NOMİNALİZM

244

 

NOMİNALİZM

 

Çok genel olarak bütün
varlıkları birer isim ve sese İndirgeyen görüşlerin genel adıdır. Daha açık bir
ifadeyle, cins ve türle­rin (tümellerin), genel kavramların ne aslın­da ve ne
de zihinde hiçbir varlığının olma­dığını ve bunların birer addan ibaret oldu­ğunu
savunan görüşlere bu ad verilir. Bu görüşe göre genel fikirler yoktur; ancak
bir takım işaretler, adlar vardır; bu sebeple de kavramların hiçbir gerçekliği
yoktur. Bu anlayışla nominalizm, kavramların temsil ettikleri şeylerden ayrı olarak
birer gerçek­liğe sahip olduğunu savunan realizme karçı ve zıd bir görüştür.

Düşünce tarihinde Ük
Nominal isLİcr so­fistlerdir, ilkçağın ünlü sofistlerinden An-tisthenes şöyle
diyordu: “Bir at görüyorum, aüık değil.” Stoacılar da aynı görüşe
katıla­rak, sadece ferdin gerçekliğinin olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Epikurosculaf daha da ileri giderek kavramların yalnız sesten iba­ret olduğunu
iddia etmişlerdir. Nomina­lizm, esas Ortaçağda Realizm’e (şimdiki manada
İdealizm) karşı bir tepki olarak çık­mıştır. Onbirinci yüzyılın sonlarına doğru
Compregne papazı Roscelinus adcılığı sis-temteştirmiş ve onu daha sonra
Guillaume Durand, Ockhamh William, Buridan, D’Ailly gibi düşünürler
geliştirmişlerdir. Bu metafizik ve klasik nominalizm Yeni-çağ’da şekil değiştirerek
Ampirizm, Feno­menizm, Pozitivizm, Pragmatizm, Evolus-yonizm ve Çağnşımcılık
adı altında devam etmiştir.

Esas Nominalizmin
serpilip geliştiği Or­taçağ, Antikçağın da en önemli sorunu olan “Külliler
Sorunu”nu tevarüs etmiş, bu çağı küllî kavramların realitesinin olup
olmadığı tartışması doldurmuştur. Ortaçağ denince akla gelen ilk sorun
“Külliler Sorunu” ve dolayısıyla Skolastik anlayışın bir anlamda
mahiyet ve niteliğini belirleyen Realizm ve Nominalizm mücadelesidir.
Realistler Pla-ton’un temellendirdiği küllî kavramları ger­çek birer varlık
kabul etmişlerdir. îşte bu düşüncenin tam karşısında olan Nomina-listlere göre
ise, Platon’un kendilerine bir gerçeklik yüklediği küllî kavramlar, sadece
birbirine benzeyen varlıklara bizim tarafı­mızdan takılmış olan isimlerden
ibarettir. Binaenaleyh küllî kavramlar insanın zih­ninde oluşurlar ve dışarıda
ayrıca bir varlı­ğa sahip değildirler. Roscelinus’un İfade­siyle: Külliler
(tümeller) sadece bir takım isimlerden, seslerden başka birşey değildir­ler,
sadece birer boş isimdirler ve hiçbir ger­çeklikleri de yoktur. Nominalistlerin
ve Roscelinus’un bu iddiası görünüşte pek za-rarsizmış gibi olsa da aslında
Katolik kilise­sinin de evrensel gerçekler ve kesin doğru­lar olarak kabul
ettiği ilkeleri temelden yı­kıcı bir düşünceyi içinde taşımaktadır, do­layısıyla
birçok rafı/.iliklerle doludur. Nite­kim bu iddia din kurumunu (Hıristiyanlığı)
ve kiliseyi temelden sarsmıştır. Zira din ku-

rumu ve doğal olarak
başta Tanrı kavramı, tamamıyla küllî kavramlardır. Eğer küllî kavramlar gerçek
sayılmazlarsa Tanrı, din ve kilise de gerçek sayılmaz. Sadece ferdî olanın
gerçek sayılması Katolikliği ferdî kanaatlar içine sıkıştırır ve şahsî imanı
ger­çek, sağlam, müsbet kabul eder. Bu sebeple ilk günah (Le peehe original)
sadece bir ke­limeden ibarettir ve gerçek olan da sadece ferdî günahtır.
Roscelinus’un Nominalizmi teslis konusunda ve dogmalarda bir takım güçlükler
çıkarmış, bu nedenle kilisece mahkum edilip lanetlenmiştir. Neticede,
Nominalizm iki yüzyılı aşkın bir süre içinde susmuş ve ancak 1320’ye doğru
Ockhamh William’ın felsefesinde yeniden kendisini göstermiştir.

Ockham’dan önce
Durand: “Var olmak, fert olarak var olmaktır” teziyle nominaliz­me
oldukça yaklaşmış Ockhamh William ise realistlere savaş açarak nominalizmi hem
kökleştirmiş, hem de netleştirmiştir. Ona göre “küllî bir şey” bir
realite değil, fa­kat birbirine benzeyen birçok şeyleri gös­termeye yarayan
sadece bir işaret, bir sem­bol, bir kelimedir ve gerçek olan ancak fert­tir. Bu
anlayışın tabii neticesi olarak nomi­nalizm bilimi konu edinmiş ve bilimsel no­minalizm
dediğimiz şekle dönüşmüştür. Bu nominalizm, küllî ve zaruriyi konu edinen bilim
hakkında şüphecidir. Tabii olarak in­san için görülebilen ve bilinebilen
realite ancak ferdî ve mümkün olandır. William metafizik iddiaları olan her
bilim karşısına, Protogoras şüpheciliğini siper alarak çık­mış ve böylece en
yüksek bilim, teoloji onun şüpheci eleştirisinden asla kurtulama­mıştır. Aklî
ve bilimsel teolojinin imkansız­lığını savunan William ontolojik ve kozmo­lojik
delili bu sebeple zayıf bulmaktadır.

Onun bu tavrı ve
anlayışı, bilim ile iman arasındaki birliği tehlikeye sokmuş ve kili­seyi
dünyaya bağlayan on asırlık bağı ko­parmıştır ki, düşünce tarihine
“Ockhamlı Williamım usturası” şeklinde bir nitelemey­le geçmiştir.
Nominalizm eski dinî, siyasî ve edebî geleneğe zıd olan milli hayatı ve yeni
çağ dilini filizlendirmiş, Rönesans ve Reformla kiliseye karşı gerçek bir
savaşı başlatmıştır.

William’dan sonra,
özellikle Rönesansı takip eden yıllarda, bilim adamlarının geliş­tirip temsil
ettiği “bilimsel nominalizm” dü­şünce dünyasında boy göstermeye başla­mıştır.
Bunlar arasında fizikçi ve bilim ta­rihçisi P. Duhem’i, matematikçi H.
Poinca-re’yi, E. le Roy vb.’ni sayabiliriz. Bunların temel görüşleri şudur:
Bilimsel olaylar, ka­nunlar ve teoriler, eşyanın bir tasavvuru de­ğil, zihnin
inşalarıdır. Zihnin bu inşaları ha­kiki bir gerçekliğe tekabül etmeyip tama­men
sun’i ve semboliktir. Büyük matema­tikçi H. Poincare bu hususu şöyle dile getir­mektedir:
“…bilimin ulaşabildiği şeyler, birtakım saf ruhlu dogmacıların
sandıkları gibi, bizzat eşyanın kendisi, özü değil, sa­dece bu eşya arasındaki
bağlantılardır; bu bağlantılar dışında bilinecek, öğrenilecek bir gerçek
yoktur.” Bu anlayış, bilimin orta­ya koyduğu hakikat yerine, bilimde
çeşitli, basit münasebetleri ve bilgisiz tecrübeye dayanan basanları hakikat
olarak kabul et­mektedir. Görüldüğü gibi bilimsel nomina­lizm bilimin objektif
kıymetini inkar et­mekte ve bilim adına sadece olayları kay­detmeyi yeterli
bulmaktadır. Bunun içindir ki, bilimsel nominalizm hareketi, “Haki­kat”!
bilmek için müsbet ilimleri tek gerçek vasıta kabul edenlere karşı bir tepki
olarak doğmuştur.

Nominalist anlayış
Yeniçağdan sonra değişik görüşler halinde varlığını sürdür­müştür. Mesela 18.
y.y. duyumculan da no-minalisttir. Bunlardan CondiIIac “Külliler isimden
başka bir şey olsalardı, tümel ol­mazlardı” derken, amprist ve militarist
(faydacı) J.S. Mili de “düşüncenin konusu asla at, üçgen değil, fakat bu
at, bu üçgen­dir” demekle, kavramların gerçekliğini ferdî alana
indirgemektedir. Rönesanstan sonra çeşitli isimler allında ortaya çıkan no­minalist
karakterli görüşler ya materya-lizm’e, ya utilitarizm’e, ya septisizm’e yahut
da ateizm’e dönüşebilecek karakterler gös­termişlerdir. Onun esas eğilimi ise
bilimsel doğrular alanında septisizme; ahlak alanın­da da egoizme ve
pragmatizme kaymak­tır.

Küllî kavramların
gerçekliğini yok saya­rak onların birer addan, sesten ibaret oldu­ğunu idda
eden; tek gerçekliğin ferdî olan Şey olduğunu ileri süren nominalizm, kili­seyi
büyük ölçüde sarsmış, din ile dünya iş­lerinin ayrılmasına yol açmıştır. Bu
ayrılık ise dinlerin toplum üzerindeki otoritesini büyük ölçüde sarsmıştır.
Aynı nominalizm hürriyet, adalet, fazilet vb. gibi küilî fikirle­ri zihinde bir
takım isimlerden ibaret say­makla, cins, tür gibi küllî fikirlerin gerçekli­ğini
fertlere izafe etmekle, matematik, me­tafizik hakikatlerden ve bilimin ortaya
koy­muş olduğu küllî prensiplerden söz etme imkanını ortadan kaldırmıştır. Yine
nomi­nalizmin nesnelere, fikirlerden önce varlık tanıması nesneleri aslî,
fikirleri de talî ola­rak kabul etmesi anlamına gelmektedir. Nominalizmin bu
tavn ve yaklaşımı mad­deyi ilk plana çıkartmış ve Ortaçağda mad­deciliğin
yeniden gün ışığına çıkmasına se­bep olmuştur.

Nominalizm Ortaçağa
damgasını vur­muş ve bu yüzden bütün Ortaçağ, küllî kav­ramların aynca bir
gerçekliği yoktur diyen Adcılar ile, küllî kavramların ayrıca bir de gerçekliği
vardır diyen Realistlerin kavga­larıyla dolup taşmıştır. Bu iki aşın görüşün
bir uzlaştırılması olan ve: “Küllî kavramla­rın bir realitesi vardır,
ancak bu realite fert­lerin kendisinde bulunur, fertlerin dışında kavramlar
aynca mevcud değildir” diyen Kavramalar (Conseptualistler) ise, daha çok
Nominalistlere yaklaşmışlardır. Bu an­layış Realizm ile Nominalizm arasındaki
amansız savaşı büyük ölçüde azaltmıştır.

Hüsamettin ERDEM Bk.
Gerçekçili, Kavramcılık