Ana Sayfa Felsefe Yazıları Felsefe Akımları Nominalizm Nedir? Tanımı (Felsefe Akımları)

Nominalizm Nedir? Tanımı (Felsefe Akımları)

0

Çok genel olarak bütün varlıkları birer isim ve sese indirgeyen görüşlerin genel adıdır. Daha açık bir ifadeyle, cins ve türlerin (tümellerin), genel kavramların ne aslında ve ne de zihinde hiçbir varlığının olmadığını ve bunların birer addan ibaret olduğunu savunan görüşlere bu ad verilir. Bu görüşe göre genel fikirler yoktur; ancak bir takım işaretler, adlar vardır; bu sebeple de kavramların hiçbir gerçekliği yoktur. Bu anlayışla nominalizm, kavramların temsil ettikleri şeylerden ayrı olarak birer gerçekliğe sahip olduğunu savunan realizme karşı ve zıd bir görüştür.

antisthenes.jpg 14 156″ align=”left” />Düşünce tarihinde ilk Nominal isimler sofistlerdir, ilkçağın ünlü sofistlerinden Antisthenes şöyle diyordu: “Bir at görüyorum, açık değil.” Stoacılar da aynı görüşe katılarak, sadece ferdin gerçekliğinin olduğunu ileri sürmüşlerdir. Epikuroscular daha da ileri giderek kavramların yalnız sesten ibaret olduğunu iddia etmişlerdir. Nominalizm, esas Ortaçağda Realizm´e (şimdiki manada İdealizm) karşı bir tepki olarak çıkmıştır. Onbirinci yüzyılın sonlarına doğru Compregne papazı Roscelinus adcılığı sistemteştirmiş ve onu daha sonra Guillaume Durand, Ockhamlı William, Buridan, D´Ailly gibi düşünürler geliştirmişlerdir. Bu metafizik ve klasik nominalizm Yeniçağ´da şekil değiştirerek Ampirizm, Fenomenizm, Pozitivizm, Pragmatizm, Evolusyonizm ve Çağrışımcılık adı altında devam etmiştir.

Esas Nominalizmin serpilip geliştiği Ortaçağ, Antikçağın da en önemli sorunu olan “Külliler Sorunu”nu tevarüs etmiş, bu çağı küllî kavramların realitesinin olup olmadığı tartışması doldurmuştur. Ortaçağ denince akla gelen ilk sorun “Külliler Sorunu” ve dolayısıyla Skolastik anlayışın bir anlamda mahiyet ve niteliğini belirleyen Realizm ve Nominalizm mücadelesidir. Realistler Platon´un temellendirdiği küllî kavramları gerçek birer varlık kabul etmişlerdir. îşte bu düşüncenin tam karşısında olan Nominalistlere göre ise, Platon´un kendilerine bir gerçeklik yüklediği küllî kavramlar, sadece birbirine benzeyen varlıklara bizim tarafımızdan takılmış olan isimlerden ibarettir. Binaenaleyh küllî kavramlar insanın zihninde oluşurlar ve dışarıda ayrıca bir varlığa sahip değildirler. Roscelinus´un ifadesiyle: Külliler (tümeller) sadece bir takım isimlerden, seslerden başka birşey değildirler, sadece birer boş isimdirler ve hiçbir gerçeklikleri de yoktur. Nominalistlerin ve Roscelinus´un bu iddiası görünüşte pek zararsızmış gibi olsa da aslında Katolik kilisesinin de evrensel gerçekler ve kesin doğrular olarak kabul ettiği ilkeleri temelden yı­kıcı bir düşünceyi içinde taşımaktadır, do­layısıyla birçok rafı/.iliklerle doludur. Nitekim bu iddia din kurumunu (Hıristiyanlığı) ve kiliseyi temelden sarsmıştır. Zira din kurumu ve doğal olarak başta Tanrı kavramı, tamamıyla küllî kavramlardır. Eğer küllî kavramlar gerçek sayılmazlarsa Tanrı, din ve kilise de gerçek sayılmaz. Sadece ferdî olanın gerçek sayılması Katolikliği ferdî kanaatlar içine sıkıştırır ve şahsî imanı ger­çek, sağlam, müsbet kabul eder. Bu sebeple ilk günah (Le peehe original) sadece bir kelimeden ibarettir ve gerçek olan da sadece ferdî günahtır. Roscelinus´un Nominalizmi teslis konusunda ve dogmalarda bir takım güçlükler çıkarmış, bu nedenle kilisece mahkum edilip lanetlenmiştir. Neticede, Nominalizm iki yüzyılı aşkın bir süre içinde susmuş ve ancak 1320´ye doğru Ockhamlı William´ın felsefesinde yeniden kendisini göstermiştir.

ockham.jpg 18 142″ align=”left” />Ockham´dan önce Durand: “Var olmak, fert olarak var olmaktır” teziyle nominalizme oldukça yaklaşmış Ockhamlı William ise realistlere savaş açarak nominalizmi hem kökleştirmiş, hem de netleştirmiştir. Ona göre “küllî bir şey” bir realite değil, fakat birbirine benzeyen birçok şeyleri göstermeye yarayan sadece bir işaret, bir sembol, bir kelimedir ve gerçek olan ancak ferttir. Bu anlayışın tabii neticesi olarak nominalizm bilimi konu edinmiş ve bilimsel nominalizm dediğimiz şekle dönüşmüştür. Bu nominalizm, küllî ve zaruriyi konu edinen bilim hakkında şüphecidir. Tabii olarak insan için görülebilen ve bilinebilen realite ancak ferdî ve mümkün olandır. William metafizik iddiaları olan her bilim karşısına, Protogoras şüpheciliğini siper alarak çıkmış ve böylece en yüksek bilim, teoloji onun şüpheci eleştirisinden asla kurtulamamıştır. Aklî ve bilimsel teolojinin imkansızlığını savunan William ontolojik ve kozmolojik delili bu sebeple zayıf bulmaktadır.

