ÖĞRENME

235

 

ÖĞRENME

 

Öğrenme, yeni
alışkanlıklar kazanmak için herhangi bir durum karşısında tepkile­rin
düzenleniş süreci olarak tanımlanabilir. İnsanı anlamaya yönelik tartışmaların
en uzun süreli ve henüz bitmemiş olanlarından birisinin, insanın psikolojik
özelliklerini doğuştan mı getirdiği, yoksa sonradan mı edindiği (nature-nurture
dichotomy) soru­nudur. Öğrenme, insan Özelliklerinin son­radan edinilmiş bütün
yanlarını kapsar. As-Unda öğrenme süreçleri yalnızca insana öz­gü değil, bütün
organizmalar İçin geçerli­dir. Öğrenme süreçlerinin incelenmesinde hayvan
deneyleri ve hayvan modellerinden yola çıkılarak hareket edilmesi de bu yüz­dendir.
Ancak hayvanlardaki daha kolay ve daha kısa süreli uyum yetenekleri yüzünden
öğrenme süreçlerinin insanlara göre daha tekdüze ve basit olduğu herkes
tarafından kabul edilmektedir. İnsanın düşünen, dili ve tarihi olan ve
toplumsal organizasyonlar kuran canlı olması, öğrenme süreçlerinin insandaki
önemini arttırdığı kadar, süreçle­ri daha karmaşık ve yüksek düzeylere ulaş­tırmaktadır.

Modem bilimin
gelişiminden önce de in­sanın nasıl bilgi sahibi olduğu; nasıl bazı tu­tumlar,
alışkanlıklar geliştirdiği sorulan düşünürleri ilgilendirmiştir. Fakat onların
yaklaşımları dini inançlarıyla tam bir uyum içinde olduğundan, modern yaklaşım­lardan
oldukça farklı mantık ve kavramlar­dan oluşmuştur.

Modern anlamda öğrenme
süreçlerinin nasıl bir yol izlediği ve süreç içindeki deği­şimlerin neler
olduğunu ilk ortaya koymaya çalışanlar, çağrışımcı psikologlar olmuş­lardır.
Psikolojideki çağrışımcılık, felsefi köken olarak birçok bilimsel yaklaşımda
olduğu gibi, İngiliz deneyci bilgi teorilerine dayanır. İlk araştırılan konular
sözel öğren­me ve hafıza, ilk araştırmacı Herman Eb-binghaus’tur. O’nun çağrışım
yasalarını saptamaya çalışan deneysel çalışmalardan elde ettiği veriler bugün
de geçerliliğini ko­rumaktadır. Daha sonra Edward Thomdike hayvanlardaki
çağrışım süreçlerini incele­miş ve hayvanları ödüllendirici tutumların öğrenme
üzerindeki rolünü bilimsel yoldan göstermiştir. Bunu îvan Pavlov’un Rusya’da
yapüğı ünlü klasik şartlandırma de­neyleri izlemiştir. Artık araştırmalar fizyo­lojik
süreçleri incelemeye başlamış; şart­lanmış bir uyaranın, şartlanmamış bir uya­ranla
birlikte deney hayvanına verilmesi durumunda, denek üzerinde tıpkı şartlan­mamış
uyaran gibi etki yapacağı ortaya çık­mıştır. Yirminci yüzyıla gelindiğinde
Eb-binghaus, Thorndike ve Pavlov sayesinde çağrışımın ne olduğu ve nasıl
işlediğine ilişkin bilgide çok fazla artış olmuştur. Thorndike için uyaran ve
onun tepkisi ara­sında varolan ve elde ettiği kazanımlar tara­fından
güçlendirilen bağın, Pavlov tarafın­dan iki beyin hücresi merkezi arasında ol­duğu
bulunmuş, böylece fizyolojik temelle­rine kavuşmuştur.

