Mevlana Müzesi -Konya- Tarihçesi, Ne Zaman Yapılmıştır, Özellikleri, Hakkında Bilgi

80

Mevlânâ Müzesi. Konya’da Mevlânâ Külliyesi’nde tekkeye ait eserlerin sergilendiği müze.

1928 yılında tekke ve zaviyeler kapatıl­dıktan sonra Mevlânâ Dergâhı derviş hüc­releri, mutfak gibi bütün müştemilâtı ve içeride bulunan madenî evani. halı, ku­maş, giyim kuşam eşyası, müzik aletleri, hat eserleri, zengin kütüphanesindeki yazmalar gerçek mekânlarında sergilen­mek suretiyle bir müze haline getirilerek Konya Müzeler Müdürlüğü’ne bağlanmış­tır. Başvekil İsmet Paşa (İnönü) ve Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey’in (Tanrıöver) talimatları üzerine İstanbul Müzeleri Mü­dürü Halil Ethem (Eldem) ile Maarif Ve­kâleti Hars Dairesi Kütüphaneler umum müfettişi Hamit Zübeyr Bey’in (Koşay) buradaki incelemeleri sonucunda dergâ­hın müzeye dönüştürülmesinin uygun olacağı 1 Eylül 1926 tarihinde kararlaştı­rılmış ve Mevlevî Dergâhı Konya Âsâr-ı Atîka Müzesi adıyla 2 Mart 1927’de tö­renle hizmete açılmıştır. Müdür Mehmet Yusuf (Akyurt), dergâhın avlusunda yeni düzenlemeler yaparak Müze-i Hümâyun deposundaki arkeolojik eserleri de bura­ya getirip sergilemiştir. Konya’ya sık sık gelen ve şehirdeki tarihî eserlerin duru­muyla ilgilenen Atatürk, Mevlânâ Müze-si’ni ziyaret etmiş ve takdirlerini hâtıra defterine yazmıştır. 1953 yılında burada­ki arkeolojik eserler İplikçi Camii’ne ta­şınmış, bir yıl sonra yeniden düzenlenen dergâh Mevlânâ Müzesi adını almıştır.

Dergâhın değişik bölümlerinde bazan o bölümün aslî fonksiyonuyla ilgili eser­ler, bazan da farklı eserler sergilenmek­tedir. Nitekim Hürrem Paşa, Mehmed Bey, Hasan Paşa, Sinan Paşa ve Murad Paşa kızı Fatma Hatun türbelerinin bu­lunduğu müze avlusunun batısındaki dervişanla hâmûşan kapılarının önündeki alanda Osmanlı dönemine ait kitabeler teşhir edilmektedir. Bunlar arasında der­gâhtaki derviş hücrelerine ait 992 (1584) tarihli kitabe ile 1901 tarihli Müze-i Hü­mâyun kitabesi de vardır. Dergâh hazîre-sinin kuzey ve doğusunda duvarlara da­yalı olarak form, yazı ve süsleme bakımın­dan sanat değeri taşıyan çok sayıda Mev­levî mezar taşı sergilenmektedir.

Şeb-i arûs havuzunun güneyinde yer alan matbah-ı şerifte ocakların bulundu­ğu seviyede ortada iki manken yardımı ile “kazancı dede” ve “pazarcı dede” Öz­gün kıyafetleri içinde sembolleri olan kep­çe ve pazarcı maşası gibi eşyalaria canlandırılmıştır. Köşedeki seki üzerinde yağ ve su kazanları, ibrik, leğen, lenger gibi mutfak eşyası teşhir edilmektedir. Mut­fak girişinin solundaki nevniyaz hücresin­de tarikata girmek niyetiyle dergâha yeni gelen ve dervişliğe kabul karan üç gün zarfında veriiecek olan adayın mutfakta­ki çalışmaları ve eğitimi gözleyebilmesi için saka postu üzerinde oturması da bir mankenle temsil edilmiştir. Birkaç mer­divenle çıkılan somat (yemek) ve semâ tâ­lim yerinde de Mevlevî yemek sofrası, se­mâ tâlim edenler, kahve içen dedeler teş­hir edilmiştir. Böylece Mevlevîlik’te 1001 gün çile çekilen bir yer olan mutfak bü­tün yönleriyle göz önüne serilmiştir.