Mustafa Lütfi el-Menfaluti Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

27

Mustafâ Lutfî b. Muhammed Lutfî b. Muhammed Hasen Lutfî eİ-Menfelûtî (1876-1924) Mısırlı yazar ve şair.

1293 (1876) veya 1Z89 (1872) yılında Asyût’a bağlı Menfelût beldesinde doğ­du. Babası Muhammed Lutfî, Menfelût şerl kadısı ve nakîbüleşrafı olup Hz. Hü­seyin soyundan gelen Lutfî ailesine, an­nesi meşhur Türk ailelerinden Çorapçılar’a mensuptur. Kur’ân-ı Kerîm’i ezberledik­ten sonra Ezher’e girdi. Burada on yıl ka­dar süren öğrenimi sırasında başta dil ve edebiyat olmak üzere ahlâk, felsefe gibi derslere özel ilgi gösterdi. Arap nesir ve nazmının klasiklerini okuyup üslûbunu ve şiir yeteneğini geliştirdi. Dönemin Ez-her şeyhi Muhammed Abduh’un dersle­rine devam etti, onun reformist görüşle­rini benimseyerek seçkin öğrencileri ve dostları arasında yer aldı. Abduh’un mu­haliflerinden olan Hidiv Abbas Hilmi’yi eleştiren bir şiirinden dolayı altı ay hapis yattı. Abduh’un vefatından (1905) sonra Ezher’den ayrılarak Menfelûftaki evin­de münzevi bir hayat yaşamaya başladı. 1907 yılında eZ-Mü’eyyed gazetesinde önce “el-Üsbûiyyât”, ardından “en-Nazarât” başlığı altında iki yıl devam eden iç­timaî, ahlâkî ve siyasî yazılarıyla şöhreti yayılmaya başladı. Sa’d Zağiûl Paşa’nın yabancı işgaline ve emperyalizme karşı başlattığı kurtuluş mücadelesini hararetle savunup destekledi. Sa’d Zağlûl’un ma­arif ve adalet nazırlığı dönemlerinde ne­zâret kâtipliği ardından Cem-‘iyyet-i Teşrîiyye sekreterliği ve son ola­rak Meclis-i Nüvvâb sekreterliği görevle­rini yürüttü. 12 Temmuz 1924 tarihinde Kahire’de vefat etti.

Akıcı ve lirik üslûbu ile deneme, roman ve hikâyede modern Arap edebiyatının önde gelen yazarlarından olan Menfelû-tî, Fransızca’yı iyi bilmemesine rağmen dostlarının yardımıyla Alphonse Karr, François Coppee, Edmund Rostand ve Bernardİn de Saint Pierre gibi ediplerin klasiklerinden yaptığı çevirilere Özgün üslûbunu yansıtmada ve onları kendi ifa­de kalıplarına dökmede üstün başarı gös­terdi. Tercümelerine dönemindeki çeviri anlayışının bir neticesi olarak asıllarında bulunmayan bazı ilâveler yapmış olmak­la birlikte bunların eserin bütünlüğünü zedelemeyecek mahiyette olduğu görü­lür. Hikâye ve romanlarında hazin tablo­ları dramatik ve lirik bir üslûpla dile geti­ren Menfelûtî mutsuz kadınlar, üstün şahsiyet, fazilet, ölüm ve kin gibi tema­ları işlemiştir. cİbretü ‘d-dehr adlı eserin­de “daha fazla hazcılık” diye gördüğü Ba-tflılaşma’nın getirdiği alkolizm, kumar, serbest aşk ve intiharların aileyi nasıl çö­kerttiğini gözler önüne sermiş, yine Ba-tılılaşma’nın bir sonucu olarak ortaya çı­kan feminizme karşı çıkmış, bununla bir­likte eserlerinde müslüman kadının kar­şılaştığı problemleri dile getirmiş ve bü­tün sorunların çözümü için İslâm pren­siplerine sarılmanın gereğini vurgulamış­tır. Gustave le Bon’un etkisiyle tarihin bü­tün uygarlıklar İçin eşit biçimde geçerli olduğuna inanan Menfelûtî, kendi ülke­sinin de bir gün yeniden dirileceğine olan inancı muhafaza etmenin Önemini belirt­miştir. Lord Cromer’in İslâm kültürünün gelişmeye elverişli olmadığı iddiasına karşı çıkarak aslında hıristiyan kültürü­nün İslâmiyet’ten alındığını, İslâm kültü­rünün gerilemesinde bu kültürün etkisi­nin bulunduğunu söylemiştir. Ebü’l-Alâ el-Maarri ile Ömer Hayyâm’ı İslâm kültü­rünün ideal tipleri olarak gören Menfelû­tî, Maarrî’nin Risâletü’l-ğufrân’ma bir taklit yazmış ve onun vejetarizmi ile ha­kiki insanlık idealini savunmuş, bazılarını Arapça’ya çevirdiği Ömer Hayyâm’ın Rubâ’iyyât’ını da İslâm düşüncesinin kemal noktası kabul etmiştir. Bununla birlikte Hz. Peygamber’in sîretinin müslümanın gerçek ideali olduğunu söylemiş ve onun eski-yeni bütün felsefe ve hikmetlerin yerine ikame edilebileceğini vurgulamış­tır. İslâm birliğinin hararetli savunucu­larından olan Menfelûtî, Gaspıralı İsmail Bey’i destekleyerek Trablusgarplı müslümanlan İtalyanlar’a karşı savaşa teşvik etmiş, Şark’ın Garp istilâsından kurtulup bağımsızlığına kavuşabilmesi için müslümanları tek vücut halinde savaş vermeye çağırmıştır. Siyasetle doğrudan ilgilen­memekle birlikte milliyetçi hareketleri desteklemiş, Mustafa Kâmil ve Sa’d Zağiûl gibi milliyetçiler için vefatlarından sonra sitayişkâr makaleler yazmıştır.