Muzaffereddin Şah Kimdir, Hayatı, Dönemi, Hakkında Bilgi

23

Muzafferüddin Şah (1853-1907) Kaçar hükümdarı (1896-1907).

25 Mart 1853’te Tahran’da doğdu. Nâ-sırüddin Şah’ın dördüncü oğlu olup anne­si, Feth Ali Şah’ın torunu Şükûhüssaltana’-dır. Nâsırüddin Şah’ın daha önce veliaht olarak belirlenen iki büyük oğlu Muizzüddin ve Muhammed Kâsım’ın vefatı üzeri­ne 1862’de veliaht tayin edildi. 1865’te he­nüz on iki yaşında iken Azerbaycan valisi oldu. Bu görevi devam ederken babası 1 Mayıs 1896″da suikasta uğrayarak öldürü­lünce Tahran’da 8 Haziran 1896’da tahta geçti.

Muzafferüddin Şah’ın saltanat yılları, sadece İran’ın değil bütün İslâm dünyası­nın sömürgeci devletlerin baskısı altında bulunduğu sıkıntılı bir döneme rastlar. İran bir taraftan Rus ve İngiliz rekabetinin ara­sında bunalırken diğer taraftan İçeride si­yasî ve iktisadî başarısızlıklar merkezî hü­kümetin otoritesini iyice zayıflatmış, eya­letler denetimden çıkmış, Şiî ulemâsı ile iş birliği halindeki modernist muhalefet bas­kılarını iyice arttırmıştı. Muzafferüddin Şah bu zorluklarla baş edebilecek durumda değildi. Özellikle babasının suikast sonucu hayatını kaybetmesi onu da etkilemişti; ayrıca sağlığı da bozuktu.

Tahta geçtikten sonra ülkenin içinde bu­lunduğu durumu düzeltebilmek için hü­kümetin teklif ettiği yeni idari yapılanma programı çerçevesinde öncelikle gümrük­leri tanzim için Belçikalı görevlilerin ülkede istihdam edilmesine izin verdi; böylece gümrük gelirleri yükseldi, ancak bu duru­ma halk ve tüccarlar tepki gösterdi. Ülke­nin giderek yabancıların kontrolüne girdi­ği şeklindeki kanaatler kuvvetlendi. Gelir temini gayesiyle başta petrol olmak üzere bazı kaynakların Batılılar’a imtiyaz olarak verilmiş olması, bozulan ekonomik denge­ler için Rusya ile 1900 ve 1902’de yapılan iki borç anlaşması da şaha karşı tepkilere yol açtı. Alınan borçların yerinde kullanıl­mamasının yanında şahın 1900, 1902 ve 1907’de sağlık sebepleriyle yaptığı üç Av­rupa seyahatinin masrafları tepkileri da­ha da yoğunlaştırdı.

Alınan tedbirlere rağmen ülkede mer­kezî hükümetin otoritesi sağlanamadığı gibi yer yer karışıklıklar baş göstermeye başladı. Ayrıca binlerce kişinin ölümüne sebep olan bir kolera salgını yaşandı. Bu şartlarda 1905-1906 meşrutiyet hareketi gelişti. Anayasa taraftarları yazılı bir ana­yasa ve seçilmiş bir parlamento istiyordu. 7 Ekim 1906’da meclis toplandı. Sağlığı gittikçe kötüleşen Muzafferüddin Şah 30 Aralıkta Kânûn-ı Esâsî’yi imzaladıktan kısa bir süre sonra vefat etti.[24 Zilkade 1324/ 9 Ocak 1907] Bazı kaynaklarda bu tarih 19 veya 25 Zilkade [4 veya 10 Ocak] olarak kaydedilmektedir.

Muzafferüddin Şah’m saltanatının ilk yıl­larında İran-Osmanlı ilişkileri, Nâsırüddin Şah suikastının azmettiricisi olarak itham edilen ve İstanbul’da ikamet etmekte olan Cemâleddîn-i Efgânî’nin iadesi meselesi yüzünden diplomatik gerginlik İçinde geç­ti. Efgânî’nin vefatıyla normale dönen iliş­kiler şahın 1900’de İstanbul ziyaretiyle ta­mamen düzeldi. Fakat bu durum fazia uzun sürmedi ve Osmanlılar’ın Şiî ulemâsı ile irtibatı, zaman zaman görülen sınır an­laşmazlıkları İran tarafından tepkiyle kar­şılandı. Bununla birlikte her iki ülkenin bu dönemde yenilikçi hareketlerin yoğunlaştı­ğı bir ortamda bulunması, dikkatlerin da­ha çok iç meselelerde toplanması ciddi bir hadisenin vukuunu önledi.

Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi