Nicholas Timasheff

PAYLAŞ

Nicholas Timasheff

Nicholas Sergeyevitch Timasheff (1886-1970)

Timasheff, Rus soylu sınıfına mensup, köklü bir aileden gelmektedir. St. Petersburg’da doğmuş; yüksek öğrenimini Strazburg ve St. Petersburg Üni-versitesinde tamamlamıştır. St. Petersburg Ünive- ristesi’nde Leon Petrazycki ile tanışması, kariyeri açısından dönüm noktasını oluşturur. Hocası Pet- razycki gibi, üniversitede hukuk sosyolojisi üzeri¬ne dersler vermiş, 1920 yılında ABD’ye göç ede¬rek çalışmalarını Harvard Üniversitesi’nde sürdür¬müştür. Timasheff, hukuk sosyolojisi disiplinin ku¬rucularından biri olarak tanınmaktadır.
Farklı dillerde ve çok sayıda eser veren (yüzlerce gazete köşe yazısı, üç yüz ci-varında kitap değerlendirme yazısı, yaklaşık iki yüz bilimsel makale ve on sekiz ki-tap) Timasheff’in hukuk sosyolojisi üzerine sistematik nitelikte tek bir kitabı bulun¬maktadır. Hukuk Sosyolojisine Giriş [An Introduction to the Socilogy of Law] adlı bu kitabın ismi yanıltıcıdır. Zira bir ders kitabı izlenimi bırakan bu adlandırma, kita¬bın, hukuk hakkında daha derin ve metodolojik bir araştırma önerisi getiren içeri¬ği ile tam olarak uyuşmaz.
Kitabın yaklaşımı iki noktadan hareket eder: Birincisi hukuk sosyolojik olarak ele alınmalıdır ve ikincisi hukuk, davranışa ilişkin sosyo-etik eşgüdüm ile empera- tif eşgüdümün birleşimidir; yani hukuk, beşeri davranışa ilişkin bir yandan ahlaki bir yandan da emperatif (zorlayıcı, emredici) unsurlar içerir. Bu hukukun “etiko- emperatif eşgüdümlü” olma niteliğinin gereğidir. Bu yaklaşıma göre bir hukuk araştırması, ahlak ile güç (ya da iktidar) alanlarını birlikte ele almayı gerektirir. Böylece Timasheff’in temel ilgi alanını esasen pozitif, hukuk ile yaşayan hukuk arasındaki karşılıklı ilişki oluşturur.
Güç (iktidar) ya da otorite, davranışa ilişkin emredici unsuru oluşturur; yani belli bir davranışın sözler, işaretler ya da fiziksel zorlama ile dışsal olarak hareke¬te geçirilmesini sağlar. Buradaki otorite, yalnızca siyasal iktidar anlamında kullanıl-maz, toplumsal iktidar odaklarına da atıf yapılarak anlam kazanır. Öte yandan hu¬kukun bir de etiko-normatif boyutu, yani ahlaken nasıl davranılması gerektiğini belirten boyutu söz konusudur. Her etik sistem gibi içerisinde örf-âdet kuralları ile ahlak kurallarını taşır. Ancak Timasheff etik’i doğrudan tanımlamamış, bunun ye-rine onu unsurları aracılığıyla tarif etmeye çalışmıştır. Böylece kuralların içeriği, toplumsal işlevleri, psikolojik etkileri, kaynakları ve yaptırımlarını esas alarak, top¬lumsal baskı ve denge düzeylerini de gözetmek suretiyle etik’i üç başlık altında ele alır. Bunlar da hukuk, ahlak ve gelenektir.
İdeal bir düzende otoritenin desteklediği emredici kurallar ile “ortak iyi” kavra¬mı anlamındaki ahlaki unsur bir arada bulunmak durumundadır. Hukuk, hem em¬redici düzenlemenin hem de ahlaki unsurun bir arada bulunduğu durumlarda or¬taya çıkmaktadır. Aksine etik normlar, herhangi emredici bir otoriteye dayanılmak- sızın tümüyle inanışa bağlı olarak etkinlik kazanıyorsa yalnızca ahlaktan söz edil¬mekte, herhangi bir ahlaki meşrulaştırma ya da otorite olmaksızın doğrudan top¬lumsal baskının olduğu düzenleme biçimi ise geleneğe yol açmaktadır.
Hukuka neden uyuyorsunuz? Yaptırım korkusuyla mı, hukuksal normların “haklı” olduğu¬na inandığınız için mi?
Bundan yola çıkılarak aslında dört tür toplumsal yapıdan sözetmek mümkün¬dür: 1) Ne etik ne emperatif 2) Etik ama emperatif değil 3) Emperatif ama etik de¬ğil 4) Hem etik hem emperatif.
Etiko-emperatif: Hem ahlaki hem de emredici unsurlar taşıyan anlamında kullanılan birleşik bir kavramdır.

