ORTACAĞ KENTİ – Kent Sosyolojisi

Ortaçağ kentinin gelişimini ve özelliklerini ifade edebilmek.

Neden Avrupa’da Ortaçağ kentlerinin analizi önemlidir? Roma İmparatorluğu’nun

sonunda, merkezî otorite azaldı; yetki, otorite parçalandı ve bu toplumsal ve siyasal

düzenin bozulduğu bir dönem oldu. İçte olduğu kadar dıştaki savaşlar bu dönemin

tipik bir özelliğiydi. Korunma için artan bir ihtiyaç vardı. Ticaret ve piyasa

ilişkileri önemini kaybetti. Henry Pirenne, 10. yüzyıl öncesi tarım medeniyetini tartı

şırken, bu dönemde orta sınıf bir nüfus (tüccar ve esnaf) ve toplumsal örgütlenmeye

(hukuk, kurum kendine özgü) sahip hiçbir şehrin olmadığını iddia etmiştir.

Bu şehirler temelde idari merkezler ve kalelerdi. Burgh’lar (kasabalar) duvarla çevrili

yerlerdi, nüfus azdı ve sürekli bir şövalye garnizonu, din adamları ve görevlilerden

oluşuyordu. Kentin kendisi hiçbir şey üretmiyordu. Onu çevreleyen yerlerin

gelirleri ile yaşıyordu. Kentte yaşayanlar hiçbir ayrıcalığa sahip değillerdi.

Geç ortaçağ döneminde (11. yüzyıl’dan 15. yüzyıl’a kadar) Avrupa önemli

değişiklikler yaşadı. İstilalar yavaşladı, savaşlar azaldı. Daha huzurlu bu dönemle

birlikte nüfus büyüklüğü arttı ve bir tüccar sınıfı ortaya çıktı. Pirenne (1974)’e göre

“erken tüccarlar” temelde “vagabond” serserilerdi. Pirenne, profesyonel tüccar

bir sınıfın ortaya çıkmasını; köylüler ve hizmetçilere değil, topraktan kopan bireylerin

giderek daha önemli bir sayıya ulaşmasına ve giderek özgürleşerek serseriler

gibi yaşamaları ile ilişkilendirmiştir. Herkesin lorda bağımlı olduğu zamanlarda,

kimseye hesap vermeden her yerde dolaşan “öncü tüccarlar” kendilerini doğ-

dukları topraktan kopararak özgürleşmişlerdir. Mükemmel konumlandırılan kaleler,

tüccarları çekmek için dikilmiştir. Tüccarların gelmesiyle eski ‘burgh’lar (kasabalar)

genişlemiştir. Yeni gelenler tüccar banliyöleri veya ‘portus’lardaki (kent kapı

ları) yakın alanlara yerleşmişlerdir. İç Kale duvarlarının dışında inşa edilen surlarla

genişleyen bu yeni kentsel mekânın sakinlerine burgher (kasaba sakini)

denmeye başlanmıştır.

6 Kent Sosyolojisi

Kentleşme, M.Ö. 1000 ile

M.S. 500 arasında bir düşüş

yaşamıştır. Ortaçağ

Avrupası’nda kentleşme

düzeyi gerilerken, Asya,

Yakın Doğu ve Latin

Amerika’daki şehirler

zenginleşmiştir.

2

A M A Ç N

Pirenne bu dönemi, ticari canlanma dönemi olarak açıklamaktadır. Pirenne, dış

ticaret ile temasın, temelde uzun mesafeli deniz ticaretinin yeniden canlanması demek

olduğunu ve bu dış ivmenin bu canlanma altında yatan ana güç olduğunu savunmuştur.

Bu dönemde deniz ticaretinde Venedik seçkin bir rol oynadı. Öncelikle

İstanbul’la bunu sağlayarak gelişti. Benzer gelişmeler Kuzey’de de yaşandı. Yeni

merkez Şanders bölgesinde yer alan Bruges idi. Ticaretin ortaya çıkardığı “orta sı-

nıf”ın rolü Pirenne tarafından yoğun olarak vurgulanmaktadır. Pirenne, siyasi

özerklik ve yerel öz yönetim iddiaları arkasındaki itici güç olarak bu sınıfı görmüştür.

Orta sınışarın çıkarı sık sık kilise ve soyluların çıkarlarıyla çatışmıştır.

Max Weber’in ortaçağ kentlerine olan ilgisi, özellikle antik toplumların feodalizme

ve ardından kapitalizme geçişine olan ilgisine dayanmaktadır. Weber’e göre,

kentin özel karakteri onların kalelerle kuvvetlendirilmiş yerler oldukları kadar,

varlıklarının ticaret ve alışverişe dayanması, şehrin bir pazar yerleşim yeri olması-

dır. Ticaret ve alışveriş önemli olmasına rağmen, Weber’e göre belli bir dereceye

kadar siyasi ve idari özerkliğe sahip olmaları da gereklidir. Sivil ve demokratik katı

lım (kendi özerk yasa ve ilgili dernekler, kendi mahkemeleri) kentsel gelişim için

çok önemlidir. Weber ortaya çıkan kent sakini sınıfında devrimci bir karakter de

görmüştür.