Nihat Mazlum Çetin Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

0
49

Nihad Mazlum Çetin, (1924-1991) Arap, Fars ve Türk dili ve edebiyatı âlimi.                  .

Amasya’nın Gümüşhacıköy kazasında doğdu. Annesi tarafından şair Cevheri’nin torunudur. Babası Mazlum Efendi kültürlü ve münevver bir kişiydi. İlk öğ­renimini doğduğu kasabada yaptı. Orta­okulu Niğde’de, liseyi Yozgat’ta bitirdi. Hukuk Fakültesi’nde bir yıl okuduktan sonra öğretmenlik mesleğine ilgisi dola­yısıyla Yüksek Muallim Mektebi’ne ya­zıldı ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü öğrencisi ol­du. Burada okurken aynca Fransız Filo­lojisi ile Arap-Fars Filolojisi derslerini ta­kip etti. 1948’de fakülteyi bitirince Ada­na Düziçi Köy Enstitüsü’nde, ardından Kayseri Lisesi nde Türkçe ve edebiyat öğretmenliği, daha sonra Kayseri İmam-Hatip Okulu müdürlüğü görevlerinde bu­lundu. 1953 yılında İstanbul Üniversite­si Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolo­jisi Kürsüsü’nde açılan asistanlık İmti­hanını kazanarak üniversiteye intisap etti. 1958’de “Abu Hatim as-Sicistâni ve Kitâb al-Mudakkar wa’l-Muannat’i” ad­lı teziyle doktor, 1964’te “Abû Muhammad ‘Abdullah al-Abdalakâni ve Kitâb Hamâsat az-Zurafâc min aşcâr al-Muh-datin wa’l-Qudamâ°” adlı çalışmasıyla doçent oldu. 1971’de profesörlüğe yük­seldi. 1965-1967 yılları arasında İstan­bul Yüksek İslâm Enstitüsü’nde müdür­lük yaptı. Üniversiteye intisabından 1986 yılına kadar Millî Eğitim Bakanlığı’nın çıkardığı İslâm Ansiklopedisi ‘nde tah­rir heyeti üyesi ve müellif olarak çalış­tı. 19S4’ten itibaren Milletlerarası Şark Tetkikleri Cemiyeti kurucuları arasında yer aldı. Bağdat ve Musul’a yaptığı ge­zide Arap dili ve lehçeleriyle aruza dair verdiği konferanslar üzerine Mecmaul-lugati’l-Arabiyye bi-Mevsıl’in üyesi oldu (1978). 1971 yılından sağlığının bozulması üzerine emekliye ayrıldığı 1990 yılına kadar Şarkiyat Enstitüsü’nün müdürlü­ğünü yaptı ve VII. sayısına kadar Şarki­yat Mecmuası’nı çıkardı. Türkiye Diya­net Vakfı İslâm Ansiklopedisinin ilim heyeti ve müellif kadrosunda da yer alan Nihad M. Çetin, son iki yıl içinde daha da ağırlaşan bir hastalıktan sonra 26 Haziran 1991 “de İstanbul’da vefat etti ve Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

Nihad M. Çetin dinî ve millî değerlere bağlı. İslâmî prensiplere saygılı, ahlâk ve edep timsali şahsiyetiyle kendisini tanıyan her seviyedeki insanın sevgi ve takdirini kazanmış: geniş ve çok yönlü bilgilerini öğrencilerine ve isteyen her­kese cömertçe sunan, ayrıca faziletli ya-şayışıyla örnek bir kişilik sergileyen bir eğitimci ve hoca olarak ülkenin ilim. eği­tim öğretim, yönetim vb. kadrolarına pek çok değerli eleman yetiştirmiştir.

Nihad M. Çetin’in son derece ciddi, ti­tiz, sabırlı, prensipli ve metotlu ilmî ça­lışma tarzı araştırmacılar için örnek teş­kil etmiştir. Eserlerini hazırlarken ele al­dığı konular hakkında uzun inceleme ve araştırmalardan sonra ulaştığı özlü ve orijinal hükümler onun ilmî dirayet ve kabiliyetini, çalışmalarındaki ciddiyeti ve ilme verdiği değeri gösteren delillerdir. İlmî dirayeti ve ifade disiplini dünya ilim alemince de kabul edilmiş ve takdir top­lamıştır. Bilhassa Arap ülkelerinde kla­sik Arapça yerine “lehçeler Arapçası”nın ikame edilmesi fikrini savunan akımları Arap dil, kültür ve tarih bütünlüğünü İh­lâl etmesi yanında İslâm ülkelerinin “din dili’ni de bozacak teşebbüsler olarak ni­teleyip tenkit etmesi, ayrıca Arap dili ve edebiyatı sahasındaki daha başka isabet­li görüşleri ve değerlendirmeleri Arap ilim âlemi tarafından da takdirle karşı­lanmış ve bunun bir sonucu olarak Mec-mau’l-tugati’l-Arabiyye’ye Türk üye ola­rak seçilmiştir.

