Naim Fras­heri/Fraşeri Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

83

Naim Fras­heri (1846-1900) Arnavut milliyetçisi, şair ve yazar.

25 Mayıs 1846’da Yanya (Janine) vilâ­yetinin Ergiri (Gjirokastra) sancağına bağ­lı Pırmeti (Permeti) kazasının Fraşiri (Fras­heri) köyünde doğdu. Şemseddin Sami’­nin ağabeyi olan Naîm Bey halk arasın­da daha çok Arnavut milliyetçiliği fikri­nin önderi olarak tanınmıştır. Babası, Berattan Fraşiri’ye gelip yerleşmiş bir akıncı ailesinden olan Halici Bey, annesi Emine Hanım’dır. Fraşiri ailesi, çocukla­rının birer Osmanlı aydını olarak yetiş­meleri için özel hocalardan dinî bilgiler almalarını, Türkçe, Farsça ve Arapça öğ­renmelerini sağladı. Naîm ilk öğrenimi­ni Türkçe öğretim yapan bir okulda doğ­duğu köyde tamamladı. Aynı köyde fa­aliyetini sürdüren Bektaşî Tekkesi’nde Farsça’sını da ilerletti. 1859’da babası­nın, iki yıl sonra da annesinin vefatı üze­rine ağabeyi Abdül Bey Yanya’ya gide­rek ticaret hayatına atılınca Fraşiri aile­si de 1865te Yanya’ya yerleşti. Naîm Bey, kardeşi Şemseddin Sami ile birlik­te Zosimea Rum Lisesine kaydoldu. Bu­radaki Öğrenimi sırasında Yunanca, Fran­sızca ve İtalyanca öğrendi. Ayrıca Yan­ya medreselerindeki tanınmış hocalar­dan ders alarak Arapça ve Farsça’sını geliştirdi.

1871’de liseyi bitirmesinin ardından İstanbul’a gitti. Sekiz ay kadar sonra ve­rem hastalığına yakalanınca Arnavutluk yaylalarının sağlığına iyi geleceği düşün­cesiyle Yanya’ya döndü. Bir süre Berat­ta idare memuru, 1874-1877 yılları ara­sında Saranda gümrük müdürü olarak görev yaptı. Yazdığı Arnavutça alfabe­nin tanıtımı için Saranda’ya gelen Dârül-fünûn-ı Osmânî eski müdürü Hoca Tah­sin Efendi ile görüştü (1874). 1876’da siyatik rahatsızlığının tedavisi için Alman­ya’nın Baden-Baden eyaletindeki kaplı­calara gitti. Bu yolculuk sırasında Batı Avrupa’nın bir kısmını tanıma imkânı buldu. Viyana’yı ziyaretinde Arnavut Be­yi İskender Bey’in (ö. 873/1468) müzede sergilenen silâhlarını görünce millî duy­guları uyandı ve bu duygularını aksetti­ren bir şiir kaleme aldı. 1879-1882 yıl­larında Yanya’da ikamet eden Naîm Bey’in bu dönemde, ağabeyi Abdül Bey tarafından kurulan Prizren Arnavut Ce-miyeti’nin faaliyetlerine katılıp katılma­dığı belli değildir. 1881 “de Abdül Bey’in tutuklanması ve Naîm Bey’in takip edil­mesi gerektiğini bildiren bir telgrafın Yanya’ya gönderilmesi üzerine 1882 yı­lının başında ailesiyle beraber İstan­bul’a giderek oraya yerleşti. Matbuat Kalemi’ne müdür olarak tayin edildiği bu dönemde Cem’iyyet-i İlmiyye-i Ar-navudiyye’nin kültür kolunda gösterdi­ği faaliyetler onun yurt dışında yaşa­yan Arnavut gruplarıyla ilişkisini sağla­dı. 1884’te Drita adlı Arnavutça aylık bir dergi çıkarma iznini aldı ve aynı yılın ağustos ayında derginin ilk sayısını ya­yımladı. Bu dergi daha sonra Dituria adıyla on iki sayı çıktı; ardından da ya­zarları arasında çıkan anlaşmazlık yü­zünden kapandı.

