Michel Foucault – Doğruyu Söylemek

Michel Foucault – Doğruyu Söylemek

Parrhesia Sözcüğü

Parrhesia Sözcüğü Yunan edebiyatında ilk kez Euripides’te karşımıza çıkar. (s. 9)

Parrhesia İngilizce’ye genellikle “free speech” (özgür konuşma), Fransızca’ya “franc-parler” (açıksözlülük), Almanca’ya da “freimüthigkeit (açıksözlülük) şeklinde çevrilir. Parrhesiazomai ya da Parrhesiazesthai, Parrhesia kullanmak anlamına gelir. Parrhesiastes ise Parrhesia kullanan, yani hakikati söyleyen kişiyi işaret eder.

Etimolojik olarak Parrhesiazesthai –ki pan (her şey) ve rhema (söyleyen) sözcüklerinin birleşiminden oluşur- “her şeyi söylemek” anlamına gelir. (s. 10)

Parrhesia sözcüğü, konuşmacıyla söylediği şey arasındaki bir ilişkiye gönderme yapar. (s. 10/11)

Parrhesiazesthai “hakikati söylemek” anlamına gelir. Peki Parrhesiastes doğru olduğunu düşündüğü şeyi mi söyler, yoksa gerçekten doğru olan şeyi mi?

O şeyin doğru olduğunu bilmesi, o şeyin gerçekten de doğru olmasından kaynaklanır. (s. 12)

Eğer Parrhesiastes’in dürüstlüğü konusunda herhangi bir “ispat” varsa, bu cesaretten başkası olamaz. Bir konuşmacının tehlikeli –çoğunluğun inandıklarından farklı- bir şey söylemesi, o kişinin Parrhesiastes olduğunun güçlü bir işaretidir. Bir kişinin hakikat anlatıcısı olup olmadığını nasıl bileceğimiz sorusunu sorduğumuzda, iki soru sormuş oluruz. Birincisi, belli bir kişinin hakikat anlatıcısı olduğunu nasıl bilebiliriz; ikincisi, Parrhesiastes olduğu iddia edilen kiş,, inandığı şeyin gerçekte hakikat olduğundan nasıl emin olabilir. (s. 13)

Bir insan, ancak hakikati söylemenin risk ya da tehlike arz ettiği durumlarda Parrhesia kullanıyor sayılır ve Parrhesiastes olarak kabul görmeyi hak eder. (s. 13/14)

Parrhesiastes risk alan bir insandır.

Parrhesia tehlike karşısındaki cesaretle ilintilidir. (s. 14)

Parrhesia bir başkasına ya da kişinin kendisine yönelik bir eleştiri biçimidir. Ancak bu eleştiri daima konuşmacının ya da itirafçının dinleyiciye oranla aşağı konumda bulunduğu bir durumda gerçekleşir. (s. 15)

Parrhesia’da konuşmacı özgürlüğünü kullanır ve kandırma yerine dürüstlüğü, sahtelik ya da sessizlik yerine hakikati, hayat ve emniyet yerine ölümü, yaltaklanma yerine eleştiriyi, kendi çıkarını koruma ve ahlaki kayıtsızlık yerine ahlaki ödevi tercih eder. (s. 17)

Diyalog Parrhesia oyununun oynanmasında temel tekniklerden biridir. (s. 18)

Parrhesia’nın ortaya çıktığı yer agoradır.

Helenistik dönemde, Helenik monarşilerin yükselişiyle beraber bu siyasi anlam değişir. Bu kez Parrhesia hükümdar ile danışmanları ya da maiyeti arasındaki ilişkide merkezi konum kazanır. (s. 19)

Euripides’te Parrhesia

İon ve Orestes’te Parrhesia son derece önemli bir role sahiptir.

“kim hakikati söyleme hakkına sahiptir, kim bunu bir ödev olarak görür ve kim kendinde bunu yapacak cesareti bulur?” (İon) (s. 22/23)

Eğer özgür konuşma hakkına sahip değilseniz, iktidarın hiçbir türünü kullanmanız mümkün değildir. (s. 24)

“En cesur ruhlu insanı köle yapacak tek bir şey vardır, o da anne ya da babasının yaptığı utanç verici bir şeyin sırrına haiz olmaktır.” (Hyppolytos) (s. 25)

Yunan-Roma dünyasında yaşamış hükümdarların siyasi hayatlarında görece önem kazanmış olan Parrhesia Sözleşmesi’nin ne olduğuna değinelim.

Parrhesia Sözleşmesi fikri, sitenin en iyi ve en dürüst vatandaşına bahşedilen özel bir ayrıcalık olarak Parrhesia fikriyle ilintilidir.

Sözleşme, onun konuşarak aldığı riski azaltmayı amaçlar. (s. 27)

Bu oyunda (Ion) hakikate dair kehanetlerin açık biçimde Delphoi’den Atina’ya kaydığını görürüz. Artık Atina hakikatin göründüğü yerdir. Ve bu kaymanın bir parçası olarak, hakikat artık (Delphoi’de olduğu gibi) insanlar için tanrılar tarafından açığa çıkarılmaz, Atina tarzı Parrhesia yoluyla insanlar tarafından insanlar için açığa çıkarılır. (s. 31)

Her şeyin açığa çıktığı bu son anda bile Apollon ortaya çıkmaya ve hakikati söylemeye cesaret edemez. O gizlenir, onun yerine Athena konuşur.

