MİZAÇ

0
155

 

MİZAÇ

 

Mizaç, kişinin,
davranışının bütün görü­nümlerini ve dünyayı, insan ilişkilerini al­gılamasını
belirgin biçimde etkileyebilen uzun süreli ve dayanıklı içsel yaşantısı şek­linde
tanımlanabilir. Fakat gerek gündelik dilde, gerekse bilim adamları taıafından
bi­lim dilinde kullanılan bu kavramm her iki kullanım alanında da tam bir
kargaşa var­dır. Bu nedenle mizacın anlamını net bir şe­kilde verebilmek için
bazı başka kavramla­rın da açıklanmasına gerek olacaktır.

Dilimize coşku olarak
çevrilmekte olan emotion kelimesi, psikolojik, bedensel ve davranışsal
yanlarıyla karmaşık bir duygu durumudur. Aslında her duygunun psikolo­jik,
bedensel ve davranışsal bileşenleri var­dır. Örneğin öfke, yalnızca bir kimseye
bir duruma karşı olumsuz algılamalarımızı de­ğil, kalbimizin daha hızlı
çarpmasını, ağzı­mızın kurumasını, kaşlarımızın çatılmasını, yumruklarımızın
sıkılmasını da kapsar. Ama duygu derken, genellikle bir emosyo-nun yalnızca
psikolojik bileşenini söz ko­nusu ediyoruzdur. Gündelik dilde ise duygu ve
duygulanmak kavramları daha çok sev­gi, üzüntü, hoşlanma, gurur duyma anlam­larıyla
sınırlı olarak kullanılmaktadır.

İşte emosyonların
(karmaşık bir duygu durumu anlamında) içsel ve uzun süreli ola­nına mizaç;
dışsal ve kısa süreli olanına da duygulanım (affect) adı verilir. Mizaç ve
duygulanım arasında nicelik yönünden de bir ayrım yapılabilir: Mizaç,
duygulanıma göre daha az yoğunlukludur. Ama daha ya­kından bakıldığında, mizaç
ve duygulanım arasında kopmaz bir iç bağlantı olduğu gö­rülür. Mizaç aynı
zamanda duygulanımın fonunu oluştururken, duygulanımda aynı zamanda mizacın
dışsal ifadesidir. Mizaç­tan sözederken kişinin şimdiki olduğu ka­dar
geçmişteki duygu durumunu, duygula­nımdan sözederken kişinin yalnızca şimdi­ki
duygu durumunu kastederiz, örneğin “sıkıntılı mizaca sahip bir kimse”
dediği­mizde, o kişinin şimdi ve geçmişte sıkıntılı bir insan olduğunu;
“sıkıntılı bir duygula­nım içindeki bir kimse” dediğimizde ise, o kişinin
şu anda yoğun bir sıkıntı içinde ol­duğunu anlatmak istiyoruzdur. Yine örne­ğin
sıkıntılı mizaca sahip bir insanın günde­lik hayat içinde zaman zaman neşeli ve
gü-leryüzlü, zaman zaman çok ileri düzeyde gergin, sıkıntılı, öfkeli
olabilmesi, onun mi-zacındaki değil, duygulanımındaki deği­şikliklerdir.

Bilimsel kullanımı
sırasında duygula­nım, dışsal ve kısa süreli emosyon türleri olarak değil,
emosyanlann biçimleriyle il­gili olarak sınıflanır. Buna göre sınırlı duy
gulanım (emosyonel ifadenin genişliği veğü için eleştirir ve suçlar. Hatta
ideal devle­tinde Homeros’un okunmamasını şart ko­şar.

Mitos’un temel unsuru
sayılan sembolle­rin niteliği konusunda farklı anlayışlar orta­ya çıkmıştır.
Kerenyi, Mirceau Eliade gibi araştırmacılara göre semboller, merkez-içi
(intrinseque), aracısız ve dolayısıyla doğal ve evrensel bir anlam
taşımaktadır. Bunun için bütün dünya mitolojilerinde ortaya çı­kan
benzerlikleri açıklamak mümkün ola­bilir. Bu görüşün karşısında Levi-Straus ve
P. Ricoeu gibi araştırmacılar, sembollerin değerini merkez-dışı (extrinseque)
kabul ederler. Bundan dolayı sembollerin anlam­lan ancak bulundukları mevki ve
ortam ile bağlantılıdır. Bu nedenle bu tür sembolleri birer mitos olarak kabul
etmek mümkün ol­mayabilir. O bakımdan bu semboller etnog rafik mevki ve
çevreleriyle incelenebilir ve açıklanabilirler. Sözgelimi belli bir mitos
açıklanmak istenilen toplumun Örgütlen­mesi, ibadet şekilleri veya ayinleri,
yaşayış tarzı ve teknik birikimleri vb. incelemek su­retiyle
gerçekleştirilebilir. Kısacası sem­boller hayat ve düşünce sisteminin bütünlü­ğü
içinde fonksiyoner olabilir, dolayısıyla doğal bir sembolden, sembolizmden
söze-dilemez.