1896’dan itibaren hastalığının artma­sına rağmen Arnavut milliyetçiliği yolun­daki faaliyetlerini aksatmadan sürdüren Naîm Bey, 1897’de Görice’deki (Korca) Arnavut okulunun açılmasına yardımcı oldu. Aynı yıl Güney Arnavutluk’un Ça-mıriya (Çameri) bölgesine giren Yunan ordusuna karşı mücadele vermek için tanınmış Arnavut aydınlarıyla evinde bir toplantı yaptı. 19 Kasım 1900’de Eren­köy’deki evinde öldü ve Merdivenköy Sahkulu Bektaşî Dergâhı’nın kabristanı­na defnedildi. Naîm Bey’in naaşı 1978′-de, millî şair unvanı ile Arnavutluk Sos­yalist Halk Cumhuriyeti Devleti tarafın­dan Tirana nakledildi ve Fraşiri Kardeş­ler Anıtparkı’nda ağabeyinin yanına def­nedildi.

Naîm Bey öncelikle çocuk edebiyatına yönelerek çocuklara ana dillerini öğret­meyi hedef almış ve Arnavutça’nın ya­bancı dillerin hâkimiyetinden kurtulup millî hüviyetini kazanması için büyük gayret göstermiştir. Bu sebeple kardeşi Şemseddin Sami’nin hazırladığı Arna­vutça alfabeyi hararetle desteklemiştir (K XI, 412).

Türkçe, Arapça, Farsça, Yunanca, Fran­sızca ve İtalyanca’ya vâkıf olan Naîm Bey, Türkçe ve Farsça bazı çeviriler yapmıştır. Homer’in /Jyada’sını Arnavutça ve Türk­çe’ye İlk defa Naîm Bey tercüme etmiş­tir. Bazı hıristiyan araştırmacılarının, Na­îm Bey’in Prizren Arnavut Cemiyeti’nin faaliyetlerini durdurduğu 1881’den son­ra Türkçe veya Farsça eser yazmadığını iddia etmeleri doğru değildir[384], Bu araş­tırmacıların çalışmaları Naîm Bey’in Os­manlı Devleti ile ilişkilerini doğru olarak yansıtmaktan uzaktır. İslâmiyet’i ve Os­manlı kültürünü genellikle benimseyen Arnavut halkının yetiştirdiği Naîm Bey gibi aydınların fikir ve edebiyat alanın­da ortaya koydukları eserleri İslâm dışı çevrelere bağlama gayreti onların Os­manlı karşıtı düşüncelerinden kaynak­lanmaktadır. Naîm Bey yazılarında ilâhî konulara din felsefesi açısından temas etmiş ve dini özellikle toplumdaki ahlâk kurallarının esas kaynağı olarak görmüş­tür. Vasa Paşa (Pashko Vasa) tarafından söylenen, “Arnavutun dini Arnavutçuluktur” sözünün Naîm Bey’e mal edilme­si de bu bakımdan yanlıştır.

Doğduğu köydeki Bektaşî Tekkesi’yle ilişkileri sayesinde Türk ve Fars edebi­yatını tanıyan, özellikle hemşehrisi Nesîbî’nin şiirlerini, Dalip Fraşiri’nin el-Ha-dîka ve Şahin Fraşiri’nin Muhtarnâme’sini okuyarak Fars edebiyatı tesirinde kalan Naîm Bey küçük yaşlarda bu eser­lerden etkilenip Arnavutça şiirler yaz­mıştır. Zosimea Lisesine girdikten son­ra Homer ve Virgil’in eserlerinin yanı sı­ra Lamartin. Voltaire ve Hugo gibi Fran­sız yazarlarına ilgi duymaya başlamış­tır. Naîm Bey yazdığı lirik, satirik ve di­daktik şiirlerle XIX. yüzyıl Arnavut ede­biyatında yeni çığır açmış bir şair ola­rak kabul edilmektedir. Yazdığı 30.000’i aşkın mısra ile ve bilhassa lirik ve vata­nî şiirleriyle çağdaşlarının takdirini ka­zanmıştır. Nesirlerinde halkın Toska (Toske) denilen kesiminin konuştuğu dili ede­bî bir tarzda kullanmaya çalışan Naîm Bey, Arnavut edebiyatında kısa cümleli anlatım tarzının hâkim olmasını sağla­mıştır.