Meşruiyet

Bir toplumun statüye dayalı hiyerarşi düzeni meşruiyetini ispat etmiş olmalıdır. Meşruiyet, bir toplumda mevcut sosyal düzenin temel normlarına dair bir karşılıklı sözleşme ve uzlaşmanın var olması demektir. Diğer bir ifade ile, toplumun sosyal ve politik problemlerini çözmede toplumda mevcut tek tek gruplar içinde ve gruplar arasında, ortak bir kabul veya inancın bulunmasıdır.
Meşruiyet aynı zamanda değer atfedici bir özellik taşır. Şayet bir inanç teker teker grupların telakki tarzlarında (değer atfetme ve ideoloji) ya da toplumla üyeleri arasında bir uyum meydana getirebilmiş ise meşru veya gayri meşru olarak sosyal bir fonksiyon sistemi ortaya çıkar. Bunun için bir toplumda amaçlara varmanın herkesçe kabul edilmiş yolunun ne olduğunun bilinmesi gerekir. Bu anlamda meşruiyet, grup üyelerinin belli bir çoğunluğu tarafından benimsenmiş bir kural sözleşmesi çerçevesinde grup amaçlarını gerçekleştirmeye rıza olarak ortaya çıkar. Bu durum aynı zamanda toplum tarafından tayin edilmiş ve benimsenmiş amaç ve hedeflere varmak için isteğe bağlı ve zorunlu olarak kullanılan vasıtaları da kapsar.
Ortaya çıkan bu uzlaşma alışkanlık, gelenek (örf-âdet), rasyonel uzlaşma ve mütalaalar (anayasa, kanun, yönetmelikler) ideoloji veya dine dayalı olarak ortaya çıkabilir.
Uzlaşma toplumun bütününü kapsamak zorunda değildir. Tabii olan da budur. Diğer bir ifade ile her toplumda belli bir derecede karşı gelmeler ve sapmalar olabilir. Zira bir toplumda ne fert ne de gruplar toplumla tıpatıp aynileşmiş değildirler. Böyle bir durumda sosyal değişme ortaya çıkamaz. Bugün bir klan toplumunda yaşamıyorsak bunun nedeni, toplumda mevcut sosyal hareketliliğe açık, ona neden olabilecek kritik sosyal mesafeler bulunmasıdır. Sosyal değişme bu mesafeler arasında kalan değişmeye açık alanlarda ortaya çıkmakta ve toplumda yaygınlık kazanmaktadır.