Nasreddin Hoca (Filozof Biyografileri)

26

Nasreddin Hoca hakkında ilk ciddi bilgilere ulaşan ve bunları 1918’de Nasreddin Hoca isimli eserinin başlangıç kısmında yayınlayan araştırmacı Köprülüzade Mehmed Fuad’dır. Bu çalışmasının giriş kısmında verdiği bilgilerde görevi başında vefat eden Sivrihisar müftüsü Hasan efendinin, sicilattan (resmi belgelerin kaydedildiği büyük defter) iktibasla yazdığı Mecmua-i Maarif  adlı yarım eserde Nasreddin Hoca ile ilgili verdiği bilgilerin, bilinen şeylerin dışında olmadığını ve önceden gelen bilgilere mutabık bulunduğunu  söyledikten sonra  aynı eserdeki detaylarda Nasreddin Hoca’nın Sivrihisar’a bağlı köylerden Hortu köyünde H.605’te (M.1208) doğduğunu kaydeder. Köprülüzade, Hocaya babasından kalan köy imamlığını Mehmed isimli birine bırakarak bölgede büyük şöhret kazanan Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim Sultan’a intisab etmek amacıyla H.635’te (M.1237-38) köyünün bağlı olduğu Sivrihisar’dan Akşehir’e göçmüştür.
Nasreddin Hoca’nın, ölüm tarihi kaynaklarda H. 683 (M.1284-85) Akşehir olarak geçmektedir. Köy imamı olan babasından ilk eğitimini almış mükemmel denilemese de iyi bir eğitim aldığı Nasreddin Hoca’nın Pir Ebi ve Hocai Cihan ile çağdaştır ve onlarla birlikte Hoca Fakih’ten ders okumuşlardır. Ailesi ile ilgili babasının imam olduğu kayıtlarda  geçerken annesi  ve  hanımının adları hakkında net bilgi yoktur, aynı durum çocukları içinde geçerlidir. Günümüzde Hoca’nın kızlarından Fatıma Hatun’un Sivrihisar’da bir mezarlıkta bulunan mezartaşıyla diğer kızı Melek Hatun’un mezartaşı da  Akşehir’de  koruma altındadır. Hoca’nın  bazı fıkralarında yer alan oğlu ile ilgili herhangi bilgiye ulaşılabilinmiş değildir.

Bazı tarih araştırmacıları  Nasreddin Hoca konusun da farklı kişilerin gerçek Nasreddin Hoca olabileceğini ileri sürmüşlerdir buna göre:
Nasırüddin Mahmud b. Yavlak Arslan için Konya Selçuklularının uç beylerinden Çoban’ın torunu olduğu kaynaklardan geçer.
Ahi Evren Şeyh Nasırüddin Mahmud: Prof.Dr Mikail Bayram’a göre, aslında Nasreddin Hoca Ahilikin kurucusu Ahi Evran’dır.
Müstevfi (maliye görevlisi) Nasırüddin Mehmed.
Kastamonulu zengin Nusratüddin Çelebi.
Nasırüddin Tusi:Azerbaycanlı bazı araştırmacılar astronomi, matematik, tıp  alimi Tusi’nin Nasreddin Hoca olabileceği konusunda çeşitli deliller öne sürerler

Kaynak:
Nasreddin Hoca Fıkralarından Seçmeler- Prof.Dr. Saim Sakaoğlu 

nasreddin.png” border=”0 Nasreddin Hoca

Nasreddin Hoca 13. yüzyıl Anadolusu’nda yaşadığına inanılan bir halk bilgesinin adı olup, Türk folklorunun en önemli fıkra kahramanıdır.

