ORTA ÇAĞDA DİYALEKTİK

ORTA ÇAĞDA DİYALEKTİK
Hristiyanlık bir felsefe değil dindir. Bununla beraber tanrı sözü( vahiy )
felsefeyi gereksiz hale getirmemiştir. Kecskes bu durumu açıklamak için
iki tana durum ileri sürüyor.
1-İnsan oğlunun inandığı şeyi anlamaya ve onu düşünce yoluyla
geliştirmeye çalışması doğaldır. Bu durumda felsefe gerekli bir şeydir.
Çünkü imanı anlamak ve kavramak ancak felsefenin sağladığı kavramlarla
kabildir.
2-Hristiyanlığın felsefe akımlarına başvurması gerekli idi. Çünkü puta
tapar Dünya bu dine felsefenin silahları ile saldırıyordu.
Aslında felsefe silahını kullanarak savunmaya girişmek bu dine
gerçekten inanmış olanların duyduğu bir zorunluluktu. Çünkü tanrı sözü
bir apaçıklık olma niteliğini kaybedince onu akıl yoluyla haklı çıkarmak
ihtiyacı duyulmaya başlanmıştı. Ama akıl yoluyla haklı çıkarmaya çalışmak
bile tanrı sözüne bir hakaretti. Çünkü tanrı sözünün gerçekten tanrı sözü
olabilmesi için herhangi bir koşula bağlı olmayan mutlak bir şey olması
gerekiyordu.
PIERRA ABELARD
Abelardın en önemli özelliği bir problemin bütün yönlerini ele
almasından kaynaklanır. Fakat sonucu daha çok okuyucuya bırakır. Eğer
abelard nihai sonuçları kendisi çıkarmış olsa idi yaptığı iş bu kadar önem
arzetmezdi.
ECKHART
Eckhart, tanrıda üç tanrısal kişi ile tanrısal özü bir birinden
ayırmaktadır. Tanrısal öz yaratıcı doğadır. Oysa tanrısal beliriş yaratılmış
doğadır. Her şey tanrıdan çıkar ve kendi özüne dönmek isteği ile tanrıya
döner. İlahiyatın üçlü gücü ilahiyatın kutsal üçlemine tekabül eder. Yani
akıl, oğul irade kutsal ruh , hafızada babadır. Tanrı benden vaz geçemez.
Çünkü ben olmasaydım o da olmayacaktı.
NİCOLAUS CUSANUS
Bu filozof bilginin üç derecesi olduğunu savunur.
1-Duyular ve hayal gücü 2- Akıl 3- Zeka
Akıl ile hakikat arasındaki ilişki çokgen iki daire arasındaki ilişkiye
benzer. Kenarların sayısı arttıkça çokgenin daireye yaklaştığını görürüz.
Ama çokgen hiçbir zaman daire haline gelemez. Demek ki bilginin en üst
derecesi kavramlar yoluyla elde edilemez. Ama bütünsel bilgiye ulaştıran
bir bilme biçim,de vardır. Bu zihinsel görüdür. Zihinsel görü gerçekten bir
ruh halidir. Bir bakıma duyuların sağladığı bilgiden ayrılır. Çünkü bilgi
kavramsız bir bilgi değil kavram ötesi bir bilgidir.