NÜFUS

278

NÜFUS

 

Nüfus, belirli bir
ülkede yaşayan ve ara­larında çeşitli psiko-sosyo-ekonomik iliş­kiler bulunan
insanların tamamını ifade et­mek üzere kullanılan bir terimdir. Genelde,
nüfustan söz edilince, belirli bir iklimde, belirli bir yörede ikamet edenlerin
tümü ha­tıra gelir. Nüfus terimiyle cinsiyet, medenî hal, belirli bir dine veya
mesleğe mensubiyet, çalışıp çalışmama gibi çeşitli özellik­lerde ortak olan
bireylerin tamamı kastedi­lir. Nüfus sayımı, nüfus meseleleri denildi­ği zaman
da, kullanılan nüfus ibaresi sıfat olur ve demografi (nüfus bilimi) ile eş an­lamlı
hale gelir.

İnsanların sayılarının
ve özelliklerinin tesbili eski zamandan bu yana yapılagel-mişlir. Çünkü toplum
yöneticileri siyasî, hukukî, ekonomik ve kültürel alanlarda toplumun geleceği
hakkında kararlar alır­ken bu tesbitlerden önemli ölçüde yararla­nırlar. Savaş
zamanlarında eli silah tutabi­lecek, askerlik çağına gelmiş insanların sa­yısı,
toplumun devamını sağlamak bakı­mından oldukça önem taşır. Bir ülkenin ve­ya
şehrin nüfusunun ne Ölçüde artacağı ya­hut azalacağı konusundaki tahminler, mes­ken,
haberleşme, eğitim, eğlence, sanayiin ihtiyaç duyduğu insan gücü ihtiyacı
planla­ması bakımından son derece önem arzeder. Çoğunlukla yaşlı kişilerden
oluşan bir top­lumun ihtiyaçları, çocuk ve genç nüfusun fazla olduğu bir
toplumunkinden elbette farklı olacaktır. Aynı husus bekar erkekle­rin, dul
kadınların bulunduğu toplumlar ile erkek-kadın sayısı eşit toplumlar için de ge­çerlidir.
Bunun yanında, milletlerin muhte­mel gelişme ve gerilemeleri, hayat seviye­leri,
belli gruplarda beklenen kültür özellik­leri, doğrudan doğruya nüfusun sayısı,
özellikleri ve dağılımıyla yakından ilgili­dir.

Bu noktada nüfusun
çeşitli ölçülere göre söz konusu edilebilecek terkibini, dağılım şeklini
incelemeden önce genel olarak mik­tarı üzerinde durmak faydalı olur.

Gencide nüfusun mutlak
miktarı ile ilgili olarak ortaya atılan düşünceler, tüm dünya nüfusu veya
herhangi bir ülke nüfusu açısından farklılık gösterir. Bülün dünya nüfu­sunun
yeryüzünün sınırlı kaynaklarına göre dengesiz bir şekilde hızla artmasından
ileri gelen tehlikeler her ülke için aynı derecede sıkıntı ve gelişmeyi
Önleyici bir tehdit teşkil etmez. Belirli bir ülke nüfusunun mutlak miktarı
hakkında bir değerlendirme yapıp sonuca gidebilmek için nüfusun azlığı veya
çokluğu konusunda olumlu ,ya da olumsuz olarak ortaya atılan delilleri
sözkonusu ül­kenin şartlan açısından incelemek gerekir. Dünyadaki hızlı nüfus
artışının doğura­bileceği tehlikelere ilk defa dikkat çeken Thomas Malthus
olmuştur. Ona göre, bilim ilerleyebilir, ama tabiatın sunduğu kaynak­ların,
sürekli artan insanların ihtiyaçlarını karşılama kapasitesi sınırlıdır. Onun
için rasyonel tedbirlerle nüfus artışı kontrol altı­na alınmadığı takdirde,
dünyanın mutlak nüfusu besleme kapasitesini fazlasıyla aşa­caktır. Malthus’un
bu görüşleri ileri sürdü­ğü 1803 yılından beri dünyanın nüfusu hız­la arttığı
halde, insanların refah seviyesinde de ortalama olarak gözle görülebilecek de­recede
bir artış olmuştur. Şu halde, doğal kaynakların değeri, onlardan yararlanan in­sanların
kültürlerine göre bir anlam ifade edecektir. Diğer taraftan coğrafî şartların
tek başına ve mutlak olarak gelişmeyi, re­fah seviyesini sınırlayıcı özelliği
de yoktur. Ancak, belirli bir ülkenin mutlak nüfus miktarının azlığı veya
çokluğunun doğura­bileceği sosyal problemlerle ilgili bir değer­lendirme yapmak
için yalnız kültür seviye­sini dikkate alarak bir yorum yapmanın ha­talı
olacağı bilinmelidir. Sonuç olarak şunu söylemek mümkündür: Kiilıür seviyesi ve
bu seviyeye göre belirli bir anlam ifade eden tabîî-coğrafî kaynaklan aynı
kabul ederek nüfusun mutlak miktarını ona bakarak ayarlama politikası yanlış
bîr politika­dır. Gerçekte nüfus ayarlaması, gelişen ve­ya gelişmesi planlanan
bir kültürün gele­cekteki seviyesine paralel olarak değişecek olan doğal
kaynaklardan sağlanan hasıla ile artan nüfusun hangi alanlara rasyonel bir
şekilde kanalize edilmesi düzenlenmesi ge­reken bir ayarlama olmalıdır.

