Mimar Hayreddin Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

58

Mimar Hayreddin XV. yüzyıl sonları ile XVI. yüzyıl başlarında yaşayan Osmanlı mimarı.

İstanbul’un fethinden sonra Mimar Si­nan’a gelinceye kadar faaliyet gösteren mimarlar arasında yer alan Hayreddin hakkında kaynaklarda bilgi yoktur. Th. Menzel. Türk tarih müelliflerinin her va­kıf müessesesinden, manzum tarih dü­şüren her şairden ve her hattattan sita­yişle bahsettikleri halde mimari şaheser­ler vücuda getirmiş olanların isimlerini nadiren zikretmeleri, bunların hal tercü­meleri hakkında ise hemen hiç malumat vermemeleri sebebiyle Mimar Hayreddin’in yaptığı işlerin meçhul kaldığını söy­ler. Hayreddin’in, Murad adında bir mimarın oğlu ve genellikle Beyazıt Camii’ni yapan usta olduğu, hat­ta Osmanlı mimarisindeki yenilikleri mey­dana getirdiği kabul edilir. Beyazıt Camii’-nin mimarı olduğuna dair tek kayıt, Ayvansarâyî’nin XVIII. yüzyılın sonlarına doğ­ru yazdığı Hadîkatü’l-cevûmi’öe yer al­maktadır. Burada geçen “Sultan Bayezid’in mimarı” ifadesinden, Hayreddin’in bu camiyi yapmış olduğu anlamı çıkarıla­bileceği gibi sadece II. Bayezid dönemi­nin (1481-1512] mimarlarından biri oldu­ğunu anlamak da mümkündür.

Rıfkı Melûl Meriç, Beyazıt Camii ve mi-marıyla ilgili olarak yayımladığı bir maka­lede, İstanbul Belediyesi Atatürk Kitap-lığı’ndaki (Muallim Cevdet, nr. 0.71) bir kayda dayanarak bu caminin mimarının Ya’küb Şah b. Sultan Şah olduğunu ileri sürmüştür. Ancak Beyazıt Camii Mimar Hayreddin’in eseri olmasa bile Hayred­din’in bu padişah zamanında yapılan ba­zı binalarda katkısı bulunmalıdır. Beyazıt Camii ve Külliyesi 906-911 (1500-1505) yıllan arasında inşa edilmekle beraber 1509’da İstanbul tarihinin en şiddetli depremlerinden biri olmuş ve pek çok bina yıkılmıştır. Bunlardan bir kısmının yeniden yapılması sırasında Mimar Hay-reddin’e de görev verilmiş olması kuvvet­le muhtemeldir.

Ayvansarâyî’nin verdiği bilgiye göre Mi­mar Hayreddin, İstanbul’da Çarşıkapı semtinde Sinan Paşa Türbesi karşısında kendi adına bir mescid yapmış, vefat et­tiğinde “mukabilinde olan Sinan Paşa’nın türbesi haricinde” gömülmüştür. Bu ifa­deden, kabrinin Sinan Paşa Medrese ve Türbesi yanındaki hazîrede olduğu anla­mı çıkar.

953 (1546) tarihli İstanbul Vakıfları Tahrir Defterinden öğrenildiğine göre, “Üstad Mimar Hacı Hayreddin” mahalle­sindeki mescidinin vakfiyesi 894 (1489) yılında Mevlânâ Hamîd b. Efdal imzasıyla kayda geçmiştir. Buna göre Hayreddin. |[. Bayezid’den önce daha Fâtih Sultan Mehmed döneminde bir vakıf kurabile­cek imkâna sahip tanınmış bir şahsiyet olmalıdır. Bu mescidin evkafı olarak At-pazan’na komşu Bezzâzistan yakınında on altı hücre (yangından beri harap), mes-cid yanında on üç hücre ile üç dükkân, ay­nı çevrede on bir hücre ve on dükkân gös­terildiği gibi imam ve müezzine verilecek ücretlerle diğer harcamalar da tesbit edilmiştir.