Davranışçı
psikolojinin Önde gelen isim­lerinden John Watson, oldukça ileri bîr me­kanik
maddeci adım atarak en karmaşık davranışın bile uyaran-tepki (response) bi­rimlerine
indirgenebileceğin! ileri sürmüş­tür. (Davranışçılar tarafından insanın bütün
psikolojik süreçlerinin -düşünce dahil- dav­ranış kavramı kapsamı içinde ele
alındığı gözönüne alınırsa Watson’un görüşlerinde-ki mekanik yan daha kolay
anlaşılır.) Fakat daha sonra görüleceği gibi onu izleyen dav­ranışçılar,
insanın tüm psikolojik özellikle­rinin sonradan elde edilen, öğrenilmiş sü­reçler
oldukları noktasında onunla hemfikir olmalarına rağmen, bu noktada Watson’a
katılmamışlardır.

Bu arada Gestaltçı
psikologlar, başta Wolfgang Köhler olmak üzere öğrenmenin Watson ve
Thorndike’ın ileri sürdükleri gi­bi parçaların bir araya getirilmesinden iba­ret
olmayıp kesintili bir biçimde geliştiğini; parçaların toplamının bütününü
vermeye­ceğini ispata çalıştılar. Bu, bir bakıma davranışçılann organizmaya
öğrenme süreci içinde verdikleri edilgen rolün kabul edil­meyerek organizmanın
algılanmalarının çok Önemli olduğuna dikkat çekmektedir.

1930 ve 1950’li
yıllarda, öğrenme teorisi alanında belirli noktalarda benzerlikler
göstermelerine rağmen karşımıza dört yeni model çıkmaktadır. Bunlardan Edward
Tolman tarafından önerilen modelde Tol-man, davranışçı olmasına rağmen organiz­manın
yalnızca uyaranlara tepki vermeyip, eylemlerinin sonuçlarım da bildiğini söy­ler.
Ona göre öğrenme çevredeki nedenler ve etkiler üzerine temellenmiş beklenti for­masyonlarından
oluşur. Öğrenme için pe­kiştirme zorunlu değildir. Böylece Tolman bir bilişsel
Öğrenme modeli kurmuş oluyor­du. Diğer önemli öğrenme modeli ise uya-nmsız
şartlandırma olup kurucusu B. F. Skinner’dir. Skinner’in uyanmsız şartlan­dırma
teorisi daha sonra klinik ve eğitim alanında kullanılarak yaygınlık kazanmış­tır,
öteki modeller Edwin Guthrie ve Clarck Hu 11 tarafından ileri sürülmüştür.
Guthrie modeli, öğrenmede Ödülden daha çok, sürekliliğe önem vermesiyle tanınır­ken,
Hull’un motivasyona önem veren dürtü indirgenmesi teorisi sosyal öğrenme ve ki­şilik
teorilerinin mekanizmalarının açık­lanmasında kullanılmıştır.

1950’lerden günümüze
uzanan süreçte ise bu modellerin doğruluklarını kanıtlama­ya çalışan ve çoğu
kere birbirlerini geçersiz kılan birçok araştırma yapılmış, yeni yön­temler ve
daha özgün teoriler ileri sürül­müştür. Aynı çabalar öğrenme, algı, hafıza
alanındaki sorulan açıklığa kavuşturmak için bugün de sürüp gitmektedir.

Bugün Öğrenme ile
ilgili bilgilerimizi şöyle özetlemek mümkündür; Öğrenme

için en gerekli önşart
organizmanın ne ek­sik (Örneğin uyku), ne fazla (Örneğin panik hali) olmadan
yeterince uyanık ve çevreyi farkedebilir bir halde olmasıdır. Bir diğer ön şart
ise, öğrenmeye güdülenme, yani öğ­renme sonucunda ödüllendirileceğini anla­madır.
Bir organizma ancak türe Özgü gene­tik donanımının elverdiği ölçüde öğrenebi­lir.

