MÜELLEFETÜ’L-KULUB

178

 

MÜELLEFETÜ’L-KULUB

 

Kalbleri îslama
ısmdınlmak için kendi­lerine zekattan bir pay ayrılan kimseler.

Kur’an’da sadece bir
yerde geçen “Müel-lefetü’l-Kulûb” tabiri, bir isim tamlaması olup,
“müellefe” ve “el-kulûb” kelimelerin­den oluşur.
“Müellefe”, ülfetlendirilen, ısındırılan, alıştırılan gibi anlamlara
gelir, “el-kulûb” ise kalpler demektir. Böylece deyim, “kalpleri
ısındırılan” anlamını ifade eder. Kur’an-ı Kerim (Tevbe, 60) de zekatın
kimlere verileceğini sayarken “müellefc-tü’l-kulûb”ü de zikreder. Bu
ayetin gereği olarak Rasulullah (s.) de, zamanında zekat mallarının bir
bölümünü bu tür insanlara vermiştir. Bunlar, terimden de anlaşılacağı gibi,
kalbleri islam’a ısınmamış kimseler­dir. Bunda, müslümanlığı her nasılsa kabul
eıüği halde ısınmama, ya da hiç kabul etme­me durumları söz konusu olabilir. Bu
açı­dan Rasulullah’ın kendilerine bu fondan ze­kat verdiği kimselere
baktığımızda değişik kategorilerde olduklarını görürüz:

 1) Zekat verilmekle kendinin, ya da aşiretinin müs-lüman
olması umulan kimseler. Safvan b. Umeyye bunlardandır. “Rasulullah bana bu
kadar mal vermeden önce en çok buğzetti-ğim insandı. Sürekli verdi ve benim
için in­sanların en sevimlisi haline geldi” demiştir.

2) İslam
adına şerrinden endişe edilip, ken­dinin ve yandaşlarının kötülüğünden ko­runmak
istenen kimseler.

3) Islama
yeni gi­rip henüz ısınmamış olanlar. Hatta Zühri’ye
“mücllefetü’l-kulûb”un kim olduğu sorul­muş, o da, yahudi ve
hristiyanların, zengin olsalar bile müslüman olanlarıdır, demiştir.

4) Müslüman
olmakla beraber, kafir lider­lerden dost ve yakınları bulunanlar. Adiy b.

Hatim ve Zibirkân b.
Bedr bunlardandır.

 5) Lider kadrosundan olup, müslüman olan­lar, ancak
imanları zayıf bulunanlar.

 6) Sı­nır boyu bölgelerde bulunan ve sının koru­maları
arzulanan müslümanlar.

 7) Zekat memuru gönderilmeyecek kritik ve uzak
bölgelerin zekatını gönüllü toplayıp geti­renler. Bu gruplardan olmak üzere
Rasulul­lah’ın kendilerine zekattan bir pay verdiği kimseler ve her birine ne
kadar verildiğinin listesi, çeşitli kaynaklarla beraber, Kadı îb-nü’1-Arabî’nin
Ahkâm tefsirinde de zikre­dilir. Bütün bunlar Rasulullah döneminde ”
müellefetü’1-kulûb” kapsamında ele alın­mış ve kendilerine zekattan bir
fon ayrıl­mıştır. Görüleceği gibi, bu kategorilerin hepsinde ortak özellik,
İslam’a güç kazan­dırmak ve yapılması muhtemel her türlü saldırıyı bertaraf
etmektir. Bunların içeri­sinde Abbas b. Mirdas gibi şair olanlar da vardır. Bu
fondan kendisine az şey ayrıldığı için şiiriyle hicivlerde bulunmuş, Rasulul­lah
da: “Gidin şunun dilini bizden kesin” buyurmuşlardır. Görevliler de
gidip, onu memnun edecek kadar vermişlerdi. Bunlar­dan anlaşıldığına göre,
“müellefetü’l-kulûb” için ayetle sabit olan fon, muhtemel her türlü
sözlü, yazılı ve fiili saldırılara kar­şı Islamı korumayı hedefleyen güvenlik
ve İslam düzenini tanıtım ve propaganda fonu­dur. Bugünkü basım yayım ve
iletişim araç­larının her türlüsü bu çerçeveye dahil edile­bilir.

Ancak Hz. Ömer
döneminde İslam’ın güçlendiği, propagandaya ve müşriklerin kalbini para ile
ısındırmaya ihtiyacı olma­dığı gerekçesiyle, bu türlü insanlara artık zekat
malından verilmez olmuştur. Sahabe de bu uygulamayı görmüş ve karşı çıkma­mıştır.
Bu noktadan hareket eden Hanefılerin çoğunluğu, zekattan
“müellefetü’l-kulûb” için ayrılacak payın neshedüdiğini ve artık Ihı
grubun kalmadığını, böylece ze­kat verilecek sınıfların sekiz değil, yedi ola­cağını
söylerler. Bu konuda İmam Malik de Hanefiler gibi düşünür ve artık
“müellefe-tü’1-kulûb” un kalmadığını söyler. Taberî ve Şa’bî de aynı
görüştedir. îmam Şafiî de “müellefetü’I-kulûb”a zekat malından ve­rilmeyeceğini,
gerek duyulduğunda onlara başka bir fondan, fey’den ve kamu yaran için
kullanılan diğer gelirlerden verilebile­ceğini söyler.

Ama Malikîlerden
Halil, Kurtubi, Kadı Abdulvehhab, Kadı tbnü’l-Arabî ve bazı Hanefilerin de
içinde bulunduğu fıkıhçı ço­ğunluğu, bu ayetin neshedilmeşinin müm­kün olmadığı
görüşündedirler. îslam ülke­sinin içe ve dışa karşı güçlü olduğu zaman­larda
Hz. Ömer’in uygulaması esas alınıp, “müellefetü’l-kulûb” a zekattan
fon ayrıl­maması “uiü’l-emr” in yetkisinde olan bir şeydir. Ama
durumun böyle olmadığı za­manlarda gerek fertler, gerek milli organi­zasyonlar,
gerekse îslami idare bu fonu kul­lanır ve bununla iletişim mekanizmaların da,
emniyet ve istihbarat örgütlerinde, kısa­ca yurt içi ve yurt dışı güç
odaklarında des­tek arar, düşmanlıklara engel olur, içe ve dı­şa yönelik
tanıtım reklam harcamalarında kullanır… derler. Yok kabul edilecekleri
zamanlarda ise, onlara verilecek pay, zeka­tın verileceği diğer yerlerin
tamamına, ya da idarenin uygun göreceği yerlere verilir. Mescid yapanlara
verileceğini söyleyenler de olmuştur ama, delili olmadığından buna itibar
edilmemiştir.

Faruk BEŞER Bk. Zekat

 

Önceki İçerikMUTL AK
Sonraki İçerikMU’MIN