Onun bu tavrı ve anlayışı, bilim ile iman arasındaki birliği tehlikeye sokmuş ve kiliseyi dünyaya bağlayan on asırlık bağı koparmıştır ki, düşünce tarihine “Ockhamlı Williamım usturası” şeklinde bir nitelemeyle geçmiştir. Nominalizm eski dinî, siyasî ve edebî geleneğe zıd olan milli hayatı ve yeni çağ dilini filizlendirmiş, Rönesans ve Reformla kiliseye karşı gerçek bir savaşı başlatmıştır.

William´dan sonra, özellikle Rönesansı takip eden yıllarda, bilim adamlarının geliştirip temsil ettiği “bilimsel nominalizm” düşünce dünyasında boy göstermeye başlamıştır. Bunlar arasında fizikçi ve bilim tarihçisi P. Duhem´i, matematikçi H. Poincare´yi, E. le Roy vb.´ni sayabiliriz. Bunların temel görüşleri şudur: Bilimsel olaylar, kanunlar ve teoriler, eşyanın bir tasavvuru değil, zihnin inşalarıdır. Zihnin bu inşaları hakiki bir gerçekliğe tekabül etmeyip tamamen sun´i ve semboliktir. Büyük matematikçi H. Poincare bu hususu şöyle dile getir­mektedir: “…bilimin ulaşabildiği şeyler, birtakım saf ruhlu dogmacıların sandıkları gibi, bizzat eşyanın kendisi, özü değil, sadece bu eşya arasındaki bağlantılardır; bu bağlantılar dışında bilinecek, öğrenilecek bir gerçek yoktur.” Bu anlayış, bilimin ortaya koyduğu hakikat yerine, bilimde çeşitli, basit münasebetleri ve bilgisiz tecrübeye dayanan basanları hakikat olarak kabul etmektedir. Görüldüğü gibi bilimsel nominalizm bilimin objektif kıymetini inkar etmekte ve bilim adına sadece olayları kay­detmeyi yeterli bulmaktadır. Bunun içindir ki, bilimsel nominalizm hareketi, “Hakikat”! bilmek için müsbet ilimleri tek gerçek vasıta kabul edenlere karşı bir tepki olarak doğmuştur.

Nominalist anlayış Yeniçağdan sonra değişik görüşler halinde varlığını sürdürmüştür. Mesela 18. y.y. duyumculan da nominalisttir. Bunlardan Condillac “Külliler isimden başka bir şey olsalardı, tümel olmazlardı” derken, amprist ve militarist (faydacı) J.S. Mili de “düşüncenin konusu asla at, üçgen değil, fakat bu at, bu üçgendir” demekle, kavramların gerçekliğini ferdî alana indirgemektedir. Rönesanstan sonra çeşitli isimler allında ortaya çıkan nominalist karakterli görüşler ya materyalizm´e, ya utilitarizm´e, ya septisizm´e yahut da ateizm´e dönüşebilecek karakterler göstermişlerdir. Onun esas eğilimi ise bilimsel doğrular alanında septisizme; ahlak alanında da egoizme ve pragmatizme kaymaktır.

Küllî kavramların gerçekliğini yok sayarak onların birer addan, sesten ibaret olduğunu idda eden; tek gerçekliğin ferdî olan Şey olduğunu ileri süren nominalizm, kiliseyi büyük ölçüde sarsmış, din ile dünya işlerinin ayrılmasına yol açmıştır. Bu ayrılık ise dinlerin toplum üzerindeki otoritesini büyük ölçüde sarsmıştır. Aynı nominalizm hürriyet, adalet, fazilet vb. gibi küilî fikirleri zihinde bir takım isimlerden ibaret saymakla, cins, tür gibi küllî fikirlerin gerçekliğini fertlere izafe etmekle, matematik, metafizik hakikatlerden ve bilimin ortaya koymuş olduğu küllî prensiplerden söz etme imkanını ortadan kaldırmıştır. Yine nominalizmin nesnelere, fikirlerden önce varlık tanıması nesneleri aslî, fikirleri de talî olarak kabul etmesi anlamına gelmektedir. Nominalizmin bu tavrı ve yaklaşımı maddeyi ilk plana çıkartmış ve Ortaçağda maddeciliğin yeniden gün ışığına çıkmasına sebep olmuştur.

Nominalizm Ortaçağa damgasını vurmuş ve bu yüzden bütün Ortaçağ, küllî kavramların aynca bir gerçekliği yoktur diyen Adcılar ile, küllî kavramların ayrıca bir de gerçekliği vardır diyen Realistlerin kavgalarıyla dolup taşmıştır. Bu iki aşın görüşün bir uzlaştırılması olan ve: “Küllî kavramların bir realitesi vardır, ancak bu realite fertlerin kendisinde bulunur, fertlerin dışında kavramlar aynca mevcud değildir” diyen Kavramalar (Conseptualistler) ise, daha çok Nominalistlere yaklaşmışlardır. Bu anlayış Realizm ile Nominalizm arasındaki amansız savaşı büyük ölçüde azaltmıştır.

Hüsamettin ERDEM – SBA