Yazıya geçirilmiş ilk Nasrettin Hoca hikâyesi 1480 tarihli Sarı Saltuk’un hayatını anlatan Ebu’l Hayr Rumi’nin Saltuknamesi’de bulunmaktadır. Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan’ın şehzadeliği esnasında verdiği talimat üzerine Ebül hayr Rumi tarafından Saltukname yedi senelik bir çalışma sonucunda Türk sözlü geleneğinden toplanarak 1480 yılında tamamlanmış ve kitaplaştırılmıştır. Abdullah Efendi´de başlamış ve tahsilinin sonunda babasının yerine köyünde imamlık yılında vefat ettiği şeklindeki rivayet göz önüne alınırsa, onun, Selçuklular devrinde yaşadığını ve Timur Han ile görüşmediğini dikkate almak gerekir.

Nasreddin Hoca, insanlara doğru yolu gösteren, iyilikleri bildiren, doğruya sevk eden ve kötülüklerden sakındıran bir veli idi. Bu işi yaparken tabiatı icabı kendisine has bir yol tutmuştur. Böylece hakkın anlatılması ve cemiyetteki bozuk yönlerin düzeltilmesi için, meseleyi halkın anlayacağı bir dil ve üslub ile, gayet manidar latifeler halinde kısa ve öz olarak dile getirmiştir. Özhan Öztürk Nasreddin Hoca’nın Moğol işgali altında kıvranan Anadolu halkının çaresiz yazgısının sembolü olduğunu, yazılı basının olmadığı bir dönemde yöneticiler ve kamu düzeninin eleştirisi Hoca’nın ağzından dile getirildiğine,

Bu latifelerin toplandığı eserlerden biri, Londra´da British Museum´da. Haza Terceme-i Nasreddin Efendi Rahme başlıklı yazma eserdir. Ancak bu eserdeki latifelerin bir kısmı, onun üslubuna ve nükte tekniğine uymamaktadır. Nitekim eserin sonunda bu durum: “İşte Nasreddin Efendinin kibar-ı evliyadan (Evliyanın Büyüklerinden) olduğuna şek ve şüphe yoktur. Merhumun bu kıssalardan haberi var, yok böyle yazmışlar. Her kim okuyup tamamında bu merhumun ruhu için bir Fatiha bağışlarsa, Hak sübhane ve teala ol kimsenin ahir ve akıbetini hayr eyleye” şeklinde belirtilmiştir. Ayrıca, Nasreddin Hoca adlı eserde başka nüktelerine yer verilmiştir.

Nasreddin Hoca, fert ve toplumu her yönüyle çok iyi tanımış, insanların aile, komşuluk, dostluk, ticari münasebetlerine ait cemiyette gördüğü aksaklıkları düzeltmek ve onlara nasihat etmek maksadıyla nüktelerle dile getirmiş, onları düşünmeye ve doğruya sevk etmiştir. Sosyologlar ve psikologlar, insanı ve cemiyeti tanıyıp, onların çeşitli yönlerini incelemek için onun latifelerinden çok istifade etmişlerdir. dönemin ünlü kadılarının bile Nasrettin Hocadan yardım ve öğüt aldığı söylenir. Nasreddin Hoca fıkraları, batı dillerine de çevrilmiş ve bu dillerde Hoca hakkında mühim neşriyat yapılmıştır. Bunlar arasında Pierre Mille´in Nasreddin et son epouse adlı kitabı, Edmonde Savussey´in La Litterature Populaire Turque adlı eserindeki Nasreddin Hoca bölümü, Jean Paul Carnier´in Nasreddin Hoca et ses Histoires Turques adlı eserleri zikretmek yerinde olur.

Vikipedi

nasreddinhoca1.png” border=”0″ align=”left” />NASREDDÎN HOCA

Anadolu’da yetişen, nükteleriyle meşhûr velî. Hayâtı hakkındaki rivâyetlere göre, 1208 senesinde Eskişehir’in Sivrihisar ilçesine bağlı Hortu köyünde doğmuş, 1284 yılında Akşehir’de vefât etmiştir. Türbesi, Akşehir’dedir.

