parnasse Contemporain adlı yeni şiirle­re yer
veren bir mecmuanın sayfalarında son şekliyle bir araya gelir.

Le Parnasse
Contemporairidc yazan şa­irler şunlardır: ThĞophile Gautier, ThĞodo-re de
Banvillc, Charles Baudelaire, Leconte de Lisle, Jose’-Maria de Heredia, Sully
Prudhomme, François CoppĞe, Catulle MendĞs, Paul Verlaine, Stdphane Mallarme
v.d. Bunlardan Baudelaire, Verlaine ve Mallarme daha sonraları topluluktan
ayrıla­rak sembolist akımın öncüleri olmuşlar­dır.

Pamasyen şairler
eserlerinde kendi ferdî duygularını anlatmaktan kaçınmışlar, bu yüzden
Romantizm’in lirizmine karşı çık­mışlardır. Onlara göre şiir gayr-i şahsî (İm
personnel) olmalıdır. Bunu Leconte de Lis­le şu mısralarında çarpıcı bir şekilde
ifâde eder: “Sarhoşluğumu ve acımı sana satma­yacağım/ Hayatımı senin
yunalarına teslim etmeyeceğim.”

Bu ekolde şiirin
şekli, dış yapısı çok önemlidir. Şiirin şekli mükemmel, eksiksiz olmalıdır. Bu
yüzden Pamasyen sanatçılar şiirlerinde armoniden çok ritmi, mûsikîden fazla
plastik sanatlardaki şekil güzelliğini önplana çıkarmışlardır.

Ekolün bir özelliği de
Romantik sanatçı­ların boş verdikleri eski Yunan ve Latin edebiyat ve
mitolojisine yeniden dönmüş olmalarıdır. Yanısıra, Alman, İskandinav

efsaneleri, Çin
medeniyeti ve Özellikle Hin­distan, Parnas şiirine ilham veren kaynaklar
olmuşlardır.

Şiirin objektif, ilmî
olması gerektiğini iddia eden Parnasyenler, bu yüzden hissîli-ği bir yana
bırakıp, tabiatın, dış âlemin gü­zelliklerini naşı Harsa öyle, bir heykeldeki,
bir resimdeki gibi, bir plastik sanat mcnsu-buymuşçasına tasvir etmeye
çalışmışlar­dır.

Parnas topluluğunun en
tanınmış şairleri Leconte de Üsle (1818-1894), Jose’-Maria de Heredia
(1842-1905), Sully Prudhomme (1839-1907) ve Theodore de Banville (1823-1891)
dir.

Bizim edebiyatımızda
Servet-i Fünûn edebiyatından itibaren Parnas ekolünün te­sirine rastlarız. Bu
akımın bizdeki en büyük temsilcileri, şekle verdikleri önem ve
söyle-yişlerindeki titizlikle Tevfik Fikret ve Yah­ya Kemal Beyatlı’dır. Bilhassa
Jose”-Maria de Heredia, Yahya Kemal’in Paris yılların­da titizlikle
okuduğu, incelediği şairler ara­sındadır,

M. Fatih ANDI