MEZHEP, TARİKAT, MEŞREP

206
PAYLAŞ

MEZHEP, TARİKAT, MEŞREP

Mezhep, tarikat ve meşrep kavramlarının sosyolojik boyutlarım Türkiye’den örneklerle açıklayabilmek.

Mezhep, tarikat ve meşrep kavramları özellikle dinsel toplumlardaki dinî, siyasi ve entelektüel ayrışmaları ifade etmek için kullanılmaktadır. Kuşkusuz mezhep kav­ramının bölünme, ayrışma ve farklı usuller etrafında sosyo-kültürel bağlamlardan beslenen bir yapı tarzında oluşmaları sadece İslamiyet’e özgü bir gelişme değildir. Hemen her dinde mezhepsel yönelimlere rastlamak mümkündür. Bu farklılaşmayı sadece mezhep temelinde değil, tarikat ve meşrep temelinde de gözlemlemek mümkündür.

Mezhepler yapılarına göre heterodoksi ve ortodoksi şeklinde iki kategoride ele alınmaktadır. Ortodoksi içerisinde ele alınan mezhepler dinsel geleneğin temel karak­teristiklerini temsil etmeyi sürdüren ancak bazı konularda birbirinden farklı yapılara sa­hip olan akımlarken heterodoksi içerisinde yer alan mezhepler dinsel geleneğin ana gövdesinden uzaklaşmış, Ortodoks tarafından temsil edilen dinin temel karakteristik­lerini terk etmek ya da onu yeniden yorumlamak suretiyle yeni bir gelenek oluşturmuş olan “ekstrem” akımlardır. Ortodoks mezhepler, ilgili dinin ana gövdesini oluştururken heterodoksiler bu gövdeden ayrılmış yorumlar olarak bilinmektedirler.

Mezhep, bir veya birkaç meselede kendine has bir anlayış geliştirip başkaları­na muhalefet eden kimse ya da kimselerin oluşturduğu basit bir olgu olmayıp her­hangi bir dinî benimseyen bir zümrenin bütün fikir ve amel tarzları ile töre, âdet ve geleneklerinin bütününü ifade eder. Sözlükte “gitmek” anlamındaki zehâb kö­künden hem masdar hem de “gidecek yer ve yol” manasında mekân ismi olan mezheb kelimesi, İslami gelenekte terim olarak “dinin asli veya feri hükümlerinin dayandığı delilleri bulmakta ve bunlardan hüküm çıkarıp yorumlamakta otorite sa­yılan âlimlerin ortaya koyduğu görüşlerin tamamı veya belirledikleri sistem” şeklinde tanımlamaktadır. Tanımda yer alan aslî hükümler dinin inanç esaslarını, fer’î hü­kümler ise ibadetler ile insanlar arası münasebetleri kapsamaktadır. İman esaslarını konu edinen mezhepler itikadi, diğerleri de fıkhı mezhepler diye isimlendirilmiştir.

Genelde mezhepleşme hareketlerinin özellikle de inanç temelli mezhep hare­ketlerinin ortaya çıkışının arka planında siyasal/sosyal çekişmelerin ve kültürel yozlaşmaların önemli bir rolü olmuştur. İslam toplumlarında mezheplerin ortaya çıkışı tartışılırken her şeyden önce, toplumun genişlemesine paralel olarak ortaya çıkan yeni sorunlara, İslamın temel kaynaklarından cevaplar aramak doğrultusunda ortaya konan farklılaşmalara dikkat etmeyi gerektirir. Bu nedenle İslam’da mezhep­ler dinin temelinde olan kurumlar değil, İslami yaşama konusunda müslümanlara yardımcı olan, ona yeni birtakım modeller sunan içtihatlara dayalı yollardır.

Bununla birlikte İslam geleneğinde farklı fıkıh sistemleri genellikle mezhep, si­yasal ve itikadi sistemler ise fırka ya da nihle şeklinde adlandırılmaktadır. Ancak “fırka” terimine hiç başvurmaksızın bu ayrımı siyasal, itikadi ve fıkhı mezhepler bi­çiminde tanımlayan yaklaşımlar da vardır. İslam toplumlarında siyasal sorunlarla il­gili olarak ortaya çıkan ilk iki mezhep ya da fırka Şia ile Hariciyedir. Bunları izle­yen başlıca itikadi mezhepler Cebriye, Mutezile ve Murcie olmuştur. Bu akımlar karşısında, İslam toplumunun Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat adıya anılan büyük bir ço­ğunluğunun inanç ve uygulamaları Sünni bilginlerce sistemleştirilmiş, bu kol da Selefiyye, Eş’ariyye ve Maturidiye adıyla üç itikadi mezhep biçiminde gelişmiştir. Ehl-i Sünnet içindeki başlıca fıkıh mezhepleri ise Hanefilik, Şafiilik, Hanbelilik ve

Malikiliktir. Sünni kesimde ortaya çıkan Evzailik ve Zahirilik gibi fıkıh mezhepleri de kendilerine taraftar bulamadıkları için günümüze kadar ulaşamamışlardır.