Küçük yaşta ilim öğrenmeye başlayan Nasreddîn Hoca, ilk öğrenimine doğduğu köyde imâm olan babası Abdullah Efendide başladı. Tahsilinin sonunda babasının yerine köyünde imâmlık yaptı. Ayrıca kâdı yardımcılığı ve medrese hocalığı da yapan Nasreddîn Hoca, Muhammed Hayrânî’den tasavvuf ilmini tahsil etti. Celâleddîn-i Rûmî’nin babası Bahaeddîn Veled’in talebelerinden olan Ahmed Fakih adlı bir âlimden ders aldığı da rivâyet edilmektedir. 1284 yılında vefât ettiği göz önüne alınınca, onun, Selçuklular devrinde yaşadığını ve Tîmûr Han ile görüşmediğini dikkate almak gerekir.

Nasreddîn Hoca, ömrünü insanlara doğru yolu göstermeye hasreden, iyilikleri bildiren, doğruya sevkeden ve kötülüklerden sakındıran bir velî idi. Bu işi yaparken tabîatı îcâbı kendisine has bir yol tutmuştur. Böylece hakkın anlatılması ve cemiyetteki bozuk yönlerin düzeltilmesi için, meseleyi halkın anlayacağı bir dil ve üslûpla, gâyet mânidâr latîfeler hâlinde kısa ve öz olarak nükteli bir şekilde dile getirmiştir. Latîfeleri hikmet ve ibret dolu birer darbımesel, atalar sözü gibidir. Bu bakımdan adına uydurulan edep dışı ve nükteden uzak bir takım fıkraların onunla ilgisi yoktur. Mânidâr latîfeleri, önce yakın çevresinde şifâhî olarak dilden dile dolaşmış, sonraları git-gide yayılmış ve zamanla bir takım değişikliğe uğramıştır. Bu sebeple onun olmayan bir takım bayağı fıkralar da bu büyük velîye mâl edilerek anlatılmıştır.

Yapılan ilmî çalışmalar; onun ilim ve edep sâhibi bir velî olduğunu, söz konusu sıradan basit fıkraları söylemediğini açıkça göstermektedir. Ayrıca, Nasreddîn Hoca’nın efsânevî bir kişi değil, 13. asırda Anadolu Selçukluları zamânında yaşamış sâlih bir Müslüman olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çünkü onun nükteleri, bir insanın başından geçen gülünç hâdiselerin ifâdesi değil, görünüşte güldürücü aslında ince hikmetleri dile getiren düşündürücü latîfelerdir. Ayrıca Türk milletinin zekâ inceliğini, nükte gücünü en iyi şekilde yansıtan bu nüktelerin belirli vasfı; Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bir latîfe üslûbu ile bildirmesidir.

Bu latîfelerin toplandığı eserlerden biri, Londra’da Britisch Museum’da; Hâzâ Terceme-i Nasreddîn Efendi Aleyhir-Rahme başlıklı yazma eserdir. Ancak bu eserdeki latîfelerin bir kısmı, onun üslûbuna ve nükte tekniğine uymamaktadır. Nitekim eserin sonunda bu durum; “İşte Nasreddîn Efendinin kibâr-ı evliyâdan (evliyânın büyüklerinden) olduğuna şek ve şüphe yoktur. Merhûmun bu kıssalardan haberi var yok böyle yazmışlar. Her kim okuyup tamâmında bu merhûmun rûhu için bir Fâtiha bağışlarsa, Hak sübhâne ve teâlâ ol kimsenin âhir ve âkîbetini hayreyleye.” şeklinde belirtilmiştir. Ayrıca, Letâif-i Nasreddîn Hoca adlı eserde başka nüktelerine yer verilmiştir.

