Mircea Eliade Kimdir, Hayatı, Eserleri/Kitapları, Hakkında Bilgi

86

Mircea Eliade (1907-1986) Romanyalı dînler tarihçisi ve yazar.

Bükreş’te doğdu. 1925’te girdiği Bük­reş Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra aynı üniversitede hocası Nae lonescu’nun gözetiminde felsefe alanında, ay­rıca Rönesans ve Romen tarihinde uz-manlaştı. Kassimbazar mihracesinin da­veti üzerine Kalküta Üniversitesi’nde Su-rendranath Dasgupta ile birlikte Hint fel­sefesi alanında çalışmak düşüncesiyle 1928’de Hindistan’a gitti. Burada Sanskritçe öğrendi ve altı ay kadar Himalayalar’daki Rishikesh Hindu tekkesinde (ashram) kaldı. 1932 yılında Romanya’ya dönen Eliade, ertesi yıl Bükreş Üniversitesi’ne Nae lonescu’ya asistan olarak ta­yin edildi. “Yoga: Essai sur les origines de la mystique indienne adlı teziyle fel­sefe doktoru oldu (1933) 1933-1939 yıl­ları arasında Bükreş Üniversitesi’nde din­ler tarihi ve Hint felsefesi okuttu. 1940′-ta Londra’ya ataşe olarak gönderildi. Bir yıl sonra Lizbon’da görevlendirildi. 1945′-te Fransa’ya gitti ve on yıl kadar burada kalıp Ecole des Hautes Etudes’de ders verdi. 19S6’da ders vermek üzere davet edildiği Amerika Birleşik Devletlerİ’ne gi­derek bu ülkede yerleşti ve hayatının son otuz yılını burada geçirdi. Chicago Üniver-sitesi’nde dinler tarihi bölümü başkan­lığı ve çeşitli kuruluşların üyeliğini yaptı. 1961’de History of Reîigions dergisini neşretti ve son olarak da Encyclopedia of Reîigions’un editörlüğünü yaptı.

Bir dinler tarihçisi olarak Eliade yo­rumcu (hermenötik) tarihçiler ekolünden kabul edilir. Bununla birlikte yalın ve ta­rihî bakış açısı dolayısıyla metafizik bil­giler kompleksinden uzak kalmıştır. Ag­nostisizme yakın olarak incelemelerin­de Tann’nın varlığı veya yokluğu proble­mine karşı kayıtsızdır. Din fenomenolo-jisi alanında Gerardeus van der Leeuw, Raffaele Pettazzoni ve Joachim Wach ile aralarında benzerlik vardır. Bu uzman­ların dördü de dinler tarihi disiplininin (religionsvvissenschaft) iki boyuttan oluş­tuğunu savunur. Bu boyutların ilki, Eliade’ın -Goethe’den esinlenerek kullandığt-“morfolojik metot” dediği sistematik tas­niftir. Buna Örnek olarak “hierofani” adı­nı alan “kutsalın tezahürleri”nin dökü­mü verilebilir. Bir anlamda mukayeseli dinler çalışmasının pratik metodu olan morfolojik araştırmada önem kazanan nokta insan psikolojisinin dinle kesiştiği yeri bulmaktır. Bundan dolayı Eliade bu safhada sık sık ilk örneklere (archetype) başvurur. Bunlar basitçe, Jung’un öngör­düğünden farklı olarak içgüdüsel olma­yan, fakat kutsal – hierofani ikilisini mey­dana getiren bütün insanlıktaki ortak ve apriori edinimlerdir. Bu izlenimler bütün insanlarda ortak olduğu içindir ki birbi­rinden binlerce kilometre uzaklıkta bulu­nan insan toplulukları arasında aynı dinî kavramlar ve sembollere rastlanmakta­dır. Dinler tarihini oluşturan ikinci boyut ise dinî fenomenlerin tarih içerisindeki, kendi başına gelişimini takip eden ve bu­nu sistematik boyutla karşılaştıran ta­rihî boyuttur. Bununla birlikte bütün her­menötik uzmanlar gibi Eliade da bu bo­yutu ihmal eder. Bu anlamda onun için sosyolojinin de fazla önemi yoktur.

Geniş anlamda dinler tarihçisi olmak­la birlikte bu alanın sınırları daraltıldı­ğında Eliade’ın bir fenomenolog olduğu görülür. Bütün din fenomenologları gibi o da “reductionisme”e (dinleri bir ana ge­lişim noktasına indirgeme) ve bundan do­layı da evrimciliğe karşıdır. Bununla bir­likte Eliade’ı bir gelenekçi (traditionalist) olarak düşünmek de yanlıştır.

Eliade’ın son yüzyıl dinler tarihçiliğine yaptığı en büyük katkılardan biri, din araştırmalarını spesifik ve sadece geç­mişle ilgili çalışmalar olmaktan çıkarma çabasındaki başarısıdır. Eliade, özellikle mit kavramını kullanarak çağdaş dünya­daki yaşama kalıplarının gerçekte ne ka­dar eski mitlerle ilgili ve geçmişe dayalı olduğunu göstermeye çalışır. Ona göre Marksizm’in proleter hâkimiyeti kavramı ile mesîh İnancı, yarı çıplak giyinme ile “Âdem kompleksi” arasında bir ilişki var­dır. Amerika’nın keşfi Colombus’un “Eden cennetrni arama çabasının ürünüdür. Bütün bu çağdaş mitler şu anın ve gele­ceğin dünyasını anlamaya ışık tutmakta, mitolojinin ne kadar önemli ve canlı bir bilim dalı olduğunu göstermektedir.

