Papuç Nedir Kelime Anlamı, Tarikatlarda Pabuç

0
208

Papuç

Ayağa giyilen, ayağı örten şey. Farsça “pâ-pûş” (ayağı örten) tan bozmadır. Papıç, pabuç şeklinde de kullanılır. Dervişler geleneğinde papucun bambaşka bir yeri vardır. Meselâ bir tekkeye misafir gelen bir mürid veya muhibb pabuçlarını, yönü içeriye dönük olarak çıkarır ve öyle bırakır. Tekkeden ayrılacağı zaman kapıda sırtını canlara; kendisini geçirenlere dönmemek için buna ihtimam gösterirlerdi. Misafir, kapıya gelip ayakkabılarını giyeceği zaman sırtını dışarıya döner ve pabucunu (ayakkabısını) öyle giyerdi, sonra hiç şeklini bozmadan geri geri giderek kapıdan öyle çıkardı. Ancak yola çıktıktan sonra sırtını dönebilirdi. Bu âdaba şunun için riâyet edilirdi. Bir misafir, şayet ayakkabılarının yönünün dışarıya çevrildiğini görse anlardı ki artık istenmeyen birisi olmuştur. Pabucun yönü dışarıya çevrilmişse “git ve artık gelme” demekti. Bunu gören misafir yine âdaba uygun olarak evden çıkar ve tekrar izin verilinceye veya suçu bağışlanıncaya kadar oraya gelmezdi. Daha çok Mevlevî ve Bektaşî geleneğinden olan bu edebe “Seyyah vermek” veya “papuç çevirmek” denirdi. “Pabucunu eline verdiler” deyimi de bu gelenekten gelmektedir.

Pabucunu Dama Atmak

“Pabucunu dama atmak” tâbiri de asıl kaynağını mutasavvıfe’den alır. Fütüvvetnâmelerden öğrenildiğine göre Ahî teşkilatları, sanat ve zenaat erbabının tarîkat âdabıyla meze olmuş loncaları idiler. Her sanat ve zanaat erbabının (yani loncanın) bîr pîri bulunurdu. Bu pîr ya bir peygamber veya bir erendir. A. Gölpınarlı, Tasavvuf’tan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri adlı eserinde bu hususta şöyler der, “doğruluk temeline dayanan ve çok sıkı bir disipline tâbi bulunan Fütüvvet ehli, o sanat yahut zanaata intisâb edeni muayyen bir çıraklık devresinden sonra törenle ustalığa çıkarırlardı. Hiç bir kimse kendi kendine ustalık edemez, dükkan açamazdı. Her şehirde, sanat ve zanaat erbabının “Ahî-kardeşim” denen bir şeyhi bulunur, bütün sanatkarların şeyhleri de “Ahî-Türk” yahut “Ahî-Baba” denen “Reisü’l-ahiyyetü’l-fityân-Fütüvvet Ehli Ahilerinin Reisi” diye de anılan tâbir idi. Herhangi bir dükkancı, esnaftan biri fütüvvet yoluna uymayan bir harekette bulunursa, tâbi olduğu loncaya ödeyeceği parayı vermez veya işine düzen karıştırır, meselâ teraziyi hileli tutar, her hang bir kötü iş yaparsa, dükkanının önünde, fiitüvvet erenlerinin, şeyhinin ve Ahi-Baba’nın huzurunda, ayakkabıları çıkartılarak niyaz vaziyetinde muhakeme edilir, suçu sabit olursa pabuçları dükkanının damına atılır, dükkanı muayyen bir zaman için yahut daimi olarak kapatılır ve sanatını, alış verişini icrâdan menedilirdi.”