Molla Sadra Felsefesi, Düşünceleri, Etkileri Hakkında Bilgi

Felsefesi. Molla Sadra felsefî sistemini el-Esfâr’da temellendirmiş, eserin fizik bölümünde sisteminin mükemmel bir özetini vermiştir. Sadrâ’ya göre varlığın kavramsal ifadesi zihnimiz­de şekillenince bilgiye dönüşür. Bu durumda gerçek varlıkla bilgi arasında sa­dece bir modalite farkı bulunmaktadır. Zihindeki varlık dış âlemdeki varlığın bir yansımasıdır. Bu yansımanın gerçekliği nisbetinde insan âlemde bir yücelme ya­şar. Bilgi edinme tasavvufta olduğu gibi bir seyrü sülük, bir ruhî arınma sürecidir. Sadrâ’ya göre bu süreci önceki irfan sa­hibi muhakkikler keşfetmiş ve onun dört aşamalı (esfâr erbaa) olduğunu belirlemiş­tir. Birinci sefer halktan Hakk’a doğru yolculuk, ikincisi Hak ile Hak’ta olan yol­culuk, üçüncüsü birinci sefere bir açıdan tekabül eden Hak’tan Hak ile halka yolcu­luk, dördüncüsü de ikinci sefere karşılık gelen halkta Hak ile yapılan yolculuktur. Umumiyetle metafiziğe tekabül eden ilk seferde Sadra’nın ele aldığı meseleler felsefenin tanımı, mahiyeti ve amacı, var­lık ve mahiyet, sebep-sonuç ilişkisi, akıl, bilgi, bilginin mahiyeti ve mertebeleri gibi konulardır. Hak ile Hak’ta olan yolculuğa el-Esfâr’da tabiat felsefesi karşılık gel­mektedir. Buradaki konular genellikle on kategori ve bunların fizikteki yeri, âlemin yaratılışı, kuvve, fiil gibi sorunlardır. Bu kısım Sadrâ’nın kozmolojisinin genel bir Özetiyle sona ermektedir. Hak’tan Hak ile halka olan fikrî seyrü sülûkün yer aldığı üçüncü seferin meseleleri Allah’ın zâtı ve sıfatları, hayır-şer problemi gibi klasik İs­lâm felsefesinin ve kelâmın konularıdır. Halkta Hak ile yapılan dördüncü yolculuk­ta Sadra psikoloji ve meâd (âhiret) konu­larını ayrıntılı biçimde ele almaktadır.

1. Ontoloji. Sadrâ’ya göre ilâhî irade ve takdir gereği olarak bütünüyle kâinat en basit varlıktan mutlak varlık olan Allah’a doğru daimî bir hareket içindedir. Âlem­deki bu hareketin temel ilkesi varlıktır. Bu anlamda varlık, daha önce İbn Sînâ ve Şehâbeddin es-Sühreverdî el-Maktûl gibi filozofların belirttiği üzere mahiyete tâbi değil aksine asıl gerçekliktir. Bu, Sadra ekolünde asâletü’l-vücûd görüşü olarak bilinir. Zihinde dış âlemden soyutlama yoluyla elde edilen varlık İse sadece kav-ramlaştırılmiş zihnî durumlardır. Asıl haki­kat zihnin dışında dinamik bir yapıya sa­hip olan fizikî varlıktır. Sadra bu noktayı vurgulamak için varlığın kavramıyla gerçekliği hakikat arasın­da kesin bir ayırım yapar. Mahiyetlerin dış dünyada bir gerçekliği yoktur; bu bakım­dan zihin âdeta mahiyetlerin evidir; var­lık gerçek ifadesini sadece dış dünyada bulur. Varlık ve mahiyet bu açıdan birbi­riyle ters orantılıdır; yani bir şeyde varlı­ğın tezahürü arttıkça mahiyeti azalır, mahiyet arttıkça varlığın tezahürü son bu­lur. Saf varlığı temsil eden taraf en yüce mertebe olup burada mahiyetten eser yoktur. Ancak varlığın bu yüce mertebesi insan aklı tarafından hiç­bir şekilde algılanamaz, çünkü bu mer­tebe yalnız Allah’a aittir. Güneş karşısın­da kamaşan göz onu tam göremediği gi­bi insanın da bu saf varlığı algılaması im­kânsızdır. Bir nesne bir şekilde zihne ak-tanlamıyorsa o nesne akıl tarafından bi­linemez. Aslında varlık hiçbir şekilde ol­duğu gibi zihne aktarılamaz. Bu hususu Sadra bir ilke olarak şöyle belirtir: “Haki­kati dış dünyada var olmak olan hiçbir şey zihinde mevcut olamaz. Fakat tecrübî bir yaşantıyla varlığın dış âlemdeki tezahürleri sezgisel olarak doğ­rudan algılanabilir kendi varlığımızı algı­lamamız gibi . Sühreverdî gibi Sadra da buna “ilm-i huzûrı” demektedir. İşte bu algıların zihne aktarılması mümkündür ve biz varlığı ancak bu aktarılma nisbetin­de bilebiliriz.

Sadrâ’ya göre en genel kavram olan varlık ifade ettiği nesneler itibariyle Ön­celik ve sonralıkla nitelenir; yani bir var­lık mertebesinden diğerine geçmekle ön­celikli ve sonralıklı varlıklara yol açar ki varlığın bu özelliği felsefede “teşkîk” ola­rak adlandırılır. Bu yapısıyla varlık bütün âlemde bir hareketlilik içerisinde çeşitli mertebeler ortaya koymaktadır. Buna gö­re âlemde değişik şekillerde tezahür eden tek bir varlığın hareketi söz konusudur; şu halde varlık tektir. Bu da tasavvuf fel­sefesinde vahdet-i vücûd diye bilinen öğ­retinin Sadra felsefesindeki yorumudur. Ancak tek olan varlık dış dünyada gerçek­lik kazanırken öncelik-sonralık şeklinde bir sıra düzenine sahiptir. Bu özellik sa­yesinde neredeyse yokluk mertebesinde olan madde feyz-i vücûdîye yatkın bir du­rumda iken belli bir şekle bürünerek du­yu organları ile algılanabilen somut bir madde halinde tezahür eder. Bu âlemi in­celeyen İlim İse ilm-i tabîîyani fiziktir.