Her ne kadar mutlak
nüfus artışının sos­yal yapıyı zaafa uğratacağı ve iktisadî refa­hı sarsacağı
ileri sürülüyorsa da, nüfus artı­şının yararlan da sözkonusudur. Bu yarar­lardan
ilki nüfusun, bir milletin millî ve si­yasî kudretini temsil eden bir güç
olmasıdır. Bugün bir kısım ülkeler, örneğin Amerika ve Rusya’nın yer yer bazı
ülkelere nüfus planlamasını telkin ederken nüfuslarını art-tıncı bir politika
izlemeleri, ancak bu şekil­de açıklanabilir.

Nüfus artışının ikinci
yaran, geçim zo­runluluğunun millî kültürü zenginleştirme ve teknik seviyeyi
yükseltme, yeni doğal kaynaklar ve iş alanları yaratma ve bulma çalışmalarını
teşvik etmesi ve arttırmasıdır. Sözü edilen faydalardan biri de, teknolojik
ilerlemeye paralel yürüdüğü takdirde, şe­hirleşmeyi, işbölümünü ve verim
artışını teşvik etmesidir.

Nüfus artışının olumlu
bir diğer tarafı da, nüfusu çoğalan ve doğal kaynaklan ara­yıp bulmak,
teknolojik seviyesini geliştir­mek zorunda kalarak nüfus artışının verdiği
itici güçten olumlu olarak yararlanan ülke­lerle çevrili olan bir ülkenin, jeopolitik
ve stratejik açıdan da nüfusunu arttırması ge­rekecek, nüfusunu engelleyecek
atalete düşmekten kaçınacaktır. Bu tür ülkelerde nüfus artışı yararlı, hatta
zorunludur.

Konu ile ilgili
literatürde zaman zaman nüfusun mutlak anlamda artışı ile nüfus artış hızı
birbirine karıştırılır. Bir ülkede tes-bit edilen doğal kaynaklar, teknoloji ve
or­ganizasyon seviyesine göre ülkenin taşıya­bileceğinden fazla bir nüfus artış
sının, bir de ülke nüfusunun giderek ortadan kalkma­sıyla sonuçlanabilecek
kadar düşük çoğal­ma oranından ibaret alt sınır vardır. Bu oranlar arasındaki
en uygun ortalama ço­ğalma hızı mevcuttur. Herhangi bir ülkede ortalama
(optimum) nüfusa ulaşılması için nüfus artış hızının azaltılması sözkonusu
edilebilir. Ancak, bir ülkede ne doğal kay­nakların, ne de var olan teknolojik
ve teşki­latlanma biçiminin sabit kalacağını düşün­mek mümkün değildir. Doğal
kaynaklar, teknolojik ve organizasyon seviyesini sabit kabul ederek ülke nüfus
artış oranını azalt­maya çalışmak, geçici bir süre için toplum­lara rahatlık
sağlayabilir. Ama bu durum, o ülkelerdeki bir takım problemlerin temel
kaynağını oluşturur. Belki aynı süre içinde ülkenin kültürel ve diğer
şartlarında önemli değişmeler ortaya çıkar; buna bağlı olarak ortalama nüfus
artış hızında değişiklikler meydana gelebilir. Onun için gelişmeyi sağlamak
için körükörüne aile planlaması ve doğum kontrolü tedbirlerinin uygulan­masından
vazgeçilmelidir. Gelişmiş ülke­lerin bir zamanlar nüfus artış hızını frenle­yip
bugün arttırmak için her türlü çareye başvurmaları, sözü edilen konularda daha
makul bir yol izlemek gerektiğini gösteren en açık örneklerdir.