Mimar Hayreddin Mescidi, İhsan Erzi’nin Hadîkatü’l-cevâmi’ın bir yazma nüshasından naklettiğine göre bir yan­gında harap olmuş ve Mansûre defterda­rı Nâfız Efendi tarafından ihya edilmiş­tir. Bugün ana caddenin kenarında görü­len ve belirli bir üslûbu olmayan, tuğla­dan fevkani olarak inşa edilmiş Mimar Hayreddin Camii, herhalde Divanyolu cad­desi genişletildiğinde bir daha yıkılarak bu şekliyle 1316’da (1898-99) II. Abdülhamid tarafından yeniden yaptırılmıştır. Zamanla meydana gelen bu değişiklikler içinde Mimar Hayreddİn’in kabri de kay­bolmuştur. Bu arada üzerinde durulma­sı gereken bir husus. Mimar Hayreddin vefat ettiğinde Sadrazam Koca Sinan Pa­şa Külliyesi henüz yapılmadığına göre (in­şası 1593) onun nereye gömüldüğüdür. Hadîkatü’l-cevâmi’tn kaleme alındığı XVIII. yüzyıl sonlarında kabri niçin karşı­daki kendi mescidinin naziresinde değil de burada bulunuyordu.

Hayreddin’i Sultan Bayezid döneminin mimarları arasında zikreden ikinci kay­nak ise çok geç dönemin tarihçilerinden Tayyârzâde Atâ Bey’in (Ö. 1880’den son­ra) Tdri/ı’idir. Burada II. Bayezid’in İstan­bul, Bursa, Edirne. Amasya, Osmancık, Geyve ile Gediz’de yaptırdığı binaların “Mimar Hayreddin Çelebi mübâşeretiyle inşâ edildikleri” bildirilmiştir, An­cak bu iddiayı destekleyecek bir belge yoktur. Yalnız Bursa Şer’iyye Sicillerin­de^ bir kayıt, oradaki Beyazıt Kervansa-rayı’na (Pirinç Hanı) Mimar Hayreddİn’in 914’te (1508-1509) “dâimi meremmetçi” (bakım ve tamirden sorumlu kimse) olarak tayin edildiğini bildirir. 13 Cemâziyelâhir 917’de {7 Eylül 1511) İstanbul’­da suyolcubaşı olan Hayreddİn’in de Mi­mar Hayreddin olduğu sanılmaktadır. Ka­nunî Sultan Süleyman’ın ilk yıllarına ait mimarların adlarını veren “Cemâat-i Mi-mârân” adlı listede adının bulunmayışı ise onun artık vefat etmiş olduğuna delil sayılır. Rıfkı Melûl Meriç. Mimar Hayreddİn’in yaptığı eserler hususunda tahmine dayanan bazı id­dialar ileri sürerek başta Amasya ve Edir­ne’deki Sultan Beyazıt külliyeleri olmak üzere birçok eseri onunla ilgili göstermiş­tir. Bu arada, Mimar Hayreddİn’in Mimar Murad’ın oğlu olduğu yolundaki görüşü de bu ustanın sadece Hızır Bâlîile İbrahim adlarında iki oğlunun adının bilindiğini söyleyerek reddeder.

Mimar Sinan’ın yaptığı eserlere dair bilgi veren Tezkiretü’I-bünyân’n önsö­zünde, “Tarz-ı mi’mârî-i Osmânî’de en zi­yade ta’dilât ve ilâvat ve ıslâhat icra eden zat dahi İstanbul’daki Bayezid Camii’ni inşa eden mi’mâr-ı şehîr Hayreddin rah-metullâhi aleyhtir” denildiğine işaret eden A. Süheyl Ünver. hayli karışık olan bu ko­nunun çözüm beklediğini de söyler. Fa­kat Tezkiretü’l-bünyân’i (İstanbul 1315) yayımlayan Ahmed Cevad Bey’in hiçbir kaynak göstermeden birtakım görüşler ortaya attığı bu mukaddimesinin güve­nilir bir kaynak olmadığını belirtmek ge­rekir. Süheyl Ünver’in Mimar Hayreddin hakkındaki makalesinin yayımlanması­nın üzerinden yetmiş beş yıl geçmesine rağmen bu ustanın hayatı ve eserleri hâ­lâ tam olarak aydınlanmış değildir.

TDV İslâm Ansiklopedisi