Türk-İslâm kültürüne hakkıyla vâkıf olan Nihad M. Çetin, özel hayatı ve şah­siyetiyle de bu kültürün mensubu oldu­ğunu ortaya koymuş ve ondan ilham alıp eserler vermiştir. Fuzûlî’nin Leylâ vü Mecnûn’unu ve Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’m Örnek alarak aruz vezniyle yaz­dığı mesnevisinde, “Sen gelirken gidişin hüznü düşer hatırıma / Dil-i sûzân-ı fi­rakım yeniden nâra düşer” beytiyle Şeyh Galib’inkine benzer bir platonik aşkı kıv­rak ve içli bir şekilde dile getirmiş, böy­lece günümüzde de bu kültürle yoğru­lan bir kişinin istendiğinde başarılı bir sanat eseri meydana getirebileceğini is­pat etmek istemiştir. Buna rağmen ken­disi, şiir yazmaya niçin devam etmediği sorulduğunda. “Divan edebiyatında Şeyh Galibe, hece de ise Seyrânî’ye ulaşama­yacağımı anladığım İçin” diyerek edebi­yatımızın bu büyük ustalarına olan hay­ranlığını ifade etmiştir. Bu cevap biraz da onun, bazan aşırılık olarak değerlen­dirilebilecek ihtiyat ve titizliğinin bir ifa­desi sayılabilir. Daha lise yıllarında aruz-

Nihad M. Cetin’in Fuzûli’nin Leylâ vû Mecnûn, Şeyh Ga­lib’in Hüsn ü Aşk mesnevilerine nazire olarak kenöi elva-zısıyla yazdığı varım kalmış sürila şiir yazan Nihad M. Cetin’in güftesi de kendisine ait nihâvend bir beste dene­mesi vardır. Herhangi bir hocadan hüsn-i hat meşketmemişse de özel çalışmala­rıyla bu alanda da kendisini yetiştirmiş­tir. Ancak bu sahanın kendi ihtisas ala­nını daha çok ilgilendiren ilmî ve tarihî yönüyle uğraşarak orijinal sayılan çok önemli tesbit ve değerlendirmelerde bu­lunmuştur. Bütün bu çalışmalarını, has­talığının başladığı sıralarda Türkiye Di­yanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi “Arap [yazı]” maddesinde özetlemiş olup bu bilgiler söz konusu maddedeki yoğunluğu ile başka hiçbir yerde mevcut değildir. Hat konusuna hâkimiyeti, kendisinin ay­rıca dünyada yazmalar hakkında en iyi ve doğru bilgilere sahip mütehassıslardan biri olmasından ileri gelir. Nihad M. Çetin yıllarca süren çalışmaları sayesinde yaz­ma eserlerde kullanılan çeşitli rumuzların birçoğunu çözmüştür. Ayrıca İslâm Ta­rih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi1-nin çıkarmış olduğu Fennü’1-hat adlı ki­tapta yayımlanan bir makalesinde Arap yazısının teşekkülünü, Osmanlılar’a ka­dar hangi dönemlerde kimlerin elinde geliştiğini ilmî bir şekilde ortaya koy­muştur. Bu kitabın Arapça baskısının bir nüshası, İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi’nin 10. yılı münase­betiyle düzenlenen törende kendisine takdim edildiğinde, rahatsızlığından ötü­rü bir öğrencisine yazdırıp okuttuğu kı­sa teşekkür konuşmasında yer alan ken­di ifadesine göre “hayatı boyunca İslâm kültür ve sanatlarıyla meşgul olmuştur”. Ayrıca Arap, Fars ve Türk kültürlerinin bir mecmuu olarak kabul ettiği İslâm kültürünü en iyi ve en doğru şekilde an­layıp onunla içli dışlı olmanın hazzını tat­maya ve tattırmaya çalışmıştır.

Eserleri

1- Tercümeleriyle Namaz Sû­releri ve Duaları.

2- Arap­ça Dilbilgisi.

3- Farsça Man­zum Yazmalar Katalogu Ahmet Ateş’in vefatı üzerine yarım ka­lan notlarının tamamlanması suretiyle hazırlanmıştır.

4- Eski Arap Şiiri.

5- Arapça Metinler.

6- Fennü’l-hat. İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araş­tırma Merkezi yayınlarından olan bu eserin mukaddimesinin ilk kısmı kendisine ait olup hat sanatının doğuşundan Os­manlı mektebine kadarki dönemi ihtiva etmektedir. Osmanlı dönemi Uğur Der­man tarafından yazılan bu Arapça eserin Türkçesi daha sonra Hat Sanatı adıyla yayımlanmıştır.

Nihad M. Cetin’in, Millî Eğitim Bakanlığı’nın çıkardığı İslâm Ansiklopedisi’nöe on dördü ikmal veya tâdil suretiyle ol­mak üzere elti üç maddesi neşredilmiş olup bunlardan “Müberred”. “Sîbeveyhi”, “Şiir”, “Tarafa b. al-‘Abîd”, Tercî1″ ve “Zü-heyr b. Abî Sülmâ” zikredilmesi gereken orijinal çalışmalardır. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nöe de en Önemlileri “Ahbâr”, “Aklâm-ı Sitte”, “Arap (Arap yazısı, dili ve edebiyatı)” ve “Aruz” olan on bir maddesi yayımlanmıştır. Aynca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakülte­si Tarih Dergisi |3-4, 1952], s. 103-108), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakülte­si Türkiyat Mecmuası (XIV (1965), s. 217-230), Oriens (XX1-XXI1, s. 14-15), Şarkiyat Mecmuası (Vll, s. 1-24) ve el-Câmica adlı der­gilerle Tarih Boyunca Paleografya ve Diplomatik Semineri, Dirâsât fi’1-edeb ve’t-târîhi’t-Türkî ve’î-Mışrî ve Prof. Dr. Bekir Kütükoğlu’na Armağan adlı eser­lerde makaleleri neşredilmiştir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi