Nazım Kurşunlu Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

156

Nâzım KURŞUNLU Oyun yazan (İstanbul 1911 – 8 Ekim 1980).

Birinci Dünya Savaşı’nda Erzurum – Köprüköy Cephesi’nde şehit düşen bir subayın oğludur. İlk ve t . taöğrenimini İstanbul’da yaptı. Erzurum Lisesi’ni dışarıdan sınavlara girerek bitirdi. Daha sonra İstanbul Yıldız Yüksek Teknik Okulu’nun İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun oldu. Bayındırlık Bakanlığı teşkilâtında çalıştı. Beş yıl kadar serbest çalıştıktan sonra 1947’de memuriyete döndü. Ankara İmar Müdürlüğü’nde ve Belediye Fen İs-leri’nde görev aldı. 1958’de Devlet Tiyatrosu’nda dekoratör – mühendis olarak çalışmağa başladı, 1971’de emekli oluncaya kadar bu kuruluşta kaldı.

Başlangıçta küçük hikâyeler yazan Nâzım Kurşunlu, bunların bir kısmını Bir haylazın hikâyeleri adlı kitabında topladı. Daha sonra, radyofonik piyes denemeleri yaptı. Sayısı yirmiyi bulan bu oyunlar, Ankara ve İstanbul radyolarında yayımlandı. İlk sahnelenen piyesi Melekler ve şeytanlar’dır (1950). Burada ayrı iki dünyanın insanlarını karşılaştırarak günden güne yoğunlaştığını gördüğü manevi değerler buhranına işaret etmek ister. Bir yanda amca, komşu diye adlandırdığı insanlar göçüp gitmekte olan bir evrenden seslenir gibidirler. Bu tanıdık seslere karşılık Sermet, Semra ve Mail, büyük bir kasırganın, savaş sonrasının yere attığı insanlardır. Küçük Tiyatro’da başarı kazanan bu oyunu Branda bezi (1952)  izledi. Yazar bu piyesinde büyük kentlerde, özellikle dar gelirli insanlar arasında önemli bir duruma geçen konut sorununu ele alıyordu. 1953 yılında Devlet Tiyatrosu’nda iki oyunu sahnelendi: Çığ ve Fatih. Bu dört oyundan sonra a-raya on yıl kadar bir zaman girer. Yazarın Çivi çiviyi söker ve İpler elimizde değil adlı birer perdelik iki oyunu İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda oynandı (1962). Çivi çiviyi sökerde bir didişme, iş hayatında aceleci karıncalar gibi kaynaşan, gözleri para kazanmaktan başka bir şey görmeyen, bütün ilişkileri kendi özel çıkarlarıyle denk düşen insanlar anlatılır. İpler elimizde değil, üç kişi arasında insanoğlunun kendi kaderiyle savaşını ele alır. Zaten hatalı ve eksik hesaba dayanan davranışların suçunu kendine değil, hep kadere yüklemek bir gelenek gibi sürüp gitmektedir. 1963’te sahnelenen Dumanlıda telâki var, insansız kırların ortasında kaybolmuş bir tren istasyonunda yalnızlığın ve kendi içine kapanışın dramını işler, Merdiven’de, tıpkı Branda bezi gibi kentlerde oturan insanların konut sorununa bir başka açıdan elatar. Otuz yıllık bir çabalamadan sonra emekli olan Hamdi Bey, kendine bir kır evi yapıp sakin bir ömür geçirmek ister. Ama etrafında dönen dolaplar onun bu isteğini gerçekleştirmeğe engeldir. Zaten hayat bir merdivendir, kimi iner, kimi çıkar. Yatık Emine, Refik Halit Karay’ın bir hikâyesinden esinlenilerek yazılmış bir oyundur. diğer bazı oyunlar şunlardır: Analar-babalar okulu (1967), Gecikenler (1968), Körkadı (1970).