Çalışma alanını fenomenoloji ve mit­lerle sınırlayan Eliade’ın İslâm konusun­da ciddi bir incelemeye girmediği görül­mektedir. Onun İslâm tarihine yer ver­diği tek çalışması A History of Religioas /deas’dır. Üç ciltlik genel dinler tarihi mahiyetinde olan bu eserin III. cildinde zorunlu olarak İslâm düşüncesine de yer ayırma ihtiyacını duymuştur (s. 62-85, 113-152). Bu metinlerde herhangi bir ori­jinal görüş yoktur. Kaynakların Arapça değil çoğunlukla Fransızca ve İngilizce’­den seçilmiş olması da Eliade’ın İslâm düşüncesini kendi çalışma alanı içerisin­de kabul etmediğinin bir göstergesidir. Fenomenolojide yoğunlaşması herhalde onu bundan alıkoyan bir unsurdur.

Müslümanlığın ortaya çıkışını işlerken açık olmasa bile geleneksel şarkiyatçı ba­kış açısıyla İslâm’ı Yahudilik ve Hıristi­yanlığın bir versiyonu olarak görür. Ta­rihî perspektif içinde İslâm’la ilgili ver­diği bilgilerde İslâm’a karşı tarafsız ol­mayan Tor Andrea, Regis Blachere, Ric-hard Bell gibi şarkiyatçıların eksik ve yan­lış fikirlerinden faydalanan Eliade Lât, Menât, Uzzâ ile ilgili klasik Batı görüşü­nü nakletmekte, Peygamber’in Hira’da-ki inzivasında bazı hıristiyan keşişleri­nin, ayrıca İslâmî tebliğde çeşitli hıristi­yan mezheplerinin tesirini ileri sürmek­tedir. Hz. Muhammed kendisinin pey­gamber olduğuna samimi olarak inan­mış olmakla birlikte âyetlerin muhteva­sından onun yerel Arabistan dinlerinden etkilendiğini, vahiylerde bolca yahudi ve hıristiyan motiflerinden faydalandığını, Hz. îsâ’nın çarmıha gerilmesi konusun­da Doketikler’in, Meryem’in tanrılaştırılmasi konusunda ise Habeşistan hıris-tiyanlarının tesirinde kaldığını, imanlı şehidlerin hemen cennete gideceği motifini de Nestûrîler’den aldığını, hadisle­rin büyük oranda mitsel anlatımlara da­yandığını ileri sürmektedir. Öte yandan Eliade Hz. Muhammed’in peygamberli­ğinin orijinalliğini de kabul etmiş; İslâm dininin kilise kurmaması, ruhban sınıfı oluşturmaması, ibadet için mabedi şart koşmaması, zühd ve keşişliği teşvik et­memesi gibi yönleriyle diğer iki mono­teist dine göre daha sade olduğunu be­lirtmiştir.

Eliade, İslâm’ın erken dönemlerinden sonra iki bâtını hareket olarak Şiîlik ve sûfıliğe yönelir. H. Corbin’in yolundan gidip Şiîliği esoterik İslâm geleneği ola­rak kabul eder. Ona göre sûff doktrini Şiîlik’le paralelse de Sünnî ekole yakın­dır. Sûfîltkte neoplatonist gnostik ve Ma-niheist etkiler mevcuttur. Kelâm ve sû-fîliğin birleştiricisi olarak Gazzâlî’yi gö­rür. Gazzâlî’de de gnostik etkiler kısmen mevcuttur. İslâm felsefesi İbn Sînâ. Fârâbî ve İbn Rüşd ile en üst seviyesine ulaşmıştır.

Geleneksel ve bilinen bir tarz içerisin­de İslâm konusuna temas eden Eliade’ın İslâm’a dair verdiği bilgilerde tatmin edici olmadığı açıktır. Bununla birlikte onun Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi diğer monoteist dinleri de aynı şekilde incele­miş olduğu hatırlanmalıdır. Bunun se­bebi, muhtemelen mukayeseli ve feno­menoloji ağırlıklı çalışmasının getirdiği teknik bir zorunlulukta aranmalıdır. Ken­disini bir şarkiyatçı olarak değerlendir­mek anlamsızdır.

Çağdaş düşünce dünyasında Eliade’ın önemi, psikolojik ağırlıklı birkaç romanı bir yana. fenomenolojiyi kullanarak ev­rimci bakış açısına getirdiği eleştiri ve bundan dolayı da dinlerin daha ciddiye alınması gerektiği yolunda yaptığı gizli propagandanın faydasında aranmalıdır. Ayrıca onun materyalizme yönelttiği dolaylı tenkit de dinî çevrelerde işe yara­mıştır. Dinler tarihi alanındaki teknik ola­rak önemi İse dinler tarihi çalışmalarını kullanılabilir, canlı, pragmatik ve kısmen tecrübî bir hale getirmesindedir. Eliade’ın bu alanda çok sayıda eseri vardır.