Nakşibendilik Tarikatı Nedir Ne Demektir Tarihi, Kurucusu, Hakkında Bilgi

33

Nakş-bendiyye, Nakşibendiyye, Nakşibendilik

14. Yüzyılın ortalarında Buharalı Muhammed Şah Nakşbend tarafından kurulmuş olan sünnî ve sıddîki tarikatlardan birinin adı. Bu tarikatın silsilesi Yeseviyye tarikatına ulaştığı ve Şah Nakş-bend onlardan icâzet ve el aldığı için büyük ölçüde bu tarikatın hususiyetlerine sahibtir. Şiîlik başta olmak üzere Ehl-i Sünnet inancına aykırı birçok fırkanın tarikat kisvesi altında yaygınlaşma istidadı gösterdiği devirlerde, Ehl-i Sünnet akidesine sımsıkı bağlılığı ile temâyüz eden naşk-bendiyye, genellikle dinî inanç ve ölçülere sâdık kalanların tercih ettiği bir tarikattır. Bu tarikata göre vuslat, ilâhî emirleri ifânın yanında nâfüe ibâdet, zikir ve evrâdın icrası ile elde edilir.

Hafi (Gizli) Zikir prensibi üzerine kurulmuş olan Nakş-bendiyye’nin, bir şeyhin yönetimi altında, sadece mensubiannın katılabildiği toplu olarak yapılan “hatm-i hâce” isimli bir zikirleri vardır. Seyr ü süluku insanoğlunun yaratılışında mevcud “Letâif-i aşere-i insâniyye”nin tasfiye ve tezkiyesi üzerine kurulmuştur. “Kalb, ruh, sırr, hafi, ahfâletâif-i nefs ve Letâif-i küli” adı verilen Latifelerin “Lafza-i Celâl” zikri ile tasfiyesi ve vücudun bütün zerreleri ile kendiliğinden zikreder hâle gelmesi demek olan “Sultani Ziler”in sâlîkte husulünden sonra sırası ile; “Nefy ü isbât” denilen kelime-i Tevhid zikrine geçilir. Ardından sâlikin “tefekkür-i mevt” (ölümünü tahayyül ve tasavvuru) ile başlayan ve kalbinde “Lafza-i Celâl”i nurdan bir hâle gibi farzederek, gönlünü tenvir ettiğini düşünmekle devam eden “murâkabe”, ardından da, üzerine düşen görevleri harfiyyen ikmâl eden müridin, şeyhinden gelecek feyzi beklemesi demek olan “teveccüh” icrâ edilir.

Bütün bunların yanında müridin kendisini daima şeyhinin huzurun daymış gibi hissetmesi, ibâdet ve davranışlarını bu duygu ile meşbû olarak düzenlemesi demek olan “Râbıta'”ya hassâsiyetle devam etmesinin Nakş-bendivyede ayrı bir önemi vardır. Tarikatlara tevcih edilen tenkid noktaları  arasında mühim bir yeri olan Râbıta: gerçekte: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sâdıklarla beraber olun,” âyetinin sâliklerin şahsî hayatında uygulanması ve kâmil mürşidierle kurulan sevgi ve manevî beraberlikten ibarettir.

Ehl-i sünnet akidesine bağlılığı ve hilâfet konusunda icmâya riâyeti benimseyen Nakş-bendiyye, gerek Timurlular ve gerekse Osmanlılar zamanında devletlerce de desteklenmiş, bu yüzden islâm devletlerinin pekçoğunda yayılma imkanı bulmuştur. Molla Abdullah-i İlâhî vasıtası ile Osmanlı Devleti’ne girdiği ileri sürülen Nakş-bendiyye’nin çok daha önceleri i Anadolu’ya geldiği bilinmektedir. Şah Nakş-bend’in halifelerinden Muhammed Pârisa’nın Faslu’l-hitâb isimli eserinin Yıfdırım Bayezid Han zamanında Türkçe’ye çevrilmiş bulunması bu tesbitin tevsiki olarak değerlendirilebilir. Devlet ve toplum hayatındaki en büyük tesirini Osmanlılarda 19. asırda gösteren bu tarikat, -Ahrâriyye, Müceddidiyye, Dihieviyye ve Hâlidiyye gibi değişik adlar altında günümüze kadar gelmiştir.

Müridlere günlük vird olarak hergün; geçmişlerin ruhuna bağışlanmak üzere bir Fâtiha ve üç İhlâs okunup, “râbıta-i mevt” veya “tefekkür-i mevt” ifâ edildikten sonra; 100 istiğfar, 100 salât ü selâm, 100 Lafza-i Celâl, 100 kelıme-i tevhid ve 100 defa da İhlâs Sûresi’nin okunması telkin edilir.

Dört şeyi; Dünyayı, Ukbayı, Benliği ve bunları terkettiği fikrini terk etmekten ibaret sayılan Nakş-bendiyye’de sâlikin seyr ü süluku müddetince ta’kibi gerekli davranışları, her biri manevî birer adım olan (11) prensibte toplanmıştır. Sekizi Abdülhâlik Gucduvânî’ye ait olan bu prensiblerin, bilâhare Vukuf-ı kalbî, Vukuf-u adedi, Vukuf-ı zamâni’nin ilâvesiyle (11 )e çıkarıldığı söylenmektedir.

Bu prensibler şunlardır.

  1. Vukuf-ı Zamanî: Müridin zamanı çok iyi değerlendirmesidir.
  2. Vukuf-ı Adedî: Dersin adedi ve gerçek manası düşünülmelidir.
  3. Vukuf-ı Kalbî: Kalbi uyanık tutmak gerekir.
  4. Hûş der-dem: Nefes alıp verirken, gaflette olmamak..
  5. Nazar ber-kadem: Başkasına değil, kendine bakmalıdır..
  6. Sefer der-vatan: Halktan ayrılıp Hakk’a gitmesidir.
  7. Halvet der-encümen: Halk içinde de olsa, halvet hali olmalıdır.
  8. Yâd kerd: Şeyhin verdiği zikri, kalb ve dil ile daima tekrarlamak.
  9. Bâz geşt: Zikirle Allah’a dönüş, vuslât düşünülmelidir.
  10. Nigah-daşt: Kalbi zararlı düşüncelerden korumak.
  11. Yâd-daşt: Masivâyı bırakarak, sadece Allah’ı düşünmektir.

Bu tarikata Nakş-bendiyye isminin verilmesinin, Sâlikin şeyhinin hayâlini hafızasına nakşedip saklaması demek olan rabıtadan veya müridin zikri esnâsında kalbinde nurdan bir hâle ve Lafza-i Celâli gönlünde, yazıtı bir nakış gibi tasavvur etmesinden ileri geldiği söylenmektedir. Bunları bir nakış gibi tahayyül nakşa ve bu nakıştan doğan tesir de bend (bağ)’e benzetilmiş ve bu yüzden nakş-bend adı verilmiştir.