Mitos, değişik
özellikleri bünyesinde ba­rındırır. Sözgelimi bir mitos, doğaüstü bir varlığın
eylem ve davranışının tarihi olabi­lir ki, bunlar olağanüstü olaylardan meyda­na
gelir. Bu iarih kesin bir şekilde doğru ka­bul edilebilir. Mitos daima
yaratılışa (hil­kat) ait olur. Mitos insanın tarihini aşar özellik taşır. Çünkü
bunu da mitos temel-lendirmiştir. Dolayısıyla mitostaki zaman, eski “büyük
zaman”, “rüya zamanı”dır, kı­sacası başlangıçsız ve sonsuz
(ezeli ve ebedi) bir zamandır. Mitos iyi bilindiğinde ob­jenin veya evrenin
kaynağı (menşei, origi-ne) da bilinir ve mitosla anlatılan olay şimdi de
tekrarlanabilir.

Kısacası, düzenli
mitosların meydana getirdiği sistem, mitolojiyi oluşturur. An­cak mitoslar
arasındaki düzen, mantığa da­yalı olmaktan çok semboliktir. Bundan do­layı
mitoslar insan zihninde belli semboller uyandırmayı amaçlarlar. Uyandırılan sem­boller,
aynı kültüre bağlı bütün fertlerde ay­nı tarzda duygu ve düşünceleri harekete
ge­çirirler. Dini alanda ayinlerde, toplumsal alanda toplumun ortak tavır
almasında bu­nu gözlemlemek sözkonusudur. Hatta ideo­lojik tavır almalarda da
mitosun bu fonksi­yonunu ve niteliğini belirtmek gerekir. Ni­tekim edebiyat
türlerinde olduğu gibi, tarih, siyasal ideoloji, felsefe vb. mitos sembol ve
düşünceleriyle belli bir bağlantı içinde ola­gelmişlerdir.

Mitosların değişik
türler olarak sınıflan­dırılması da mümkündür. TeogonİIer, Koz­mogoniler,
Eskatolojiler gibi. Tanrıların doğusuyla ilgili mitoslar, evrenin
yaratılı-ştyla ilgili mitoslar, ahiret ve Cennet ile ilgi­li mitoslar. Eski
Hind dinlerinde, Yunan tanrılarının doğuşu ve evreni meydana geti-rişleriyle
ilgili mitoslar yanında Mısırlılar­da, Azteklerde, Sümer ve Babillilerde,
Cer-men-İskandinavlarda, Romalılarda, Hristi-yan ve Yahudi inanışlarında
mitosların ve sembollerin önemli yeri vardır, çoğunlukla da bu temel üzerine
kurulmuşlardır. Eski Yunan Şairi Hesiodos’un, günümüze kalan bazı şiirleri,
Homeros’un lliada ve Odyseus destanları yazılı mitos örnekleridir. Eski
Türklerde de mitosa dayalı inanışın etkisi İslamı kabul edinceye kadar belli
biçimlere girerek devam etmiştir. İslam, inancın mahiyeti ve niteliği bakımından
vahyin haki­katini temel aldığından, bu anlamda mitosa ve onun dayandığı
sembollere itibar etme­miştir. Kur’an’da anlatılan ve “esatir”,
“esa-tiru’l evvelin” gibi ifadelerle tasvir edilen olayları birer
mitos olarak düşünmek müm­kün değildir. Çünkü belli esaslar ve konu­lar,
örneklendirme ve ibret alma amacıyla zikredilirken, bu olayların kesin tarihi
bili-nemese de, gerçekleştikleri olgusu bir ke­sinlik ifade eder. Onların birer
gerçeklik ifade ettikleri de inancın muktevasındandır.

İsmail KILLIOĞLU Bk.
Mitoloji

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here