Apollon ölümlülere hakikati söylemekle yükümlü olan kehanet tanrısıdır. Ancak o, suçundan dolayı utanç duyduğu için bu rolü oynayamayacak haldedir. (Ion) (s. 36)

Orestes

Bu metin ilginçtir, çünkü Euripides’te Parrhesia sözcüğünün aşağılayıcı anlamda kullanıldığı tek pasaj buradadır. (s. 47)

Authuroglossos olduğun zaman logos’un ve hakikate erişmek için bir vasıta olan akılcı konuşmanın değerini göz ardı edersin. Bu nedenle authuroglossos, Parrhesia’nın aşağılayıcı anlamıyla neredeyse eşanlamlı ve Parrhesia’nın olumlu anlamının tamamen karşıtıdır.

O halde Parrhesiastes karakterinin çözmesi gereken sorunlardan biri, söylenmesi gerekenin söylenmemesi gerekenden ayırt edilmesidir. (s. 52/53)

Parrhesiastes’in hakikatle olan ilişkisi katıksız dürüstlükle ya da salt cesaretle kurulmaz, çünkü bu ilişki artık eğitim ya da daha genel bir deyişle bir tür kişisel terbiye gerektirir.

Ve bu sorun sofistlik sorunuyla aynı dönemde ortaya çıkmıştır. (s. 60)

Demokrasinin temelinde, demos’un, yani halkın güç kullandığı ve herkesin hukuk önünde eşit olduğu bir politeia, yani yönetim biçimi vardır. Ancak böyle bir yönetim biçimi en kötüsü de dahil olmak üzere her türlü Parrhesia biçimine eşit yer ayırmakla suşlanır. Parrhesia hakkı en kötü vatandaşa dahi tanındığı için, kötü, ahlaksız ya da cahil konuşmacıların etkilerinin artması, vatandaşlık sisteminin tiranlığa dönüşmesine ya da şehrin başka yollarla tehlikeye sokulmasına yol açabilir. (s. 63)

“Serbestlik ve özgür konuşma (Parrhesia) her yerde geçerlidir; herkes ne isterse yapmak konusunda özgürdür. Hal böyleyken, her bir kişi kendi hayat tarzını kendi hazlarını gözetecek şekilde düzenler.” (Devlet, 557b) (s. 68)

Parrhesia kullanımının içerimlediği üç tür insan ilişkisini birbirinden ayırmak istiyorum.

Daha keskin bir ifadeyle, cemaat yaşamının bir öğesi olarak Parrhesia’ya Epikurosçular tarafından büyük önem atfedilirdi; bir kamu etkinliği ya da kamu gösterisi olarak Parrhesia hem Kinizm, hem de Kinizm ile Stoacılığın bir karışımı olan felsefe tarzı için önemli bir ögeydi; ve kişisel ilişkilerin bir ögesi olarak Parrhesia gerek Stoacılıkta, gerekse Plutarkhos gibi yazarlarda rastlanan türden genelleşmiş ya da yaygınlaşmış Stoacılıkta daha sık karşımıza çıkar. (s. 87)

Kinikler tarafından kullanılan üç temel Parrhesia ilkesi şunlardır: (1) Eleştirel vaazlar; (2) skandala yol açacak davranışlar ve (3) benim “kışkırtıcı diyalog” adını verdiğim şey. (s. 95)

Vaaz halihazırda bizim toplumumuzda uygulanan başlıca hakikati söyleme biçimlerinden birisidir ve hakikatin sadece toplumun en iyi üyelerine ya da özel bir gruba değil herkese söylenmesi ve öğretilmesi gerektiği düşüncesini içerir. (s. 96)

Bir Pohpohçuyu Bir Dosttan Ayırt Etmenin Yolları

Neden kişisel yaşamımızda Parrhesiastes, yani hakikat anlatıcısı rolünü üstlenen bir dostumuzun olmasına ihtiyaç duyarız? Plutarkhos’un verdiği gerekçe, genellikle kendimize yönelik hakim ilişki biçiminden, yani philautia ya da kendini sevme ilişkisinden hareket eder. Bu kendini sevme ilişkisi, bizim için, ne olduğumuz hakkındaki sürekli bir yanılsamanın zemini olur. (s. 107)

Gerçek bir hakikat anlatıcısının söyledikleriyle davranış biçimi arasında bir uyum söz konusudur. (s. 109)

Platon, aşık insanın, aşk nesnesi söz konusu olduğunda kör olduğunu söyler. O halde eğer herkes en çok kendisini seviyorsa, insan kendisi söz konusu olduğunda kördür… (s. 112)

Söylediklerinin doğru olmasında değil, konuştuğun kimsenin bu doğruya katlanabilecek olmasına da dikkat et. (s. 117)

Bütün erdemlerin başlangıçta zayıf olduğunu, sağlamlık ve gücün zamanla geliştiğini söylemene gerek yok hiç.

Hem kötü, hem de iyi şeylerde, uzun süreli ilişki aşka yol açar. (s. 122)

İyi niyet zayıflığının eşliğinde yaşıyorum hep. Aslında yavaş yavaş zeminimi yitirmekten ya da beni daha da kaygılandıran bir şeyden, hep düşmenin sınırındaki biri gibi asılı kalmaktan ve belki de hissettiğimden daha kötü bir durumda olduğumdan korkuyorum; çünkü kendimizle ilgili özel konularda hoşumuza gidecek bir görüşe sahip oluruz ve taraflılık her zaman için yargı vermemize mani olur.

Kim kendine hakikati söylemeye cüret edebilir ki? (s. 125/126)

Sorunsallaştırma sürecinde düşünce ile gerçeklik arasında bir ilişki vardır. (s. 138)

Çeviren: Kerem Eksen

Ayrıntı Yayınları, 2005