Timasheff e göre ahlaki de olmayan buyurucu da olmayan bir toplumsal yapı, yalnızca varsayımsaldır ve aslında gerçekliğe ulaşması mümkün değildir. Etiğin et¬kin olup emperatifin bulunmadığı toplum, grup değerlerinin üst düzeyde etkin ol¬duğu ve bu yüzden toplumsal davranışın denetimi için dışsal bir emperatife ihtiyaç duyulmadığı toplumdur. Üçüncü sıradaki, yalnızca emperatifin bulunduğu, etik boyutun söz konusu olmadığı toplumsal yapı ise despotik güç odaklarının bulun¬duğu toplumlar olarak karşımıza çıkar. Nihayet son sıradaki hem etik hem de em¬peratifin bir arada bulunduğu toplumsal yapı, hukuk tarafından yaratılan düzendir.
Dikkat edilmelidir ki, ahlaki olsa da olmasa da her düzenleme türü için bir norm ya da kuraldan söz edilmektedir. Öyleyse teknik anlamda kural ile etik ku¬ralı da birbirinden ayırmak gerekir. Timasheff teknik kural ile etik kuralı öncelikle “değer” açısından birbirinden ayırır. Buna göre teknik kurallar daha göreli değer¬lere ilişkindiler. Normlar için söz konusu ettiğimiz “olması gereken” ilkesi teknik kurallarda geçerli değildir. Bunlar daha ziyade “belli bir amacın gerçekleştirilebil-mesi için uyulması zorunlu” kurallardır. Söz gelimi mühendisliği düşünelim. Mü-hendisin işini yaparken uyduğu teknik kurallar bulunmaktadır. Ancak bu kurallar, etik bir içerik, bir “olması gereken”, bir “ortak iyi” değeri taşımazlar. Bu kurallar doğa yasalarından çıkartılmış ve bir binanın inşa edilebilmesi için kendilerine uyu¬lan kurallardır. İkinci ayrım, insan iradesine bağımlılığa ilişkindir. Doğa yasaların¬dan çıkarıldığını gördüğümüz teknik kurallar, insan iradesinden bağımsız bir şekil¬de varlık kazanmışlardır. Oysa etik kurallar, insan iradesinin sonucudurlar. Teknik kural ile etik kural arasındaki üçüncü ayrım, zorunluluğa ilişkindir. Teknik kural¬lar bir işin nasıl yapılacağını gösterdikleri halde, o işin yapılıp yapılmaması gerek¬tiği hakkında bir değer içermezler. Mühendis, teknik kurallara uyarak bir binayı nasıl inşa edeceğini bilebilir. Ancak o binanın inşa edilmesinin gerekip gerekme¬diği teknik kurallardan çıkartılamaz. Oysa etik kurallar bize yalnızca hangi davra¬nışta nasıl bulunulacağını bildirmezler; aynı zamanda bu davranışlarda bulunulma¬sı gerektiğini de bildirirler. (Can, 2002: 142-143).