Bilinen üç tür Öğrenme
vardır. Bunlar­dan birincisi klasik şartlandırma yoluyla öğrenmedir. Bu tip
öğrenmenin temeli Pav-lov’un köpeklerle yaptığı deneylere daya­nır. Bu
deneylerde nötr bir şartlandırma uyarıcısı (zil sesi), belli bir tepkiyi
(ağızdan salya gelmesi) uyandıran şartlandıncı ol­mayan bir uyarıcıyla
(yiyecek) aynı anda birçok kereler deney hayvanına uygulan­mış, sonuçta
şartlandırma uyarıcısı da şart­landıncı olmayan uyarıcının ortaya çıkardı­ğı
tepkiyi ortaya çıkarmıştır. Buna şartlı refleks denir. Bu tür şartlandırma
Öğrenme­sinin tarihsel bir örneği de Watson ve Pa-yenr’in 1920’de Albert adlı
onbir aylık bir çocukta aynı yolla bütün beyaz nesnelere karşı fobik bir durum
oluşturmalarıdır. Kla­sik şartlandırmanın bazı insan tutumlarının oluşumunda da
önemli bir yer tuttuğu sanıl­maktadır.

İkinci öğrenme türü
uyanmsız şartlan­dırma yoluyla olandır. Bu tip şartlandırma­da şartlandıncı
olmayan uyarıcı yoktur, uyarıcı ve tepki, klasik şartlanmada olduğu gibi kısa
süreli olarak ortaya çıkan belirli bir olay değildir. Uyanmsız şartlandırma
yaşamın karmaşası içinde organizmanın hangi davranışın Ödüle, hangi davranışın
cezaya karşılık geldiğini öğrenmesidir, öğ­renilen tepki, klasik
şartlandırmadan farklı olarak, denek ödüllenen tepkiyi yaparsa pekiştirilir.
Uyarımsız şartlandırma Skin-ner’in ünlü kutusunda farelerle yaptığı de­neylerle
saptanmıştır. Gündelik hayatımız­daki kaslarımızı kullanarak yaptığımız bü­tün
işlevler, uyanmsız şartlandırma yoluyla öğrenilmektedir.

Üçüncü öğrenme türü,
diğer organizma­lardan ziyade insan organizmasıyla İlgili­dir. Bilişsel öğrenme
adı verilen bu türde di­ğerlerinden farklı olarak pekiştirici bulun­maz;
ağırlığı bilgi depolama ve bilgi işleme oluşturur. Bir kitaptan, bir sohbetten
öğren­diklerimiz bilişsel öğrenmeye girer.

Bunların yamsıra insan
öğrenmesiyle il­gili genel olarak şunlar söylenebilir: Bire­yin öğrenme
yeteneğini etkileyen en önemli elken zekadır. Zeka yüksekliğiyle öğrenme hızı
doğru orantılıdır. Yaş, öğrenmeyi etki­leyen bir diğer etkendir. Öğrenme ilk
yetiş­kinliğe kadar artar, sonra bir süre aynı kalır, orta ve ileri yaşlarda
azalır. Bireyin daha önceki Öğrenmeleri yeni bir öğrenme duru­munda tavrının ne
olacağının belirlenme­sinde önemlidir. Birey öğrenmek için daha önceki
Öğrenmelerine benzer durumları ter­cih eder. Eğer öğrenilecek malzeme toplu
olarak Öğrenilemeyecek kadar uzunsa par­çalar halinde öğrenilmesi, öğrenmenin
ve­rimini arttırır. Öğrenmenin sonucunun nasıl olacağının bilinmesi öğrenmeyi
kolaylaştı­rır. Diğer nesnelerden algı düzeyinde fark­lılıklar gösteren
nesneler, öğrenen bireyde fazla çağrışım uyandıran malzemeler daha kolay
öğrenilir. En kolay öğrenilen malze­menin kavram basamakları dizisi şeklinde
düzenlenen malzemeler olduğu araştırma­larla gösterilmiştir.

Erol GÖKA Bk.
Şartlandırma, Zeka