Tarikat, İslam kültür ve literatüründe daha çok tasavvufi bağlamlarda kullanı­lan bir kavramdır. Arapçada yol anlamında kullanılan kavram, tasavvufta Tanrı’nın doğrudan bilgisine götürdüğüne inanılan manevi bir yol olarak görülmektedir.

Mezhep kavramında olduğu gibi tarikat kavramında da sosyal teolojinin, entelektüel ilgilerin ve dinsel duyarlılıklarla ilişkilendirilen topumsal itiraz ve ikazların önemini gözardı etmemek gerekir. Gerçekten de erken dönem tasav­vuf hareketlerinin çoğu İslam toplumunda başlayan yozlaşmaya gösterilen tep­kilerin sonucu olarak değerlendirilebilir. Uzunca bir süreç içinde sistematik bir yapıya kavuşan tasavvufun giderek sadece bir disiplin olmanın ötesinde bir usul ve yönteme hatta felsefi/irfani bir derinliğe fırsat veren yönelimleri içinde de tarikatlar ortaya çıkmıştır. İslam geleneğinde mezhep neyse aslında tasavvuf geleneğinde de tarikatlar aynı anlamları içerir. Bir anlamda tarikat tasavvuftaki yol ve yordam ayrışmasını yansıtmaktadır.

Tarikat, İslam geleneğinde tasavvuf düşüncesini esas alan ekollerin her biri için kullanılan bir kavramdır. Tasavvuf edebiyatında üç ayrı dönemden söz edilir. Bun­lar kronolojik sıralamaya dikkat edildiğinde zühd, tasavvuf ve tarikat dönemlerini kapsar. Zühd dönemi olarak bilinen devrin bitmesini müteakiben tasavvuf dönemi başlamış (9. 10 ve 11. yüzyıl), bunu hâlihazırda var olan tasavvuf düşüncesinin sis- tematikleşip kurumsallaşması ve zikir, çile, şeyh, halife, mürid, mürşit, biat, rabıta, icazet vb. kavramların ortaya çıkması izlemiştir. Böylece tasavvuf düşüncesinin ön­de gelen temsilcileri tarafından çeşitli ekoller oluşturulmaya başlanmıştır. Bunun sonucunda birçok tarikata ortaya çıkmış, bunların sayısı her geçen gün hızla çoğal­mıştır. Zamanla dergâh, tekke, zaviye ve ribat gibi çeşitli tarikat merkezleri ve tari­katlara bağlı olan kişiler arasındaki hiyerarşik yapılanmalar ortaya çıkmıştır. Tari­kat merkezleri, sadece tasavvuf düşüncesinin işlendiği merkezler olarak değil tari­katların özelliğine göre birer eğitim kurumu ya da kültür ve sanat merkezleri ola­rak da işlev görmektedir. Tarikatlar ve tarikat yapılanmaları Tekke ve Zaviyeler Ka­nunu çerçevesinde yürürlüğe giren Devrim Kanunları gereğince yasaklanmıştır. Bununla birlikte Türkiye’de pek çok tarikat varlığını fonksiyonel düzeyde sürdür­meye devam etmektedir.

Yaratılış, huy, karakter, mizaç anlamlarında kullanılan meşrep kavramı da ki­şinin hangi dinî inanç, mezhep ya da tarikat içinde olursa olsun değişmeyen özel­liklerini vurgulamak için kullanılmaktadır. Kişinin davranış biçimi, dahil olduğu toplumsal grup içinde önemli ölçüde korunmaktadır. Mizacın kalıcı bir karakter özelliği olarak yer aldığı kişilik yapılanmasında meşreple mevcut yapı arasında kayda değer bir buluşma gerçekleşmektedir.

Eğilim anlamında kullanılan meşrep İslam kültür dairesinde mü’minlerin ilgi duyduğu, sempatiyle karşıladığı ya da yakın durduğu söylem ve uygulamalar için­deki öznel farklılıklarını kapsamaktadır. Dinî bağlamda herhangi bir mü’minin hangi mezhep ya da tarikata mensup olursa olsun kendi bireysel ya da toplumsal aidiyetinden bağımsız olmaksızın belirlediği kimi özellikleri, dinî eğilim ve tercih­lerinde etkili olmaktadır. Dolayısıyla aynı dinî ya da ideolojik görüşleri paylaşanlar arasında bile, huy ve yaratılıştan kaynaklanan kimi özellikler nedeniyle birtakım görüş farklılıklarına ratlamak mümkündür. Kişisel özellikleri özellikle kültürel ve enteleküel bilgi kaynaklarının kısıtlılığı ya da çeşitliliği, o kişinin bağlı bulunduğu düzlemdeki konumunu farklılaştırmaktadır. Kişinin örneğin sufi meşrep olması, eğilimlerinin radikal ya da munis olması bu çerçevede değerlendirilir.