Nasreddîn Hoca, fert ve toplumu her yönüyle çok iyi tanımış; insanların âile, komşuluk, dostluk, ticârî münâsebetlerine âit cemiyette gördüğü aksak yönleri düzeltmek ve nasîhat etmek maksadıyla nüktelerle dile getirmiş, düşünmeye ve doğruya sevk etmiştir. Sosyologlar ve psikologlar, insanı ve cemiyeti tanıyıp, çeşitli yönlerini incelemek için onun latîfelerinden çok istifâde etmişlerdir.

Nasreddîn Hoca fıkraları, batı dillerine de çevrilmiş ve bu dillerde Hoca hakkında mühim neşriyât yapılmıştır. Bunlar arasında Pierre Mille’in Nasreddîn et Son Epouse adlı kitâbı, EdmondeSavussey’in La Litterature Populaire Turque adlı eserindeki Nasreddîn Hoca bölümü, Jean Paul Carnier’nin Nasreddîn Hoca et ses Histoires Turques adlı eserleri zikretmek yerinde olur.

Nasreddîn Hoca’ya isnâd edilen nüktelerden bâzıları şöyledir:

Nasreddîn Hoca zamânında Akşehir’de silah taşıma yasağı îlân edilmişti. Buna rağmen Hoca kılıç kuşanıp sokağa çıkmıştı. Yasağın kontrolü ile görevli memur, Hoca’yı görünce yanına yaklaşıp; “Neden böyle kılıçla dolaşıyorsun?” der. Hoca; “Bu kılıç medresede kitaplardaki yazı hatalarını düzeltmeye yarar.” cevâbını verir. Memur alaylı alaylı; “O iş küçük bir çakı ile yapılır, bu biraz büyük değil mi?” deyince, “Efendi sen ne diyorsun, bâzan öyle büyük hatâlar oluyor ki, bu bile küçük gelir.” cevâbını verir. Nasreddin Hoca bu cevâbıyla ilmin ve ilim ehlinin önemini dile getirip, eğer ilim ehli doğruyu öğrenmez ve öğretmezse cemiyetin karışacağını, hattâ bu sebeple savaş bile çıkacağını bildirmiştir.

Bir gün pazarda bir papağanın yüksek fiyatla satıldığını gören Nasreddîn Hoca, evinden bir hindi getirip, aynı fiyatı ister. Buna şaşanlara; “Az önce bunun yarısı kadar kuş, o fiyata satıldı. Niçin bu, aynı parayı etmesin?” der. “O, mârifeti olan, nâdir bir kuş. Senin-benim gibi konuşur.” denilince; “O da mârifet mi, o kuş konuşursa bu da düşünür.” cevâbını vererek, düşünmenin ve fazla konuşmamanın önemini dile getirir.

Bir kimse Nasreddîn Hoca’yı her gördüğünde iltifât gösterip, diller dökerek, evine dâvet eder. Bir gün adamın gönlünü almak için evine gidip, kapısını çalar. Adam pencereden kafasını uzatıp, baktıktan sonra, hemen geri çekilir. Biraz sonra da hizmetçisi kapıyı açıp; “Teşrîfinize çok memnûn olduk. Fakat, efendim biraz önce dışarı çıktı evde yok! Geldiğinizi duyunca, ne kadar üzülecek.” der. Adamın dâvetinde samîmi olmadığını, riyâkârlık yaptığını anlayıp, kapıya gönderdiği hizmetçisine; “Yâ öyle mi? Ne yapalım, hayırlısı olsun! Yalnız efendine selâm söyle, bir daha dışarı çıkarken, başını içerde unutmasın!” der.

Darbımesel hâlini alan sözlerinden bâzıları şunlardır:

“Damdan düşenin hâlini, damdan düşen bilir.”

“Parayı veren düdüğü çalar.”

“Dostlar alışverişte görsün.”

“Umut dağın ardında.”

“Yiğidin malı gözü önünde gerek.”

“Kör döğüşü, kuşa benzemek, ye kürküm ye” gibi deyimler de onun nükteli sözlerinden alınmıştır.

Rehber Ansiklopedisi