Nüfusun cinsiyet, yaş,
sektör ve faal olup olmaması gibi kriterlere göre birleşim tarzı demograflar,
sosyologlar ve iktisatçı­ların daima ilgilendiği bir husustur. Zira bir nüfusun
oluşum tarzı, o ülkenin sosyal ya­pısı hakkında yaklaşık bir fikir verir.

Hemen hemen bütün
dönemlerde dünya nüfusunda erkek çocuk doğumları kız ço­cuk doğumlarından
fazladır. Ancak erkek­lerde ölüm oranının daha yüksek olması, iki cins
arasındaki dengeyi eşit hale getirmek­te, hatta ileri yaşlarda kadın nüfusunda
faz­lalık görülmektedir. Genç yaşlarda aşağı yukan bütün ülkelerde erkek
nüfusun genel nüfus içinde fazla olduğu gözlenmektedir. Genç nüfusun fazlalığı
ve bunların çoğu­nun erkek olması, bir ülkede çalışabilir bi­rey oranının
yüksekliğini ifade etmekte ve iktisadî açıdan potansiyel bir güç oluştur­maktadır.
Ancak bu, iyi planlama yapılma­dığı takdirde istihdam ve eğitim problemle­ri
gibi sosyal yapıyı zayıflatıcı ekonomik yükleri de beraberinde getirmektedir.

Erkek oranının
şehirlerde yüksekliği, genellikle o ülkenin sanayileşmekte olan ve tarım
sektörü gelişmemiş ülke olduğunu gösterir. Çünkü tarım sektörü gelişmemiş
olduğundan gizli ve açık işsizlik, geçim şartlan nedeniyle şehirlere göçü
hızlandır­maktadır, îç göç denen bu olayda, şehre il­kin erkekler gelir;
kadınlar ve ailenin diğer bireyleri ise daha sonra gelirler.

Nüfusun yaşlara göre
dağılımı da üze­rinde önemle durulan konulardandır. 1987 Türkiye îsiatistik
Yıllığı’na göre, ülkemiz­de 0-19 yaş grubuna giren genç nüfusun miktarı
22.401.219 olup genel nüfus için­deki oranı oldukça yüksektir. Buna karşılık
20-59 yaş grubundaki nüfus aynı yıla göre, 19.262.390, daha yukarı yaş
grubundakiler ise, 2.905.908 dir. Yaşlıların az oluşu bir yandan genel refah
seviyemizin düşüklüğü­nü gösterirken, diğer yandan da iktisadi açı­dan üretici
olmayanların ekonomiye yük olmadıkları gibi olumlu bir noktayı da ifade
etmektedir.

Doğum, ölüm oranlan,
göçler, evlenmeler, savaşlar ve salgın hastalıklar gibi çeşitli faktörlerin
ülke nüfuslarında yaşlara göre dağılımı etkilediği bilinen bir husustur. Ta­biî
olarak bu değişmeler, ülkenin içinde bu­lunduğu şartlan da etkileyecektir.
Nitekim doğum oranının yüksek oluşu ve genç nüfu­sun fazlalığı, çalışabilir
çağda olanların ik­tisadî yükünü arttırıcı bir etki meydana geti­rir. Fakat
eğitim ve istihdam sorunları ma­kul planlamalarla halledildiği takdirde, sos­yal
yapıya dinamizm veren bir faktör olarak da değerlendirilir.

Faal nüfus miktarının
sektörlere göre da­ğılımı da, bir ülke hakkında yapılacak de­ğerlendirmelerde
ilgililere önemli ipuçları verir. 15 ve daha yukarı yaş gruplarında yer alıp
bir meslek icra edenlere “faal nüfus” denir. Bir ülkenin faal
nüfusuyla ilgili ola­rak bir hükme varırken; o ülkede “faal” teri­minden
ne kastedildiğinin iyi bilinmesi, fa­al olma hususunda cinsler arasında ülkeden
ülkeye, hatta aynı ülke ve sektörlere göre değişen kültürel anlayış
farklılıklarının bu­lunabileceğini daima hatırda tutmak gere­kir. Aksi takdirde
varılan sonuçlar yanıltıcı olabilir. Örneğin azgelişmiş ülkelerde zira­at
sektöründe çalışanlar fazladır, ama çalı­şılan yıllık sürelerin iş-saatleri ile
ifade edi­len değeri ve üretim bakımından gelişmiş ülkelerdekine oranla çok
düşük kaldığı gö­rülür.

İzzet ER